ESAM tarafından düzenlenen Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Reformu konulu konferansta konuşan Doç. Dr. Osman Can, "Öyle bir yargı meydana gelsin ki, toplumun aynası olsun" dedi.
Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi (ESAM) tarafından düzenlenen Çarşamba konferansları dizisi devam ediyor. Anayasa tartışmalarının yaşandığı bir dönemde ESAM‘ın konuğu Anayasa Mahkemesi Raportörü ve Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği Eşbaşkanı Doç. Dr. Osman Can idi. ‘Hukukun üstünlüğü, yargı reformu‘ isimli konferansta konuşan Can, Türkiye‘deki hukuk düzenine ilişkin eleştirilerini kaydetti.
ESAM Konferans Salonu‘nda düzenlenen programa ESAM Genel Başkanı Recai Kutan‘ın yanı sıra çok sayıda siyasi parti temsilcisi, akademisyen ile üniversite öğrencileri iştirak etti. Batı hukuk anlayışları ile bu gün geldikleri demokratik nokta ile önemli bağlar olduğunu söyleyen Can, Türkiye‘nin hukuk düzeni açısından batının yolunu takip ettiğini söyledi. Konuşmasında özellikle Almanya hukuk sistemi ve devlet anlayışı ile ilgili örnekler veren Can, Türkiye‘nin de bu son günlerde yaşadığı sıkıntıların benzerlerinin geçtiğimiz yüz yılın ortalarında Batılı Devletler de yaşandığını kaydetti.
Demokrat Parti zihniyeti değiştirdi
Türkiye‘de çok partili döneme geçiş ile yargı dünyasında önemli zihin değişikliklerinin meydana geldiğini dile getiren Can, Demokrat Parti‘nin 1950‘de iktidara geldiği sene adli yıl açılış konuşmasın da Yüksek Türk Yargısı Temsilcileri, ilk defa ‘siyaset yargıdan elini çekmeli‘ diye ifadeler kullandıklarını kaydetti. Can, "Daha önce yargı tarafından kullanılan ‘yargının görevi yürütmenin işini kolaylaştırmaktır‘ anlayışı birden değişiyor. Artık siyaset yargıdan elini çekmelidir. Ancak o dönemde DP‘de kendi yargısını kendi yargıçlarını yargı sistemi içerisine yerleştirdi. On yıllık süreç içerisinde yargının her tarafına CHP ideolojisine sahip olmayan insanlar yüksek mevkilere geldi" dedi. Darbe sonrası yapılan Anasaya‘da yeni yargı kurumların oluşturulduğunu söyleyen Can, "HSYK gibi yeni kurumlar oluşturuldu. Bu sistem ile siyasetten etkilenmeyecek, temizlenmiş, ayrık otlarından azade kılınmış, tertemiz bir yargı meydana getirilmeye çalışıldı" diye konuştu.
Bu sürecin sonunda bir askeri darbenin olduğunu da söyleyen Can, "1960 askeri darbesinden sonra darbede aktif şekilde görev alan yargı mensupları daha sonra önemli kurumların kilit noktalarında yer aldılar. Darbe döneminde Danıştay‘ın yarısı, Yargıtay‘ın altıda biri emekliye sevk ediliyor. Yargıçlar içerisinde beş yüz kişi görevden uzaklaştırılıyor. O dönemin yargıçları düşünüldüğünde bu rakam önemli bir yekün tutuyor. Peki kim bu yargıçlar. CHP ideolojisi ile bağdaşmayan DP düşüncesine daha yakın olan insanlar. Hakim şu ya da bu görüşe sahip olabilir. Hakim dediğimiz hangi görüşe sahip olursa olsun taraflar karşısına geldiğinde adaleti tesis edecek olan insandır" dedi.
Yargı militarist yaklaşımı benimsiyor
1980 askeri darbesinin yargıya pek dokunmadığını ancak bazı içerik değişlikleri yaptığını dile getiren Can, esas itibariyle yargının ideolojik yapısına dokunulmadığını kaydetti. "Bütün darbe sistemi belli bir ideolojiyi belli bir siyasal duruşu korumak üzere yaratılmış olan bir yargı mekanizmasını demokratik iradeye karşı korumak üzere kuruludur" diyen Can, bu gün Türkiye‘de yargı bağımsızlığı ile ilgili yapılan tartışmaların amacının da bu olduğunu vurguladı. Can, "Yargı kendi içerisinde o geleneksel ideolojiyi korusun, halkın taleplerine karşı direnç göstersin, militarist yaklaşımı benimsesin, bu kuralları korusun, onları ebediyete kadar devam ettirsin. Yargı bağımsızlığı tartışmasının özünü bu oluşturur. Tabi bu gün bunu savunanların unuttuğu bir şeyler vardır. Devir değişiyor, kuşaklar değişiyor, yargı bu şekilde gittiği zaman dünün efendilerini de vurmaya başlıyor" şeklinde konuştu.
Yargı toplumla mücadele etmesin
"Öyle bir yargı meydana gelsin ki toplumun aynası olsun" diyen Can son olarak ise yargının nasıl olması gerektiğini dile getirdi. Can: "Bu yargı toplumsal çoğulculuğa açık olsun. Bu yargı toplumla mücadeleye değil, toplumun iradesi doğrultusunda ortaya çıkmış olan yasaların uygulamayı temel görev bilsin. Bunun ötesine karışmasın. Bütün toplumsal çoğulculuk oraya yansısın. Bu şekilde ne bir ideolojinin, ne bir partinin, ne bir siyasal duruşun ne şunun ne bunun yargısı olsun. Herkesin yargısı olsun. Kısacası hakem olsun."