Hemen herkes için ütopik bir ülkeydi, Kuveyt. Zengin petrol yataklarıyla, değerli para birimi dinarıyla ve ünlü Sabah ailesiyle anılır, hatırlanırdı. Rüya ülkeydi...
İmrenilir, gıpta edilir, dünyanın en zengin ülkesi olarak bilinirdi.
Zira Körfez ülkeleri arasında petrolü ilk işleyen, petrolün getirdiği refahla ilk tanışan devletti, Kuveyt.
Toplumlar bu ülkenin refah düzeyine imrenirken, emperyalist güçler küçük yüzölçümüne rağmen sahip olduğu dev petrol rezervlerinden gözlerini ayırmıyor, ele geçirmenin hesaplarını yapıyordu.
Dolayısıyla sahip olduğu zengin yeraltı kaynaklarıyla iştahları kabartan Ortadoğu‘da yer alan Kuveyt, emperyalist güçlerin ve de maşalarının hedefinde bulunuyordu. Senaryo hazırlıklarını tamamladılar.
Aktör zaten hazırdı.
Adı Arapça, yerle bir eden, yıkan anlamına gelen Saddam, kendisine biçilen rolü oynama konusunda gönüllüydü.
İran‘a uzun ve kanlı sürecek bir savaş açan ve bu savaştan umduğu kazancı elde edemeyen Saddam‘a yeni bir fırsat sunar gibi gösterdiler.
Onu Kuveyt‘e saldırmaya teşvik ettiler.
...Ve çeyrek yüzyıla yakın bir süre "devlet başkanlığı"nı yürüten Saddam, Ortadoğu‘yu cehenneme sürükleyecek olan senaryonun bir parçası oldu. Irak‘ın istikbalini yok edecek oyunda önemli bir rol aldı. 2 Ağustos 1990 yılında Irak birlikleri Kuveyt‘i işgal etti.
Artık savaşlar, ülkeler arası çatışmalar, ulusal kurtuluş savaşları ve emperyalist işgallerle gündemden düşmeyen Ortadoğu‘da yeniden kara günlerin başlaması için düğmeye basılmıştı. Dünyanın en çalkantılı bölgesi olan Ortadoğu için istikrardan söz etmek kesinlikle mümkün olmayacaktı.
Gıpta edilen, hayalleri süsleyen Kuveyt işgal altındaydı.
Saddam‘ın emrindeki birlikler, Kuveyt‘i taru-mar etmiş, yakıp yıkmış, kan dökmüş, geride gözü yaşlı analar, bacılar, kardeşler, yetimler, öksüzler bırakmıştı. İşgale karşı direnenleri tutsak alıp, zindanlara tıkmıştı.
Batı‘nın bölgeye yerleşmek için ilk gerekçesi hazırdı, artık...
Bugün "demokrasi ve özgürlük götürme" adı altında korkunç soykırımlara imza atan güçler, 20. yüzyılda " bağımsız bir ülkeyi işgale izin vermeyeceklerini" gerekçe göstererek ard arda sert açıklamalar yayınlıyorlardı..
İslam dünyası ise bölük pörçük vaziyette cılız tepkilerle olanı biteni seyrediyor.
Zavallı bir görüntü veriyordu.
Çaresizlik içerisindeydiler.
Kuveyt‘in işgaliyle çok telaşlandılar. Aynı sonla karşılaşma endişesine kapıldılar.
Bu gelişmeler üzerine işgal edilme korkusuna kapılan diğer Körfez ülkeleri Batı‘ya iyice yanaştılar.
Suudi Arabistan toprakları başta olmak üzere bazı Körfez ülkeleri çok uluslu güce açıldı.
İşte bu noktada çok yakıcı bir durum ortaya çıkmıştı:
"Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah‘ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın" şeklinde Hucurat 9‘da emredildiği gibi, İslam dünyasının ortak askeri gücünün gerekliliği...
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, geçtiğimiz yıl Müslümanların içinde bulunduğu durumdan kurtulabilmesi için gerekli olduğu tartışılmaz olan bir konuyu gündeme taşıyordu.
İhsanoğlu, "İKÖ bünyesinde ortak bir İslam Ordusu kurulmalıdır" diyordu.
Bu açıklama dünya Müslümanlarını heyecanlandırmıştı. Zira İslam ülkelerinin de NATO benzeri bir oluşumu olacaktı.
Ancak daha sonra İKÖ olağan-olağanüstü birçok toplantı gerçekleştirmesine rağmen bu konuda herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.
İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği (İDSB) 5. Konsey Toplantısı‘nın açılış oturumunu izlemek üzere Uluslararası İslami Yardım Kurumu (Cemiyye El-Hayriyye)‘nın salonundayız. Toplantıya 20 farklı ülkeden konsey üyelerinin yanı sıra, başta Türkiye‘den olmak üzere pek çok sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve akademisyen de iştirak ediyordu. Oturumuna ayrıca çok sayıda Kuveytli üst düzey yetkili katılıyordu. Toplantının açılış konuşmasını yapan Yusuf Casim el-Hacci Ebu Ya‘kub, İslam dünyasının Türkiye‘den büyük bir beklenti içerisinde olduğunu önemle vurgulayarak, çalışmaları hakkında bilgiler verdi.
Yusuf Casim el-Hacci‘den sonra söz alan İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu, İslam Dünyasına önemli mesajlar verdi ve İDSB‘nin gelecek dönemdeki faaliyetleri hakkında ipuçları içeren konuşmasında İDSB‘nin coğrafi ve demografik temsile ulaşmasıyla çok daha etkin olacağını ve artık aksiyon dönemine geçebileceklerini ifade etti.
İDSB, aksiyon dönemine geçti
İDSB Genel Sekreteri Necmi Sadıkoğlu Kuveyt‘te gerçekleştirilen 5. Konsey Toplantısı açılışında İslam Dünyasına önemli mesajlar verdi ve İDSB‘nin gelecek dönemdeki faaliyetleri hakkında ipuçları içeren konuşmasında İDSB‘nin coğrafi ve demografik temsile ulaşmasıyla çok daha etkin olacağını ve artık aksiyon dönemine geçebileceklerini ifade etti.
İslam Dünyasının birlik ve beraberliğini temin etmek, aramızdaki yardımlaşma ve dayanışmayı artırmak için 2005 Mayıs‘ında İslam Dünyası STK‘ları Birliği (İDSB)‘yi kurmaya karar verdiklerini anlatan Genel Sekreter Sadıkoğlu, "O günden bugüne hayli yol aldık. İDSB, şimdi, 40‘a yakın ülkeden 110 üyesi ile devasa bir yapı olmaya doğru hızla yol alıyor. Kamboçya‘dan Burkina Faso‘ya; Amerika Birleşik Devletleri‘nden Endonezya‘ya, Kazakistan‘dan, Sudan‘a; Malezya‘dan İngiltere‘ye kadar, nerede Müslüman varsa oradan kuruluşlar bu çatı altında toplanmaya devam ediyorlar. Bu güce kolay ulaşmadık. Üç senedir yoğun gayretle yapılanma dönemine devam ediyoruz. Yapılanma dönemine devam etmekle birlikte, aksiyon dönemine de sür‘atle ama itinalı ve ihtiyatlı adımlarla geçiyoruz. Artık bu gücümüzü daha etkin kullanmalıyız ve Allah‘ın izniyle kullanacağız da" dedi.
"Yaşanan göçler, iletişimin güçlenmesi ve tebliğ faaliyetleri neticesinde artık İslam Dünyası denilince bütün dünya anlaşılmaktadır" diyen Sadıkoğu konuşmasını şöyle sürdürdü:
Bizim hedefimiz budur; Tüm dünyaya İslam Medeniyetinin sönmez ve söndürülmez bir güneş olduğunu hep birlikte göstereceğiz. Dünyanın neresinde Müslümanlar varsa onların imdadına koşacak, onların gelişmesi ve kuvvetlenmesi için elimizden gelen bütün gayreti göstereceğiz. İDSB olarak demografik ve coğrafi temsili olabildiğince etkin kılmalıyız. Zira bu şekildeki etkin temsille birlikte ancak güçlü bir birlik haline gelebiliriz.Bu vazife hepimizin omzuna yüklenmiş en önemli farz vazifedir. Bugün dünyanın her neresinde olursa olsun, sıkıntı ve zulüm altındaki kardeşlerimizi düşünmek, onlar için dua etmek ve en önemlisi onlar için birlik ve beraberlik içinde daha çok çalışmak zorundayız.
Konuşmasını duygu ve anlam yüklü ifadelerle sürdüren Necmi Sadıkoğlu, İslam dünyasının yıllardır kanayan yaralarına dikkat çekerek, "UNUTMAYALIM Kİ, Filistin sadece Filistinlilerin meselesi değildir. Irak‘ta akan kan sadece Irak‘ın acısı değildir. Keşmir‘de bitmek bilmeyen haksızlık ve hukuksuzluk sadece Keşmir‘in çözmek zorunda olduğu bir problem değildir. Keza, Doğu Türkistan, Kıbrıs, Karabağ, Kafkasya, Kosova, Darfur, Filipinler, Burma, Tayland‘da yaşanan trajediler hepimizin meseleleridir. Bunu böyle görmemizi imanımız emreder. Bilelim ki, bizim gayemiz bu şuuru uyandırmaktır. Dirilmek ve direnmektir. Uyanmak ve uyandırmaktır. Bu ulvi gayemize ulaşmak için çıktığımız yolda yardımcımız Allah, rehberimiz Kur‘ân, örneğimiz Resulullah‘tır. Allah‘ın rızasından başka hiçbir hesapla ilgilenmiyoruz, ilgilenmemeliyiz.
Sadıkoğlu sözlerini, "Bu toplantımızın aramızdaki kardeşlik köprülerini kuvvetlileştirmesini Allah Teâlâ‘dan niyaz ediyorum. Bir şeyi hiç unutmamalıyız: Biz harici veya dahili, kaynağı ne olursa olsun, aramızda nifak ve ayrılık tohumları ekecek her teşebbüse ve harekete karşı çok duyarlı olmalıyız. Her ne sebeple olursa olsun, zihinlerimize inşa edilen sınırları, duvarları, sunî barajları yıkma vakti gelmiştir. Artık eski hal muhaldir; ya yeni bir birlik potasında eririz ya da zillet ve esaret içinde; ihtilaf ve düşmanlıklarla yaşamaya mahkûm oluruz. İzzet ve şerefle, tevhide inanmış, tevhide inandığı için de ittihada susamış kullar olarak Kur‘ân‘ın etrafında ve Peygamberimizin bayrağı altında toplanabilmeliyiz" diyerek sözlerini tamamladı.
20 yeni üye daha birliğe katıldı
Konuşmalarının ardından ev sahibi kuruluş olan Uluslararası İslami Yardım Kurumu (Cemiyye El-Hayriyye)‘yi ve İDSB‘yi tanıtan sunumlar yapıldı. Karşılıklı hediyeleşmelerden sonra ikinci oturuma geçildi. Toplantıda İslam Dünyasının problemleri masaya yatırıldı ve sivil toplum kuruluşları olarak yapılması gerekenler belirlendi.
İki gün süren ve her konsey üyesinin ve komisyon başkanının ayrı ayrı raporlarını sunduğu toplantının sonunda İDSB komisyonlarının faaliyet programı belirlendi, 8-9 Aralık‘ta İstanbul‘da gerçekleştirilen Uluslararası İslamofobya Konferansında kurulması kararlaştırılan Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi‘nin tesis ve işleyişi değerlendirildi, İDSB Konseyi‘ne sunulan projeler değerlendirilip onaylandı, 2008 yılı faaliyet programı hakkında değerlendirmeler yapıldı ve 20 yeni üye daha birliğe katıldı.
Son gün kapanış oturumundan sonra yapılan basın toplantısında Genel Sekreter Sadıkoğlu 5. Konsey Toplantısı hakkında Kuveyt basınına bilgiler verdi.
Toplantının sonuçları
İDSB 5. Konsey Toplantısı sonucunda başlıca şu kararlar alındı:
1. İDSB Coğrafi, demografik ve etkin bir temsile ulaştırılacak
2. İDSB‘nin tanıtımı için özel kampanyalar düzenlenecek
3. Uluslararası Kuruluşlara akreditasyon çalışmaları başlatılacak
4. Uluslararası toplantılara ve oluşumlara temsilci gönderilecek
5. İDSB Komisyonlarının periyodik toplantılarla etkinliği ve proje uygulama kapasiteleri artırılacak
6. Başta İslamofobya ile mücadele etmek için kurulan Ayrımcılıkla Mücadele Komitesi faaliyete geçirilecek
7. İslamofobya Konferansı‘nın tebliğleri ve sonuçları yayına hazırlanacak
8. Üye ülkeler arasında öğrenci değişim projeleri başlatılacak
9. Uluslararası Sivil Toplum Eğitim projesi 2009‘da başlatılacak
10. Filistin, Irak, Keşmir, Kafkasya, Darfur, Somali, Filipinler başta olmak üzere İslam Dünyasının problemli bölgeleri ile ilgili sosyal ve hukuki alanda etkin çalışmalar yapılacak.