Yardım eden, emir de verir

Abone Ol

Gazetelere yansıyan haber şu: Adliye (Adalet) ya da yargı şeklinde yanlış olarak nitelenen) "Reform"una yönelik faaliyetleri içeren tasarıyı Adalet Bakanı, AB genişlemeden sorumlu "komiseri" Olli Rehn e veriyor. Aslında sunuyor: "Nötr" anlamında "sunmak", ilişkinin önem ve nezaketini gösterir. ABile Türkiye nin, benim daima diplomasi temelinde kavranılması gerektiğini savunduğum, bazı çevrelerin özellikle bir "medeniyet projesi" şeklinde tanımladığı durum dolayısıyla hayati bir ilişkisi vardır. Dolayısıyla bu ilişki çerçevesinde ve kapsamında yapılan her türden faaliyet, etkinlik, bilgilendirme, elbette bir "sunma" niteliğini içerecektir. Sunma ya da sunum öncesinde, buna uygun bir hazırlığın ve sürecin bulunması da şarttır. Eğer böyle bir hazırlık ve süreç yoksa, sunma değil, ilişki başka bir nitelik kazanacak, kategorisi değişecektir.Emir veren, emir alan, buyuran, buyurulan, baskı altına alan (baskılayan), baskı altına alınan (baskılanan), yardım eden, yardım edilen vb. farklı kategorileştirmeler ortaya çıkabilir.

Avrupa nın coğrafyası, tarihi, yerüstü-yeraltı kaynakları, kültürü, düşünce ve düşünme yöntemi vb. gözönüne alınarak kendi içinden bakıldığında "medeniyet projesi", kendi varlık gereği hayati anlam ifade eder. Ancak somut gerçeklikler böyle bir "idealizasyon"u, ülküleştirmeyi taşıyıp taşımama konusunda kesin bir yargının kurulmasına yeter olmayabilir gibi görünmektedir. Belki de yanılmaya yol açan şu husus pek dikkate alınmadığı için, "Kömür ve Çelik Birliği"nden "Avrupa Birliği"ne uzanan sürecin hep kazanç hanesini beslediği izlenimi, "medeniyet projesi"nin de aynı mantık temelinde gerçekleşebilir olduğu zehabı doğabilmektedir. "Medeniyet projesi", deyimi en fazla sürmekte olanı, ama aslında geçmişteki medeniyet(ler) i özümleme, irdeleme, tartışma, eleştirme, değerlendirme, yargılama gibi bir takım evreleri kapsadıktan sonraki düşünce, bilim ve tekniğin nasıl bir oluşum seyri izleyeceğiyle ilgili bir olgudur. Aksini düşünmek, "vulgaire" deyişle, "medeniyet mühendisliği" olur, olabilirse ancak! Çünkü düşünce tamamen, bilim kısmen bilinemeze yöneliktir, kışkırtcı merak duygusu onun için vardır ve anlamlıdır.

Şu hususun tartışılması ihtimal Avrupa için anlamlı bir düzeye gelebilir: Kant ın "Edebî Barış Üzerine"sini "proje" olarak alıp ne oranda gerçekleşmesini sağlayabilmek!

Unutulmaması gereken önemli bir konu, II. Dünya Savaşı ndan sonra, 68 Gençlik Olayları hariç, Avrupa, Rusya nın güttüğü siyaset ve İslâm ın diriliş sancıları çekmesi karşısında, kendi içinde çatışmayı, savaşı ötelemeyi başardığı için nisbi bir barış dönemini yaşamıştır, yaşamaktadır hâlâ. Ancak Avrupa nın dayandığı, varoluşunu borçlu olduğu düşünce ve hayat ilkesi karşıtların çatışmasını içerir ve ona bağlıdır.

İfade-i meram, yani sözün özü; Türkiye (dikkat Türkiye diyorum, devlet, hele hükümet, belli bir siyasî partinin iktidarı değil), AB ile ilişkilerini diplomasi düzlemine çekerek, bu anlama uygun yürütmediği sürece, ortaya çıkan ilişki kategorisi sürekli değişikliğe uğramaktan kurtulamayacaktır. Yardım olunduğunu sandığı anda buyurulan, emir alan konumuna hapsedildiğini çoğu kez farketmeyecektir. Avrupa nın somut gerçeğini kendi varlık hakikatinin olmazsa olmaz şartı sanma gibi sanal algılara, hatta aymazca duygulara bırakacaktır kendini.

TAZİYE: Öğretmen ve yazar Vehbi Vakkasoğlu nun muhterem babaları Hilmi Vakkasoğlu nun Hakk a yürüdüğü haberini aldım, yazıyı bitirdiğim esnada. O ndan geldik O na gidiyoruz ve gidicileriz, bu "Gelimli Gidimli Dünya"da. Allah tan gani gani rahmet dilerim Hilmi Ağabeye. Salih kullarıyla haşrolur, Peygamberimize komşu olur inşaallah.Dostum Vehbi Hocaya, ailesine, eş-dost ve yarânına başsağlığı, iki cihan saadeti dilerim.

Ulu Camii nin karşısındaki Ankara Pazarı Kitabevi nde verdiği hayırlı ve güzel hizmetler ecir hanesine mutlaka yazılmıştır.