Yanlışların içinden tercih aramak

Abone Ol

Günümüz karmaşasında neyin sağlıklı olup olmadığı

yeterince anlaşılamıyor. Kitleler ise bu durumda bir şaşkınlık içendedirler. Zaman

zaman bize yönelen bakışlarda bunu anlamak olası. Kimi zaman da doğrudan bu ve

benzeri soruların muhatabı da oluyoruz. İnsanlığa sunulan seçenekler aynı

ruhtan ve kökten. Aslında bunlar abandırılmış yabancılıklardır. Üstelik

seçeneksiz bir bakış ve algı sunuluyor. Batı düşüncesinin karanlığından yol

bulmak, aramaya çalışmak sonuçsuz bırakır insanlığı. Yanlışlar içinde tercih

arama insanımızı yüz yıllardır meşgul ediyor. Kendisini seçeneksiz görüyor.

Seçeneksizlikte ise neyi nasıl tercih edeceği arayışına giriyor.

Kendi kavramlarıyla insanlığa yol belirlemek de bu

sorunun temel yanlışı Müslümanlar açısından. Müslümanların tercihi kendi

düşünceleri, medeniyetleri, inançları doğrultusunda olmalı. Bu, böyle olmadıkça

hem Müslümanların hem de insanlığın huzur bulması beklenemez.

Müslümanların aydınlık bir dünyası var. Yüzyıllardır

insanlığın huzur bulduğu bir medeniyetin var olduğu ve geçerli olduğu

unutulmamalı. İslâm kendini yenileyen ve yol alan bir hayat anlayışı ve bakışı.

Bu hayat algısında insanlık huzur içinde oldu her zaman, olmaya da devam

edecek.

Günümüzde üzerine abandırılan yabancılıklardan yön

yitirmesi ya da şaşkın bir duruma düşmesi bir açmaz. Bu açmazdan kurtulmanın

tek yol ve seçeneği gene kendisi. Belleğinde oluşmuş olan kavramlardan arınması,

ardından da kendi kavramlarını hayata ve uygulamaya geçirmesi bir zorunluluk.

Müslümanların çıkış yolu gene kendilerinde. İnsanlığa hayat sunan bir

Peygamberin var olan ve açılan yolda sağlıklı yürümesi insanlığın hayrına.

Müslümanların bu hayat anlayışından bir başka arayışa girmeleri kendilerine bir

ihanet.

Müslümanların Batı düşüncesinin merkezini oluşturan

demokrasi anlayışındaki sakatlığın farkına varamayışı, demokrasi savunuculuğuna

soyunması ama sonuçta bu yolla kendisine açmış olduğu alanda kendisine hayat

hakkı tanınması o düşüncenin veya yapının bir gerçeği. Gerek siyasal

yönetimlerinde ve gerekse din adına mücadele verdiğini düşünen ve Batı

egemenlerinin merkezinde durup Müslümanların demokrasi arayışları, çabaları

kabul edilemez. Üstelik bu olgu üzerinden aralarında amansız bir kavgaya da

tutuşmuş bulunuyorlar. Müslümanların firavunlar ve haçlı egemenlerin ruh

anlayışından medet ummaları yenilgi kabullenmelerinden başka bir şey değil.

Batı ya yüzünü çevirmiş olan herkes için bu geçerli bir durum.

Batı düşüncesi sevimli kılmak adına kendisini

alabildiğine albenili kılıyor. Bir yanıyla hümanist görünüm, diğer yandan ise

kendilerinden olmayan ve özellikle de Müslümanları kıyımdan geçirmeleri bir

paradoks olarak görülmemeli. Bu, Batı nın gerçek yüzünü oluşturuyor. Herhangi

kritik bir olay ve durumda bu gerçek yüzleri anında beliriyor. Kendileri de

bunu saklamıyorlar. Fakat Müslümanlar bunu anlamak istemiyorlar. Öylesine

kanmışlardır ki, hakikatin orada olduğu sanısı ruhlarında yer etmiştir.

Müslümanlar değerleriyle ancak var olabilirler.

İbadetleri, iman ve inanç yollarının hemen hepsi insanın özgürlük alanını

oluşturur. Yeter ki bunu hakkıyla kavrasın ve yaşamaya koyulsun. Müslüman olmak

ve onun içinde var olmak bir lütuf. Bunun hakkını vermek de kendisine düşüyor.

Müslümanlar kendi kavramları içinde var olmaya yöneldiklerinde yüzlerinin

ifadesi değişiyor, bir ışıltı gözlerinde beliriyor. Çünkü çıktığı yol kendi

yolu. Önemli olan da bu yolu tutkuyla ve aşkla sürdürmesi. Zaten aşksız bir

hayat anlayışından hiçbir şey beklenemez. Bu, kendisini karmaşık ortamdan

kurtarır, seçeneksizlikten de uzaklaştırır. Aşk ile kendi inanç değerlerine

sarılır ve bağlanırsa ötesi vız gelir. Bu, onun gücünü arttırır. Yön tayinini

kolaylaştırır. Biz yanlışlar içinde bir arayış içinde olamayız. Ancak kendi

inanç doğrularımızda kendimize yol bulabiliriz.