Başkaları için bir şeyler yapmak insanda pozitif etki bırakıyor ve bencilliğe giden bütün yolları kapıyor. Veren kişi alan kişinin yarasına merhem olup iyiliğe açılan kapıları aralıyor. İyilik insanın fıtratıyla uyumlu bir davranış olduğundan ruhsal olarak rahatlık sağlıyor.
İyilik yapmak, hayır hasenat işleri ile meşgul olmak Müslüman toplumların kültürlerinden bir parçadır. Bizim insanlarımız, iyiliğin erdemler safında yer aldığını bilir ve buna uygun davranırlar.
Batı insanı, maddi olarak her şeye sahip oluyor ve istediği her şeye kolay yoldan ulaşabiliyor. Fakat bu toplumlarda depresyon ve intihar oranı gittikçe artıyor ve insanlar bir küçük mutluluk için çalmadık kapı bırakmıyorlar. Çünkü israf, doyumsuzluk ve bencillikleri bu insanları ruhsal bunalımlara ve sosyal çıkmazlara sürüklüyor. Uzmanlar, iyilik yapmanın insanın ruh ve beden sağlığına büyük katkılarının olduğunu söylüyorlar. Batıda bu konuda çalışmalar yapılıyor ve çocuklara arkadaşları için bir şeyler yapıp, paylaşımda bulunmaları tavsiye ediliyor. Son yıllarda hemen her toplumda öne çıkan aktivistler ise haksızlığa uğrayan birey ya da toplumların ortak sesi oluyor ve bu saftaki yerlerini alıyorlar. Ancak yapılan yardımlarda, Allah’ın rızasını merkeze almayan fertlerde yardımlaşma sendromu diye bir sorun ortaya çıkıyor. Kişi, aktivist olmaya ve yapılan haksızlıkların karşısında yer almaya karar veriyor. Fakat işin içinde Allah’ın rızası olmayınca, bir süre sonra “ben farklıyım, ötekilerden değerliyim, çünkü yüksek bir iş yapıyorum” duygusuna kapılıyor. Yani yardım sendromuna tutuluyor. Bu durum, kişinin bencilliğini ve riyakârlığını beslemenin dışında bir işe yaramıyor.
Toplumumuzda bazı kişilerin, evde duracağıma işe yarayayım deyip herhangi bir faaliyete katıldıklarını ve bu faaliyetlerden elde edilen parayı hayır işlerine harcadıklarını görüyoruz. Bunlardan bazıları, mağdur olan sokak çocukları ya da hasta ve yaşlılar için para topluyor, el işi yapıp satıyorlar. Bu çalışmalar elbette takdir edilecek davranışlardır ve desteklenmelidir. Fakat bazı kimseler, hayır çalışmaları adı altında sürdürdükleri bu faaliyetleri sırf bir yer edinebilmek için yapıyorlar. Başarıyorum, farklıyım, iyilikseverim diye düşünüp, kendilerini veren, muktedir olan kişi olarak görmeye başlıyorlar. Yani iyi niyetle yola çıkan insanlarımız, bu eylemlerini yücelterek, yardım sendromuna yakalanabiliyorlar. Rabbimiz insanın fıtratını biliyor, o yüzden dinimizde yapılan iyiliklerin gizlenmesi tavsiye edilmiştir. Büyüklerimiz yaptıkları iyilik ve ikramları gizlice yapmış ve mükâfatı Allah’tan beklemişlerdir. Onların bu çalışmaları halis niyetleri ile ziyadeleşerek maddi ve manevi kazanca dönüşmüştür. İslam toplumlarında iyilik ve erdemler çocuğa aile içinde öğretilir ve içselleştirilmesi sağlanır. Ancak anne babalar çocuğa sadece iyilik etmenin önemini değil, iyiliğin nasıl ve ne şekilde yapılacağını da öğretmelidirler. Eğer bunu başarabilirlerse bu çocuklar gelecek yaşantılarında yardım sendromuna yakalanmazlar.