Yanlış kişiler suçlanıyor

Abone Ol

Her sene ders yılı ile birlikte okullarda alınan bağışlar ya da zorunlu para toplama gündeme gelir. Ve her yıl yine Milli Eğitim Bakanları açıklama yaparak kayıt sırasında okullarda bağış adı altında para alınmasının yasak olduğunu söylerler. Bakan bağış yok der ama okullarda para toplama işi devam edip gider..

Bunun çeşitli sebepleri vardır.. Birinci sebep; okulların gerekli ihtiyacının karşılanması için Bakanlık yeterli ödeneği göndermez, gönderemez. Okul yöneticileri ise ellerinden geldiğince başında bulundukları eğitim kurumlarını temiz ve sağlıklı bir şekilde korumak isterler. Kısacası okulların okul görünümünden çıkmaması, çocuklarımızın insana yaraşır bir ortamda eğitim görebilmeleri için okul idarelerinin giderlerini karşılayabilecek bir gelire ihtiyaçları vardır. Bu gelirin karşılanma yolu ise Okul Aile Birlikleridir. Okul aile birlikleri ise genellikle okulun gerekli ihtiyaçlarını karşılayabilmek için her öğrenciden belli miktarlarda aidat toplarlar. Çoğu zaman da bu da yeterli olmadığı için kayıt sırasında öğrenci velilerinden imkanları nisbetinde bağış talebinde bulunulur.

Bu bağışların toplanmamasının tek çaresi Milli Eğitim Bakanlığının okulların ihtiyacına yetecek miktarda ödeneği muntazam bir şekilde okullara göndermesidir. Bu para Bakanlık tarafından gönderilemediği sürece her yıl okullarda toplanan kayıt paralarının tartışma konusu yapılmasının hiçbir anlamı yoktur.

1971 yılında gazeteciliği bırakarak öğretmenlik yapamaya karar vermiştim.Öğretmen Okulu mezunu da olduğum için Milli Eğitim Bakanlığına tayin için müracaat ettim ve tayinim bir köye çıkmıştı. Köylerde okulun ihtiyaçları köy bütçesinden karşılanması gerekir. Bunun içine yakacak parası, okulun boya badana işleri, kırılan cam ve kiremitlerin değiştirilmesi dahildir. Ama, köy fakir ve köy bütçesi yetersiz ise ne olacaktır Ne olacağı yok okul müdürü bu işin bir çaresini bulacaktır, bulmak zorundadır. Aksi halde müfettişler badana edilmemiş duvarların hesabını öğretmen ve okul müdüründen sorarlar.

Tayinim çıkıp gittiğim köyün okulunda dersler devam ederken ders yılının ortalarına doğru okulumuza müfettiş geldi. Okuldan yeni mezun ve birinci sınıfı okutan bir bayan öretmenin sınıfına giren müfettiş, öğrencilerin durumundan önce öğretmene duvarların niçin badana olmadığını sorar ve öğrencilerinin önünde bu bayan öğretmenin kulağını çeker. Zil çalıp ders bittiğinde öğretmen hanım müdürün odasına geldiğinde sanki savaştan çıkmış gibi perişandı. Derste müfettişin kulağını çektiğini ve sebebin ise duvarların badanasını müfettiş beyin beğenmemiş olması olarak izah eder.

O gün öğretmenler ve müfettiş arasından yaşanan tatsızlığın ardından o sene sıtajyer öğretmenlerin ben dahil hiç birimizin stajyerliği kalkmamıştı. Sebep ise duvarların badanasını müfettiş beyin beğenmemesiydi. Halbuki ders yılı başlamadan okulun bütün sınıfları badana edilmişti. Buna rağmen birinci sınıf çocuklarının hareketliliği ister istemez duvarların bazı bölümlerini lekeli hale getirmişti.

Bütün bunları yazarken okullarda toplanan mecburi bağışları hoş görüyor değilim.. Hele hele bir okul müdürünün "Şu kadardan aşağı bağış yaparsanız çocuğunuzu okuluma almam" şeklindeki bir yaklaşımının mazur görülecek bir yanı yoktur. Ancak, bu tür yöneticilerin bu ülkede çoğunlukta olmadığını, kendini eğitime adamış öğretmen ve yöneticilerin çoğunlukta olduğuna inanıyorum. Öyle öğretmenler bilirim ki, kalemi ve silgisi olmayan öğrencileri için çantalarında kalem ve silgi taşırlar. Bunu da kendi ceplerinden karşılarlar. Bunun için diyorum ki, Bakanlığın  gerekli ödeneği ayırmayışının faturası öğretmenlere kesilmemelidir. Ve bir kaç çürük elma sebebiyle tüm okul yöneticilerini itham etmenin ve karalamanın doğru olmadığını hatırlamak durumundayız. Okul yöneticilerini bağış alıyorlar diye hedef tahtası yapana kadar yılda 46 milyar dolar borç faizine para yetiştiren iktidarlardan niçin eğitime yeteri kadar ödenek ayırmadıklarının hesabı sorulmalıdır.