Yapmacık Mabetler

Abone Ol

Bizi gezmeye götürsene diyor; diğeri soruyor, nereye; cevap AVM’ye! Gezmek ve AVM! Bir kere ifade baştan yanlış; alış veriş merkezi tamlaması sanki özel isimmiş gibi kısaltma yapılarak kullanılıyor. Bu durum sanıyorum Türkiye’den başka bir yerde yoktur! Üstelik kısaltma da bir kelimeye dönüşmüş durumda; aveme! Kelimeye dönüşmekle kalsa iyi başlı başına bir kavram karşılığı olarak kullanılıyor AVM. Kullanılan kavram tamamen kendi kültürümüze yabancı yaşam tarzını ifade ediyor. Hem AVM düşkünleri böyle kullanıyor hem de o dünyayı ülkemize sokanlar böyle olmasını istiyor. İki taraflı aşındırma ve bozma girişimi…

Modern insanın çağdaş mabedi olan AVM, Batı tipi çarşının ülkemiz gibi tüketim toplumu potansiyeline sahip ekonomik ve sosyal düzen açısından sömürülmeye müsait ülkelere sömürü düzeni aracı olarak sokulmuş bir tapınma sunağıdır. Sunak öyle egzotik sunuluyor ki insanlar oraya artık sadece alışverişe değil bir hayat tarzını icra etmeye gidiyor. Kendi hayatından olmadığını bildiği bir hayat tarzını sırf kendi hayatından olmadığı yönünün verdiği merakla yaşamak istiyor. Bu istek öyle meraklı bir istek ki alış veriş merkezlerini piknik alanıymış gibi bir algılama yaratıyor kendi özgün kültüründen bihaber kitlelere. Ki bu algı zaten algının dayatıcısı tarafından bilerek oluşturulmuş bir algıdır. Tekel zihniyetiyle çoklu çarşıyı tek kişinin tekli çıkarlarına hizmet ettirme varyasyonudur. Hep birlikte kazanma güdüsünü tröst mantığına tahvil ederek herkes kazanıyor simülasyonu oluşturup tek kişinin kazancının sürekli bir şekilde artması sağlanıyor. Diğerleri ise biz de buradayız ezikliği içinde tröste hizmet etmekten başka bir şey yapmıyor. Bu durum fiyatlardaki aşırı farklılığın normalmiş gibi alımlanması sonucunu doğuruyor. Ki normal olmadığını aslında herkes biliyor ama oralardaki yüksek fiyatların hayatlarındaki ezikliğe denk gelmesi yani ezikliklerini oralardan gidermeleri herkesi rahatlatıyor. Rahatlama kendi özgün kültüründen uzaklaşmış olmanın yabancılığıyla sınıf atlama mevkisine erdiği duygusuna kapılmasına neden oluyor. Oysa bilmiyor ki sınıf atlamıyor kendi kendini atlıyor. Çünkü kendi kendini atladığını bilse AVM’lerin taklitten başka bir şey olmadığını görür. Ki taklit de kötü taklittir. Peki, neyin taklidi?

Osmanlı İmparatorluğu ekonomi düzeninde çarşılar, günümüz AVM’lerinin aslıdır. Kopyacı Batı, Osmanlı çarşısını alıp sanki kendi icadıymış gibi bize yutturmaya çalışıyor. Fakat Osmanlı çarşılarının ne ekonomi düzeni ne de ruhu vardır AVM’lerde. Osmanlı dönemindeki çarşılarda aşırı fiyat farklılığı olmadığı gibi İslam ekonomi düzeni adaleti mevcuttur. Aynı şehirdeki çarşılarda aynı ürünlerde aynı fiyatlar vardır. Tröst mantığıyla değil İslam’ın adalet anlayışıyla toplumda sosyal adalet sağlanmıştır. AVM’lerle diğer mağazalardaki fiyat farklılığı olmadığı gibi çarşı olması hasebiyle fiyatlar diğer mağazalara göre daha düşüktür. Çünkü çarşılar insanların hayat bulduğu geniş alanlar olduğundan dolayı günün her saatinde genelde kalabalıktır. İslam ekonomi düzeni fiyat adaletini sağlamanın yanında sosyal adaleti de sağlamıştır. Çünkü AVM’lerde olduğu gibi kiralardaki yükseklikten dolayı ürünlerin fiyatları yüksek değil. Şurada daha iyisi var diye bir şey yok çünkü mümkün olanın en iyisi her yerdedir. Kalite diye bir şey yok çünkü insan ihtiyacını karşılama mantığıyla ürün üretilmiştir. Marka diye uydurulan yalan rüzgârı yani reklâm ve spekülasyonla oluşmuş bir bilinirlik düzeyi yok. Bilinen takvasıyla bilinmiştir. Osmanlı toplum yapısında İslam hangi düzeyde yaşanıyorsa yani kim İslam’ı daha iyi yaşıyor ve yaşatıyorsa o daha üstündür. Böyle bir anlayış her alanda yaşandığı için ekonomideki çarşı düzeni de böyledir. Osmanlı çarşıları insanın daha da insanlaştığı mekânlardır. AVM’ler ise insanın insanlığını kaybedip her şeyi para olarak gördüğü yapmacık mabetlerdir.

Paranın mabetlerini kutsamak kimseye bir şey kazandırmaz!