Nerede bir bebek görse,
Kalbi daralmaktaydı.
Yanındakiler onu bağırlarına basmakta mı,
Durup incelemekteydi.
Pusetinde ya da arabasında ise,
Yanlış anlaşılacağını bile bile,
“Ne olur onu pusetin kartonları arasına hapsetmeyin, hemen kucağınıza alın” demekte,
Çoğu zaman sana ne be kadın bakışlarına maruz kalmakta idi.
En son torununa yüreği pare pare olmuştu.
Erken doğmuş, altı aylık yaşına bedeni dokuz yüz gram düşmüştü.
O beş aylık küvez sürecinde,
Bebeğin anne babası kadar,
Kendisi de acı çekmişti.
Her ziyaretinde nasıl sararıp solduğunu görmekteydi.
Kimse onu kucağına almamaktaydı.
Ağlıyor, minicik bedeni ile kendisini duyurmaya çabalıyordu.
Ancak hemşirelerin çok işi vardı.
Çocuk yoğun bakımın düzeni sağlanmazsa, başhemşire kendilerini azarlardı.
Bazen camların gerisinden ona el sallıyor,
Ya da uzaktan Peygamberimizin hayatını okuyordu.
O da kimsesiz diye kimse ona sütanne olmak istememişti.
En sona kalmış sonunda Halime Hatun onu alıp evine götürmüştü.
Onun gibi kimsesizdi, garipti, torunu.
Torununa ağlarken aslında biraz da kendisine ağlamaktaydı.
Şu ileri yaşında bile hayatta kimsesizdi.
Hiç çok seveni olmamıştı.
Kimselere güven duymamıştı.
Evliydi, mutluydu, deli divane olduğu çocukları, torunları vardı,
Lakin yüreğinde yıllardır kapanmayan yara aksine daha fazla büyümekteydi.
Hâlâ çocukluk travmalarıyla baş edemiyordu.
Annesizliğin oluşturduğu boşluğu hiçbir şey dolduramıyordu.
Babaanne ve amcalar da geçen yıllarda elbet aç açık koymamışlardı.
Lakin sevgi açıydı, ilgi yoksuluydu.
Kendi çocuklarını nasıl içten bağırlarına basarlardı,
Nasıl konuşurken gözlerinin ta içine bakarlardı.
Ona ise bu mutluluk tablosunu seyretmek düşmüştü hep.
Kimse ona sımsıkı sarılmamıştı,
Kimse konuşurken gözlerine bakmamıştı,
Yarım çocuk görmüşlerdi sanki onu,
Düşüp dizleri kanadığında, yaralarını saranlar kendi çocukları kadar çığlık atmamışlardı.
Sanki kendisinin uğradığı kazalar, yaralanmalar olağandı,
Bütün merhamet ırmakları kendi çocuklarına akardı.
Gençliğinde yüzü gülmüş, kendisini çok seven bir eşi olmuştu,
Fakat o sebepsiz ağlamaları, durup dururken içinin daralması, gülerken birden ciddileşmesi, yüreğindeki boşluğun kan dolmasındandı.
Sadece hastalandığında değil, en mutlu anlarında da annesini özlemekteydi.
Yanında olsun istemekteydi.
Dünyanın en güzel hediyesi çocuklarına kavuştuğunda da, onları öpüp koklarken dalar, uzaklara gider, bir annenin kendisini hiç okşamadığı aklına gelir, burnunun direği sızlardı.
Derin ve güçlü duygularla donanmıştı.
Yaşama coşkusu, hayatı kavrayışı mükemmeldi,
Şimdi de torunlarının başucunda,
Onları kucağından bir an bırakmadan,
Sevgisizlik seline kaptırmadan,
Minik kalplerini kalbine yaslayarak,
Mis gibi kokularını ciğerine çekerek,
Bir annenin kucağında görmek istediği kendisini aramaktaydı.