Yanardağ Patlamaya Hazırlanıyor

Abone Ol

YAY gerildi, gerildi, gerildi. Hedefe nişan alındı. Yay boşaltıldı. Vınnn... Ok yaydan çıktı gitti... Her atılan ok hedefi vurmaz... Ya vurursa .. Muallak kader okları vardır. Yaydan çıkınca mübrem kaza olur.

1960 lı yıllarda, Muhyiddin Arabî hazretlerinin, âhir zamanda İstanbul da yaşanacak ve görülecek fitnelere ait bazı keşif ve kerametlerini duymuştum. Bunlar inanılması çok zor feci şeylerdi. Onların patlak vermesi yaklaştı mı

İnsanlar azgınlıkları, isyanları, tuğyanları kendi iradeleriyle önlemeye çalışmazlarsa volkan patlar, ne azgın kalır, ne azmamış...

Bundan iki bin yıl kadar önce Pompei ve Herculanum da birtakım adamlar keyiflerince yaşıyorlardı. Bezirgânlıklar, hesaplar kitaplar, ihtiraslar, şehvetler, fuhşiyatın her çeşidi... Üzerleri çeşit çeşit nadide yiyecekler ve şaraplarla dolu sofraların kenarındaki yataklara uzanıyor, saatlerce yiyip içiyorlardı. Mideleri iyice dolunca biraz öteye gidiyorlar, yediklerini içtiklerini kusuyorlar, tekrar sofraya oturuyorlardı.

Vezüv onları ansızın, olanca fuhuş ve şehvetleri içinde yakalayıverdi. Kaçmak istediler kaçamadılar.

Altın gümüş... Euro dolar... Bina zina... Riba riba riba... Gurur, kibir, gösteriş... Benlikler put olmuş... Bu adamlar. Vezüv ü hiç düşünmüyorlar. Ama Vezüv var, Vezüv patlar... Vezüv ün içi ateş dolu, yakar...

Müslüman bir ülkede Peygambere hakaret edilince Vezüv ün patlamasından korkmalı.

Allah ın sınırları var, onlar bildirilmiş, bu sınırlar çiğnenince yanardağ patlar... Zemin sarsılır... Yüksek binalar yere serilir...

"Öyle bir belâ ve musibetten korkunuz ki, o içinizden sadece kötü olanlara isabet etmez..." Genel gelir.

Şu adamlar ve kadınlar dindar ve salih görünüyor ve geçiniyor ama kendilerinde münafıklığın bütün alametleri var. Salâh ile nifak bir arada olur mu

Muhteremlerin, hazretlerini erbab haline getirip putlaştıranlar salih kişiler midir

Altın ve gümüşe, euroya dolara, mala servete tapmak Müslümanlıkla uyuşur mu

Bilenler bildikleri ile niçin âmil olmuyorlar Bilmeyenlere niçin bildirmiyorlar

Bin dört yüz yıl önce her şey bildirilmiş, asırdan asra, nesilden nesle bu bilgiler günümüze kadar intikal etmiş. Bunları insanlara hatırlatmakla, öğretmekle, ilan etmekle yükümlü olanlar niçin vazifelerini yapmıyor

Müslüman bir toplumda riba yaygın hale gelirse o toplum hiç iflah olur mu

Müslümanım diyenlerin ezelde Allah ile yaptıkları bir ahd ü misak var, Peygamberle biatleşmeleri var. Bu ahd ü misaka ve biata hıyanet edenler ne korkunç bir suç işlemiş olduklarının farkında mıdır

Kurtarıcı kitaplar var, okunmaz... Öğütler var, tutulmaz... Uyarılar var, kulak asılmaz...

Ellerinizi kulaklarınıza koyup semayı dinleyiniz. Korkutucu sesler geliyor. Yere yatıp toprağı dinleyiniz, homurtular geliyor derinliklerden.

Rüzgâr hırçınlaşıyor, kuşlar acı çığlıklar atarak uçuyor. Dilsiz ve sessiz gibi görünen eşyada bir huzursuzluk, bir tedirginlik...

Vakit yaklaşıyor, vakit darlaşıyor. Lakin yine de vakit var. Var ama çok az. Derlenip toparlanmak zamanı. Niçin kendimize çeki düzen vermiyoruz

Kur an bizi uyarıyor, Sünnet uyarıyor, fıkıh ve şeriat uyarıyor... Rabbani alimler, kâmil mürşidler geçmiş asırlarda uyarmışlar, kitapları elimizde... Eskisi kadar sayıları çok olmasa, tesirleri yeterli olmasa da bugünkü alimler ve mürşidler de uyarıyor. Yer uyarıyor, gök uyarıyor. Zemin bazen nasıl depreniyor, rüzgar bazen nasıl şiddetle esiyor, nehirler taşıyor, afetler birbirini kovalıyor. Bağdat ın hali ne kadar ibretlik. Bugün Bağdat, yarın başka bir ülke ve başka bir şehir. Filistin in ezilen mazlum halkının yardımına koşmazsan yarın aynı şeyler senin de başına gelebilir.

Komşuları, vatandaşları, kardeşleri aç iken kendileri tok sabahlayanlar korkunuz korkunuz korkunuz... Komşusu açken kendisi tok sabahlamayı adet edinenlerin akıbeti parlak olmaz.

Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır, her halt yenilir diyenler, sizin sonunuz bu kafayla çok kötü olacak.

Şu adama bakınız dünyadan cehenneme bin kişiyi yakacak odun götürüyor. Bunca ateşe nasıl dayanacak

Şu kadın ne kadar gururlu ve kibirli. Allah gururluları ve kibirlileri sevmez, bunu bilmiyor mu

Riyaset sarhoşu şu adamı kim ayıltacak

Yanardağın patlama ihtimalini hiç hatırdan çıkartmayalım...

Ne zaman Ben ne bileyim...

Her Yer Kulak, Her Yer Casus ve Ajan Dolu

KUŞ kadar aklı olan lüzumsuz ve faydasız, söz söylemesin. İnsana dili kadar zarar veren, belâ getiren bir şey yoktur. Milletçe dinleniyoruz. Mahremiyet, özel hayat diye bir şey kalmamıştır. Telefonlar dinleniyor, e-mailler kontrol ediliyor. Büyük şehrin her yerinde on binlerce kamera var. Kurumlarda, ticarethanelerde, sokaklarda, meydanlarda, her yerde... Görüyorlar ve kaydediyorlar.

On binlerce, yüz binlerce ajan, casus, kulak var. İstihbarat yapıyorlar. Önlerine gelen herkesi tarikata, cemaate, topluluğa sokanlar iyi bilsinler ki, içlerinde tümen tümen ajan bulunmaktadır. Bunlar sadece bilgi toplamakla, istihbarat yapmakla yetinmiyor, ayrıca yönlendiriyor.

On dokuzuncu asırda Palgrave adında bir İngiliz, Mısırlı bir Arap doktor kimliğine bürünmüş ve Arabistan da uzun bir seyahat yapmıştı. Mükemmel Arapça konuşuyor, tam bir Müslüman gibi hareket ediyor ve tabiî ki, beş vakit namazı kılıyordu. Ondan kimse şüphelenmemişti.

Şimdi de içimizde bir hayli Palgrave mevcuttur. Gerekirse sakal bırakırlar... Namaz kılarlar... Nafile oruç bile tutarlar... Müslümanların ağlaması gerektiği yerde ağlarlar, gülmesi gerektiği yerde gülerler...

Hazret-i Ömer devrinde Yemenli bir Yahudi hahamı Müslüman olmuş, Abdullah ibn Sebe ismini almıştı. Bu adam, Hazret-i Ömer den vazife istemiş, Halife ona yüz vermemişti. İbn Sebe, Hazret-i Osman zamanındaki fitneleri çıkartmıştır. Bu devirde asri ibn Sebe ler var mıdır Olmaz olur mu hiç.

Pek yakın tarihimizde bir Hizbullah vardı. Bu teşkilatı Derin Devlet kurdurmuştu. İşi bittikten sonra kanlı bir şekilde tasfiye ettiler.

İttihad ve Terakki tarihe karıştı ama İttihadcılık yaşıyor.

1908 de Manastır da Şemsi Paşa yı vuran mülazım Atıf, bilahare Çanakkale mebusu (milletvekili) yapılmıştı. İttihadcılık terör, şiddet, adam öldürme, kan dökme, tehdit ve kaba kuvvet üzerine kurulu bir doktrindir.

İkinci Meşrutiyet ile memlekete sözde hürriyet, adalet, müsavat (eşitlik), uhuvvet (kardeşlik) gelmişti. İttihadcılar İstanbul u darağaçları ile süslediler, Beyazıt tan Sirkeci ye kadar yollarda üç ayaklı sehpalarda asılmış vatandaş cesetleri rüzgarla sallanıyordu.

Bugün ülkemizde güçlü bir İttihadcı teşkilat bulunmaktadır. İleri gelenleri cesur, gözükara, amansız ve acımasızdır. Her boyaya girerler. Yerine göre Atatürkçü, yerine göre ulusal, yerine göre dindar...

Vatanımızı satıyorlar, sattırmayacağız diyorlar. Bu zihniyet gözünü kırpmadan adam öldürür, kan döker.

Bazıları dev bir barut fıçısının üzerine oturmuşlar, nargile içiyor. Nargile bitiyor, mangal yakıp kebap pişiriyor.

1908 de Meşrutiyet ilan edilip Kanun-i Esası yeniden yürürlüğe konulunca Selanik te sarıklı hocalarla papazların sarılıp öpüştüğünü tarih kaydetmiştir. Zamanımızda bir kısım Müslümanlar papazlar ve hahamlarla Diyalog yapıyor.

Eski hikayeleri hatırlayan yok. Gaflet içindeyiz...