Yanlışlar Üzerine Düşünme

Abone Ol

Bir düşüncenin yanlışlığını izah etmek ya da tanımlamak için kestirmeden bir deyim olur. “Düğmeyi yanlış iliklemek”. Hani biri, bir düğmeyi yanlış düğümleyince sanki o sürekli yanlışlıklar içindeymiş gibi bir algı oluşturuluyor. Bu, anlık, genel anlamda gaflet veya dikkatsizlikle ilgilidir. Böyle bir yanlış fark edilince anında giderilme durumu söz konusudur. Düğmeler çözülür yeniden iliklenir, doğru bulunur. İnsanî bir durumdur bu. Önemli olan orada veya ortamda bulunanların bunu, kişiyi mahcup ettirmeden bir biçimde düzelmesine yardımcı olunmasıdır. Bu da bir titizlik gerektirir. Fakat kimi durumlarda kişiyi gözden düşürmek, mahcup ettirmek için bir yaygara koparmalarıdır. Toplulukların kimi oluşumlarda böyle durumların oluşmaması için gözetleyenler olur. Bakışları radar gibi etrafı tarar bir yanlışlık var ise anında giderilir.

Şeytan insanın ruh damarlarında gezinince muhataplarının ya da ulu orta insanların kusurlarını gözetmeleri, yaygara koparmaları bunu afişe etmeleridir. Bununla insanların kusurları ortaya dökülünce büyük bir zafer kazanmış gibi olmalarıdır.

İnsanların kusurlarını, günahlarını saçıp dökmeden nasıl gidermek mümkündür, neler yapılabilinir? Bunu yaparken hem kişiye hem de kendisine bir iyilik yapılmış olur.

Kusurlar ve yanlışlar üzerine inşa olunan hayatların temelinin bozuk olması asıl sorun. İnanç ve düşüncede, hayatın temel sorunlarında, kitleleri ilgilendiren asıl işlerde yapının sağlam temeller üzerine inşa olunmasıdır.

Bir işi doğru ve isabetli yapmanın özü, halis niyet, sağlam temel, isabetli bakış, inanış ile olur.
Kapitalist, faizli, çıkarcı ve sömürücü bir sistemde, bir Müslüman’ın inanışına göre yaşaması oldukça zordur. Bu yapının üzerinde iyinin ve doğrunun bulunması mümkün değildir. Çünkü sistemin kendisi yanlış ve zulüm üzerine kuruludur.

İslâm inanç ve düşünüşünün olmadığı bir ortamda kimi durumların Müslüman’ca bir yaşayış tarzına dönüştürülmesi de söz konusu olamaz. Faiz diye bir yasağı var Müslümanların. Bunun insanların hayatında meşru kılınması hiçbir şartta düşünülemez. Baskılı ve zorlu yönetimlerdeki çaresizlikler söz konusu olunca bu kişileri bağlamaz. Yönetenlerden ve sistemden kaynaklı olduğundan.

Asıl önemli olan şudur. Bu yapı üzerinden doğruya ve iyiye ulaşma ve bir hayat sürdürme söz konusu olamaz. Çünkü sistem de yapı da inanç ve düşüncemize uymuyor. Bunun üzerindeki kimi durumların hafifletilmesi sorunun çözülmesini sağlamaz.

Bu bir örnek. Bunu hayatın bütün alanlarına uyarlayabiliriz.

Bir sistemin kurgusu yanlışsa bunu İslâmileştirmek söz konusu edilemez. O sistem içinde ancak nasıl daha sakınımlı yaşanabilir ona bakılmalıdır. İnsanların bu sistemlerden kurtuluşu elbette büyük bir çaba gerektirir.

Tehlikeli olan şudur ki, o sistemi özümsemek, benimsemek ve o yanlışları sahiplenip onun bir parçası hâline gelmek. O sistem içinde her yanlışın iyi ve doğru olduğunu savunur olmak da büyük bir yanlış.

Yanlışın içinde yanlışları yaşamaya devam etmeye devam edilir ve o benimsenirse ve onun sahibi gibi davranılırsa insanların ciddî sapmalarına neden olunur. İslâmî düşünüşlü insanların da sistemin içinde ciddî evrilmelere neden olduğu, ya da sessiz, ilgisiz kalındığına tanık olunur. Ki böyle bir büyük sorun var maalesef.

Bu sistemin yöneticileri de sanki Müslüman’ca bir iş yapıyormuş izlenimi oluşur. Belli bir tarihten beri “demokrasi şehidi” kavramı bunun en somut örneği. Şehitlik kavramı İslâm’ın bir özü ve kavramı. Allah yolunda mücadele edenlerin can ve ruh fedalarıdır. Kutlu bir makamları vardır.

Bu sistem içinde her şey meşrudur, yani geçerlidir. Yalan, doğru ya da yanlış yerinde ya değil reklâma dayalı bir anlayış ve hayata bakış bu sistemin özünü oluşturur. Adaleti kimi, hakkaniyeti kimilerine göre olan kimilerinin bunun dışında olması gayet doğal.