Peşin hüküm, kalbi veya zihni okuma hevesidir diyebiliriz. Yargılamak herkesin nefsi kadar yapabildiği bir mecra. Olmayan şeyleri nasıl inanarak söyleyebilir insan? Üstelik tanımadıkları hakkında. Bunu nasıl başlattık sorusuna bir cevap olarak yine sosyal medyayı bulmak ne yazık ki üzücü. Yazarlar ve okurları arasındaki o demir kapıları söküp atan sanal âlem ne hikmetse fütursuzca davranmayı da beraberinde getirdi. Öyle ki bu akıma zaman zaman yazarlar da kapılıyor ve kendi dünyalarında yani yazanların dünyasında esip gürlemeye başlıyor. Şunu hemen belirtelim ki yazmak marifet değildir. Beğenisi dile getirenlerin menfaat beklentisi varsa ya da böyle bir iddiada bulunabiliyorsa onun gerçek bir yazar değil de kraliyette kralı eğlendiren meddah gibi bir komedyen olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ne yazık ki bu defa güldüren değil yaralayan olarak sahne alır. Dil yarası en derin yaradır lakin sosyal medya haldır huldur paldır küldür el âlemin dünyasına dalış yapma izni vermiş durumda. Buna hazırlıksız yakalandık. Önce her şey tuhaf geldi ardından doğal bulundu ve nihayet teşhire ulaştı. Senin kalbinde taşıp seni yıkan aşk sosyal medyada duyduk duymadık demeyin anonsuyla yayılır oldu. Yani? Hayâ duygusunu zedelemenin en basit yolu önümüzde cazibeli bir şekilde açıldı. Günlük yazar gibi paylaşımlar yapıp durduğumuz bu dünyaya hiç kızmıyoruz da yazdığımız günlüğü olur a annemiz okursa dünyayı yerinden oynatıyoruz. Ne fark var? Kimin hakkında ne düşündüğünü adını da belirtmeden lan diye yazıverip tek tıkla paylaşıyor beğeni ve yorumlar alıyorsun da acaba aklına öte dünya ve hesap geliyor mu? Orada yazdıklarının muhatabının tomarla günahını alırken ‘ya hakkını helal etmezse› sorusu niye zihnini mahvetmiyor? Şu soru niye artık kimseleri korkutmaz oluverdi: Hakkımı helal etmezsem? Buna bir de şöyle deniyor hatta: Etmezsen etme, ne hakkın var ki senin.
Oysa sen konuştun bir hak, onu okuyanlar yorum yazdı onlarca hak, beğendiler yüzlerce hak. Ve bir de o kişi sandığın gibi değilse. Al sana suizan, mahşerde bekle dur bakalım helal edene kadar. Ama ya etmezse? Allah affetmeyecek. Hatırlayalım.
Dünya dünyadan küçüktür biz dünyadan küçüğüz. Üstün olduğumuz zannı o biriciklik putu bizi dünyaya biraz daha batırmaktan başka bir şey yapmıyor. Ölümü unutup buraya esaslı bir duruş sergilemeye geldiğimizi sanıyoruz. Bir yanımız savaşın içinde yanarken öte yanımız dünyadan bihaber güle oynaya yürümeye devam ediyor. Endişeyi hep başkaları için çekilmesi gereken bir hâl sanıyoruz. Ayrıştıkça toplumdan kendi dev mağaramızı kazıyor orada yok olup gidiyoruz.
Sosyal medya dünyaya alışamayanlar için hâlâ sevimsiz, ıssız, samimiyetsiz ve soğuk. Olmazsa olmaz değil olmazsa daha rahat. Her gün ego şişiren ve üzerimize boca eden mecrada temiz kalmak ne kadar mümkün olabilir? Fatma Şengil Süzer’in mısraı ile bitirelim: “Bağıralım aya kadar ben senden üstünüm!”