Yapılan uygulamalar lâiklik değil, dayatmadır

Abone Ol

Evet ülkemizde yapılan uygulamalar lâiklik değil, dayatmadır. Yani jakobenliktir. Jakobenlik demek, devletin dine istediği kadar keyfi olarak müdahale etmesi, dinin bu dayatmayı kabullenmesi demektir.

Bu tarifte "dinde ikrar yoktur" veya "senin dinin senin benim dinim benimdir" prensibine yer yoktur.

Bilindiği gibi "ne İnsan Hakları Evrensel Bildirisi"nde ve ne de "Avrupa insan Hakları Beyannamesi"nde jakobenliği yer vardır. Bu sebepten Avrupa Birliği ilerleme raporunda Türkiye, tenkid edilmektedir.

Bütün bu gerçeklere rağmen, jakoben dayatmalar sürdürülüyor. Hatta hatta, gerçek ve ilmi kriterlere uygun olacak bir lâiklik tarifinin kabul edilmesinden vazgeçtik, tartışılmasına bile tahammül edilmemektedir.

Bu tahammülsüzlük sebebiyle, ülkemizde partiler kapatılmakta, meselâ Cumhurbaşkanı seçiminde Meclis in üçte bir nisabla toplanabilmesi öngörülürken, Anayasa Mahkemesi tarafından bu nisap 367 ye çıkarılabilmektedir.

Başka bir misal verelim: AKP ve MHP anlaşarak 411 e varan bir oy çoğunluğu ile Anayasa nın 10 uncu ve 42 nci maddelerinde bir değişiklik yaptı. Maksat, üniversitelere, kız talebelerimizin, başörtülü olarak girebilmelerini sağlamak ve öğrenim hak ve hürriyetleri üzerindeki mesnetsiz ve kanunsuz yasak ve baskıları kaldırmak idi.

CHPile DSPise, yukarıda açıklamaya çalıştığımız, çarpık, jakoben lâiklik anlayışına dayanarak, yüce Meclis in Anayasa nın 10 uncu ve 42 nci maddelerinde yapılmış olan değişikliklerin iptali için Anayasa Mahkemesi ne dava açtı.

Bakalım mahkeme, dayatmacı lâiklik anlayışına uyarak, iptal kararı mı verecek, veyahut, insan hakları prensiplerine uyarak CHPve DSP nin davasını red mi edecek

Bu sebepten Türkiyemizde rejim, kritik bir sınavdan geçmektedir. Şayet mahkeme, yapılan Anayasa değişikliklerini, 367 nisabıyla ilgili kararında uygulamış olduğu görüşte ısrar ederek CHP nin açtığı davayı kabul ederse, o zaman bir karmaşa ve kaos ortamına sürüklenmiş olacağız.

Sürükleneceğiz çünkü, Anayasa nın iki maddesinin değişikliğine bile izin vermeyen zihniyet, TBMM nin yeni bir anayasa yapmasına da izin vermeyebilir.

Değişmez kural olarak, bütün mahkemeler, Türk milleti adına yargı erkini kullanmak zorundadır. Milletin büyük çoğunluğunun iradesi gözetilerek karar verilmesi icab eder.

TBMM ye düşen görev, bütün engelleri kaldırmak, ülkemizi, hak ve hukukun üstün olduğu bir seviyeye kavuşturmak olmalıdır. Bu konuda asla geri adım atılmamalıdır. Gerekirse Referandum müessesesi çalıştırılarak milletimiz, ne pahasına olursa olsun, kusursuz, dayatmasız, fikir, vicdan ve din hürriyetlerinin rahatça yaşanabildiği bir huzur ve saadet ortamına erişmelidir.

Devlet-millet kaynaşmasının sağlanması da buna bağlıdır.