Hayatın hem kolay hem de zor tarafları var.
Sıradan yaşamak için, hiçbir şeyi umursamadan yaşamak
insanın hayatını bir yanıyla kolaylaştırıyor. Bu durum insanın sorumluluktan
kaçması, hayatın ve günün koşullarına göre tavır almasını sağlıyor. Bu insan
tipleri kendilerine özgü birer kişiliktirler. Aslında kişilik edinme anlamına
gelmez bu durum. Bu tipler duruma göre rahatlıkla savrulabilirler. Hep gölge
insanlar olurlar. Güçlü olanın yanında yer alma zorunda görürler kendilerini.
Bir anlamda oportünisttirler. Sıradan insanlar için uyum sağlama, bir yere
tutunma bir zorunluluk. Onların bir hedefi de olmaz. Varmak istedikleri yer
çıkarlarıyla sınırlı. Onlarda bir ideal aranmaz. Bilinç yoksunluğu da
denilebilir onların bu tutumları için.
Bilinç seçkinlik ve hedef belirlemedir.
Bir Müslüman, yaşama bilincini ve hayata olan bakışını
keskinleştirmedikçe, doğrultusunu belirlemedikçe özgün kişilik edinemez. Bu,
kimi zaman en aykırı bir durum bile gerektirebilir. Toplum katında veya ortama
egemen olana uymadan ilkeleri doğrultusunda yol alma bilinci bir kişilik ve bu
insanı diğerlerinden özgün kılar.
Yaşadığımız dönem ve koşullar yanılsatıcı. Bu, insanı
özellikle savrulanlar anlamında ifade edersek, bilinçsizlik üzere yaşanıyor. Ya
da kimi insanlar bunun farkındadırlar fakat çıkarları uğruna kişiliksizliğe
razı oluyorlar. Asıl olmaları gereken yerde olamıyorlar. Yanlış bir yol
üzerinde olmaya kendilerini zorunlu görüyorlar. Böyle olunca da bu grupta yer
alanların durumu daha vahim.
Toplumları yöneten sultanlara itiraz edemeyen aydınlar
aydın özgünlüklerini bir yana bırakıyorlar. Aydınlara çok iş düşüyor oysa.
Kişilik bulma ve bunun üzerine var olma bilinci yüz
yılımızın en özgünlüğü. Çünkü insanı yanılsatan ve yoldan çıkaran o kadar çok
neden var ki.
Özgün ve kişilik sahibi kimseler savrulma ve kurban olma
tehlikesinden kendilerini koruyorlar. Ellerinden geldiğince yalnız kalmayı ve
bir başına olmayı ilke ediniyorlar. Bu da o insanlar için bir onur.
Onurlu insanlara özlem büyük.
İnsanlar insanları yanıltıyorlar. Yanlışlarını yanlış
bakışlarla düzeltme yolunu tutuyorlar. Yüzyılın karabasanından kurtulmak adına
öz olanı değil öz gibi davrananın yanında yer alıyorlar. Onlar istikametleri
hakiki olmadığından istenilen sonuca insanı vardırmaz.
İnsanların yüz değiştirmesi o kadar da zor değil. Kimi
yanlışlar İslâm ve Müslümanlar adına yapılıyor maalesef.
Zalimlerle birlikte olma hayatın bir bakışı maalesef. Bu
da insanı ürkütecek bir hayat anlayışı getiriyor.
Müslümanlar bir sırattan geçiyorlar. Bu da onların bir
sınavı. Geri dönülmeyecek bir yol üzerindedirler. Sıratı aşmanın tek yolu
sağlam bir yönelimi sahibi olmada geçiyor. Sağlıklı bir düzleme
eriştirilmedikçe istenilene varılamaz. Bütün bu sorunların üstesinden gelmenin
tek yolu Müslüman ca özgün kişiliğin edinilmesi, bilinç taşınması ve korunması.
Bu dönemde kişiliği korumak da başlı başına bir sorun.
Müslümanlar erdemli olmak zorunda bu da bir sorumluluk.
Kaygan bir düzlemden kaçınmak ayakları sağlam basan bir düzleme ermek.
Her birey bir başınadır. Ve her birey önce kendisinden
sorumlu. Kendi bilinci ekseninde kendi benini kurtarma, ardından da sorumlu
olduğu yakınlarını koruma ve kollama, onları yol üzerinde tutma, ardından da
çevresine ve insanların geneline örnek olma. Bütün bunlar bilinç gerektiriyor.
Yanlış bir kişilik ve duruş başkalarının da yanılmasına neden olur. Emin olma,
güvenilir olma en etkili kişilikli duruştur. Bunun en somut örneği Sevgili
Efendimizdir.