Yaptığını yıkanlar

Abone Ol

Yaptığını yıkan, ördüğünü söken, yükselttiğini alçaltan, övdüğünü yeren insanlar için Rabbimiz ahmak dememiş de, “Ördüğünü söken kadın” demiş.

Ayet nazil olduğunda, söz verip de sözünden dönenler, iman edip de imanından kâfirliğe dönenler için Rabbimiz, Mekke halkının daha önceden kullandığı atasözünü ayeti kerimede kullanmış ve:

“İpliğini sağlamca eğirdikten sonra çözen ka­dın gibi olmayın. Bir ümmet (kâfirler) diğer ümmet­ten (müminlerden) daha çok diye ye­minleri­nizi ara­nızda (faydalı) bir giriş edinirsiniz. Ancak Allah sizi O (kâ­firlerin çokluğuyla) imtihan eder ve hakkında ihtilaf ettiklerinizi kıyamet günü size muhakkak açıklayacaktır.

Eğer Allah dileseydi sizi bir tek ümmet ya­pardı. Ancak O diledi­ğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir ve siz, yaptıklarınız­dan mu­hakkak sor­guya çekileceksi­niz” buyurmuş (Nahl süresi ayet 92-93).

“Rayta’tü-l Hamka/Ahmak Rayta” denilen kadın, akşama kadar ördüğü iplerini sabaha kadar söker ve elinden hiçbir iş çıkmazmış ama işsiz de kalmazmış.

Sözünden dönenler için de bu ifadeyi uygun bulmuş ve Rabbimiz bizi yaptığımız iyi işi bozmamaya dikkatimizi çekmiş.

Kâfirlerin askerce çokluğu, paraca bolluğu, silahça daha güçlü olduğu gözümüzü korkutup onlara şirin görünme tarafına gidenler, bu dünyada da yaranamazlar, ahirette de yaranamazlar.

Bu türlerin psikolojisini Rabbimiz:

“Ey iman eden­ler, Yahudi ve Hıristi­yanları (idareci) dost edinme­yin. Onlar birbirlerinin dostudur (idarecisidir.) Sizden kim onları (idareci) dost edi­nirse muhakkak o, onlardandır. Allah za­lim toplum­lara yol göstermez.

Kalplerinde hastalık bulu­nanların, ‘Bize bir belâ gelmesin­den korka­rız’ di­yerek onların (Yahudi ve Hıristiyanların) ara­sında ko­şuşturduklarını görür­sün. Umulur ki Allah bir fetih veya kendi katın­dan bir emir ge­tirir de içlerinde gizledikle­rine pişman olurlar” (Maide süresi ayet 5/51-52).

Yahudi ve Hıristiyanların çok ve güçlü olduğunu görünce oraya koşan, Müslümanlara ihtiyacı olduğunda onlara gelen insanların gündüz dokuduğunu, ördüğünü, yaptığını gece yıkana benzetmiş ve başarı beklerken yıkıma uğrayacağını haber vermiş.

Sözleşmelerimiz, İslam dinine aykırı olmamak kaydıyla, yapıldığı zaman, karşı taraf ister kâfir olsun, ister Müslüman olsun, ister dost olsun, ister düşman olsun sözleşmeye bağlı kalınması gerekir.

Sekiz milyar insanın her biri ruhlar âleminde Rabbimiz, “Ben sizin Rabbiniz değil miyim” dediğinde, “Evet sen bizim Rabbimizsin” dediklerinde ilk sözü vermiş oluyorlar.

“Ben hatırlamıyorum” diyebiliriz. Hatırlamamamız olmadığı anlamına gelmez.

Anneniz size, “Sen altı aylıkken, kucağımdan düşüverdin” diye başlayan haberini de hatırlamazsınız. “Ben hatırlamadığıma göre  yalan söylüyorsun” derseniz anneniz size, “Bak kafandaki iz o zaman olmuştu” deyiverir.

Her insanın bir tapındığı olduğuna göre bu bize içimizde ibadet etme gücümüzün olduğunun şahididir.

Müslümanlar, söz verdikleri Rabbe ibadet ederler, Müslüman olmayanlar da kendileri gibi birilerinin kurallarına uyarak onlara tapınarak ihtiyaç gidermeye çalışırlar.

Sultanahmet Camii’nde halka Allah huzurunda boyun eğme eğitimi veren, kendisi ise dışarıda başkalarının önünde eğilen ve Kur’an-ı Kerim’i Türkçe okumak zorunda kalan Sadettin Kaynak ise, Vecdi Bingöl’ün şiirini Uşşak makamında besteleyerek tevbesini şöyle yapar:

“Ne yaptım kendimi nasıl aldattım,

Elimle ruhumu ateşe attım.

…..

Değiştim dikeni nazlı gülümde,

Taptığım mihrabı yıktım elimle.” 

Sevgili Peygamberimiz, gençliğinde Kureyş kabileleri arasında zalime karşı mazlumun korunması konusunda Abdullah bin Cüd’an’ın evinde yapılan anlaşmayı, peygamberliği döneminde hatırladığında:

“Abdullah bin Cüd’an’ın evinde yapılan sözleşmede ben de vardım. O anlaşmayı o kadar sevdim ki, kızıl develere sahip olmaktan daha sevimli idi bana. Bugün İslam döneminde bile böyle bir anlaşmaya davet edilsem hemen katılırım” buyurmuş (Beyhaki, Süneni kübra, K. Kasmü ‘l-fey’i, bab 62, babü i’taü’l-fey’i). 

Başta Allah’a verdiğimiz sözlerden dönmemek, canımız pahasına da olsa dönmememiz gerektiğini Rabbimiz şöyle haber verir:

“Müminlerden öyle er kişiler vardır ki, Allah'a verdikleri sözü yerine getirdi­ler. Onlardan bir kısmı adağını yerine getirdi (canını verdi) kimi de (Allah için ca­nını vermeyi) beklemektedir, (özlerini ve sözlerini) hiç değiş­tirmediler” (Ahzab süresi ayet 33/23).

Dünyanın bütün kâfirlerinin, orduları, paraları ve silahları bir araya getirilse, Rabbimizin gücü karşısında sinek kanadı kadar bile değeri yoktur.

Biz, Rabbimizin rızasını, kâfirlerin rızasının önüne alır ve O’nun istediği şekilde ona kulluk yaparsak bize hiçbir zarar veremezler.

Dayanağım, delilim:

“Size bir iyilik dokunsa onları (kafirleri)  tasalandırır. Size bir kötülük do­kunsa onunla neşe­lenirler. Eğer sabreder ve sakınırsanız onla­rın hi­lesi hiçbir şeyle size za­rar veremez. Şüphesiz Allah yaptıkla­rını ku­şatmıştır” (Al-i İmran süresi ayet 3/120).