Yaptıklarımızı gözden geçirelim mi?

Abone Ol

Bismillahirrahmanirrahim;

Rahmet ve mağfiret ayındayız. Kur’an’ın indirilmeye başladığı ayda. İçinde bin aydan hayırlı Kadir gecesi var. Allah’ın rahmeti sonsuz! Ramazan; amellerimizin muhasebesini yapma, silkinme, arınma, yenilenme ayı. Gün boyu açlıkla mücadele edildiği için, büyük cihat sayılan tam bir nefis muhasebesi. Bedir zaferi, Mekke’nin fethi gibi önemli olaylar bu ayda gerçekleşti.  Cihat ayı da diyebiliriz Ramazan’a.

Allah’ın her yarattığı hikmetlidir. Emrettiği ibadetlerin de sayısız hikmet ve kazandırdıkları var. İbadetlerle donanımlı bir kulda ideal bir Müslüman şahsiyeti oluşur. İbadetlerdeki özü yakalayıp Allah’ın murat ettiği amaca ulaşmak gerekli!

İsterseniz anlayabildiğimiz ölçüde bazı temel ibadetlerimizdeki hikmetleri görmeye çalışalım:

Kelime-i şehadet İslam’ın giriş kapısı. Bunu söyleyen saadet ve kurtuluş yoluna girer. Allah’ın Rabliğini, Resul’ün elçiliğini tanıklık etmiş gibi kabullenir. Allah ve Resulü’nün koyduğu ölçülerle bir hayat tarzı oluşturmaya çalışır.

Namaz dinin direği. İnsanı kötülüklerden alıkoyan bir ibadet! Günde 5 vakte yayılmış.

Oruç takvaya ulaştırır; Allah’tan sakındırır; helal, haram sınırlarında titizlik göstermeye çağırır.

Zekâtlar, sadakalar insanları bencillikten kurtarır, paylaşmayı öğretir.

Hac, kardeşliği pratize eder; Müslümanların birbirleri için yaşayan bir ümmet olduğu eğitimini yaptırır.

Cihat ibadetlerin ve Allah yolundaki fedakârlığın zirvesi! Yeryüzünde Allah’ın indirdikleri hâkim olsun azim ve gayreti.

İyilikleri emretmek, kötülüklerden sakındırmak; yeryüzünü yaşanılabilir hale getirmek, toplumu huzur ve barış iklimine ulaştırma çalışması.

HİKMETSİZ, faydasız bir ibadet yok. Hepsi bizim iyiliğimiz için. İzninizle Ramazan ayında bir muhasebe yapalım. Biz kardeşler topluluğuyuz. Birbirimize karşı görevlerimiz var. Müslümanlar kardeşlerini cennete itekleme çalışması yapmalı. Akif’in deyimiyle: “Emr-i bi’lma’ruf imiş ehl-i İslam’ın işi, / Nehyedermiş bir kötülük görse kardeş kardeşi.”

Hz. Ebubekir’in (ra) halife seçildikten sonraki hitabesi insanlığa manifesto özelliğindedir: “İyilik üzerinde olursam bana yardım ediniz. Kötülük üzerinde olursam beni doğrultunuz. İçinizdeki zayıf kişiler, haklarını alıncaya kadar benim yanımda güçlüdürler. Bir toplum Allah yolunda cihadı terk ederse, Allah onlara dünyada zillet verir. Toplumda zina ve türleri yaygın hale gelirse, Allah o topluma bel ve musibeti genelleştirir. (İbniHişam, Siret’ünNebeviyye, c. 5, sh. 312)

Yöneticilerimiz halkına hizmetle görevli. “İnsanların hayırlısı insanlara faydalı olandır.” Görevler emanettir. Hak ve adalet gözetilerek yapılmalıdır. Yöneticiliğin “ateşten gömlek” olduğu bilinmeli. Sorumluluk şuuruyla yapılmazsa Kıyamet günü hesabını vermek çok zorlaşır.

Cihat, İslamî ve insan değerlerin yaşatılması gayreti! Allah Resulü’nün İslam’ı yaymak için verdiği mücadele ortada. O, bize örnektir; yolu yolumuzdur. İnsanlığı saadet ve barış iklimine ulaştırma görevi hepimizin. Müslüman kardeşlerimiz zulüm ve mağduriyetten kurtulsun; gayri Müslimler de hakikati öğrensin anlayışıyla cihat edeceğiz. İyilikleri, güzellikleri yayma, önemli İslam görevlerimizden.

MÜSLÜMAN toplumda yaşanan fitne ve ifsatlar bizi rahatsız etmeli, sorumluluğumuzu kuşanmalıyız. Evlatlarımızın cinsellik, fuhuş, zina, alkol, uyuşturucu, kumar gibi tehlikelerin girdabına düşmesine seyirci kalamayız: “Merhametin yok diyelim kendine, / Merhamet etmez misin evladına.”

Rabbimiz buyurur: “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar birbirinin dostudurlar. (Birbirinin tarafını tutarlar) İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah zalimler topluluğuna hidayet vermez.” (Maide, 51)

Bu ayet ve Hz. Ebubekir’in (ra) “Zinanın yaygınlaştığı toplumda bela ve musibetler genelleşir” sözünü birlikte müzakere edelim:

Üzerimizde kara bulutların dolaştığı belli. Belalar, musibetler durmak bilmiyor: Terörden ölenler, cinayetler, trafik kazaları, intiharlar, uyuşturucu kurbanları… Daha nice felaketler!

“Kula bela gelmez Hak yazmayınca, / Allah bela vermez kul azmayınca!” Bu musibetler,  yaptıklarımızın karşılığı olabilir mi? Üzerinde düşünelim!

Elimizde güzel bir fırsat var: Yöneticilerimizi seçme hakkı. Yöneticilerin karar ve icraatları tüm toplumu etkiliyor. Hepimiz bir partiye oy veriyor, onları kendimize temsilci yapıyoruz. Yetki elimizde. Öyleyse, oy kullanmak ciddi bir sorumluluk.

Siyasiler seçimlerde sivil kuruluşlara, sosyal gruplara, kanaat önderlerine, şeyh efendilere… Giderek oy istiyorlar. Peki, bunlardan, “Şu yanlışınızı düzeltin; Yahudilere, Hıristiyanlara karşı dikkatli olun; kötülükleri önleyin” türünden talepleri olanlar ne kadar? Yoksa teslimiyetçi yaklaşımla mı oy kullanıyorlar?

Bu ülke hepimizin! Bunlar bizim insanımız! Türkiye’de birlikte yaşayacak, hep birlikte var olacağız. Birbirimize karşı sorumluluğumuz unutulmamalı!