Yanlışlar zincirinde umut aramak!..

Abone Ol

Kısa vadeli ve gerçekçi olmayan bir bakış açısı ile gelişmeleri değerlendirenler pek görmese de Türkiye’nin giderek yalnızlaştığı, iyice ağırlaşmış sorunları ile birlikte yaşamakta çok zorlandığı dikkat çekiyor. Yetkisi olmayan Kuzey Irak yerel yönetimi ile 50 yıllık petrol anlaşması yapılması, kendi seçmeninden yüzde 80’i aşan oranda oy alan Suriye’deki Eset rejimine karşı verilen mücadele, Gezi’nin yıldönümünü haberleştirmek üzere gelen bir gazetecinin gözaltına alınması ve ajan olmakla suçlanması, Beklentilerin hızla bozulmasına yol açabilecek faiz tartışmaları ile gündem değiştirme çabası gibi eşanlı gelişmeleri başka bir şekilde yorumlamak pek mümkün görünmüyor. Durum böyle olunca da geleceğe yönelik belirsizlik ve kırılganlığın arttığına hükmetmek, gerçeği ifade etmek açısından yetersiz kalabiliyor...

Dış ilişkiler genelde bozuluyor, içeride farklı kesimlere karşı çifte standartlı yaklaşım nedeniyle sosyal dengeler çatırdıyor ve hukuk devleti çizgisinden büyük bir hızla uzaklaşılıyor. Ekonomi ise seri bir şekilde Cumhuriyet Tarihi’nin en ağır krizine doğru ilerliyor. Dış ve iç koşullar olumsuzlaştıkça bir yandan daha güçlü olmaya çalışan bir yandan hesapsız tavizlerle güç kaybeden ülkemizdeki siyasi irade ne yapacağının bilemez hale geliyor, bindiği dalları kesmeyi çözüm sanma gafletine düşmekten kurtulamıyor. Bu aşamada sormak gerekiyor: Tüm bu yaşananları salt Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bağlayarak açıklamak ve bunların geçici olacağını iddia etmek gerçekçi olabilir mi Türkiye gerek içerideki gerek ise bölgesindeki sorunların çözümüne katkı mı yapıyor, yoksa sakarca birini çözeyim derken tüm sorunları mı ağırlaştıran bir çizgide ilerlemeye çalışıyor

Tepkisel ve aklın iyiye kullanımını içermeyen yaklaşımlar Türkiye’yi kırılganlaştırıyor, ağırlaşan sorunlar karşısında çözülme sürecine sokuyor. İçeride kendi gibi düşünenlerin temel haklarına tecavüz eden, bölgede ise batılıların deyimi ile “rough state” tanımını hak etmek için ne gerekirse yapmaktan çekinmeyen bir siyasi iradenin ve yönetmeye çalıştığı ülkenin geleceği nasıl olabilir Böyle bir ülkede kurumsal yapı ve sivil toplum örgütlerinin işlevsel ve yapıcı olma şansı mümkün müdür Bu gidişatın meyvesi istikrar mı yoksa büyük bir istikrarsızlık mı olabilir .. Böylesi bir sürüklenmeye rağmen Türkiye anormal boyutlara ulaşan dış finansman ihtiyaçlarını karşılayabilir, verdiği sözleri tutabilir ve yatırımların artmasını sağlayabilir mi .. Yatırımların kalkınmanın ve düşük enflasyonun önündeki engel Başbakan’ın siyaset anlayışı mıdır yoksa bunların sonucu olarak ortaya çıkan ve yüksek olduğu iddia edilen faizler midir ..

Böylesi kaotik dönemlerde en uygun çözüm genel uzlaşıdan ve bu ülkede yaşayanları sorunlar karşısında seferber etmeye çalışmaktan mı geçer, yoksa bölüp parçalamaktan ve aralarına nifak sokmaktan mı Bu gerçekleri dile getirmeyen veya çekindiği için dile getiremeyen aydınlar, işçi ve işveren örgütleri olsa ne yazar olmasa ne yazar!.. Allah’a değil, aklanı kötüye kullanan kullara hizmet eden anlamına gelen bu durum sonu felakete giden bir yozlaşma değil ise nedir .. Hak aramaktan vazgeçmek ve bu olumsuzluklara boyun eğmek hangi inanca uyabilir ..

Yıllardır küresel koşulların giderek olumsuzlaşma eğiliminde olduğunu ve bu nedenle tedbirli olduğunu yazarak insanlarımızı uyarmaya çalıştık. Fakat derdimizi galiba yeterince anlatamamış olmalıyız ki bu açmazlara düşmekten kurtulamadık. Sermaye girişlerinin sürdürülebilir olmayan eğilimlerin doğal sonucu olarak azalmaya başlaması ile birlikte, yanlış politika tercihleri sayesinde sinsice büyüyen koşulların geleceğimizi esir alması önlenemedi. İş işten geçtikten sonra verilen hesapsız tepkiler durumu düzeltmiyor, tam aksine ağırlaştırıyor. Sonuçta ağırlaşan sorunların bizi yönetmeye başlaması kaçınılmaz olarak istikrarsızlığı besleyip büyütmeye devam ediyor. Daha olumsuz koşullardan kaçınmak adına bu yanlışlardan vazgeçmek pek mümkün olamıyor... Yanlışlar zincirinde umut aramanın bedeli çok ağır oluyor!..