Her insan bir bendir, bir başınadır. İnsan, yalnız doğar, hayata karışır ve bir başına ölür. Benlik kişilikte önemli. Ancak sosyal hayatta ben bir başına yaşayamıyor. İnsan kendini bilmeye başladıktan sonra sorumlulukları başlar. Zaman içinde konumu gereği bu giderek çoğalır. Sorumlulukları artırmak da insanın kendi elinde. İsterse kendisini sınırlayabilir, hiçbir yükümlülük üstlenmez.
İnsan sorumludur, sorumluluklarla yükümlüdür.
İnsan sorumluluğu bireysel olduğu gibi toplumsal ve çok geniş anlamda sorumluluk üstelenenin yükü çok daha ağırdır. Bu, insandan insana, koşulları gereği değişir. Kendinden, ailesinden, komşularından olanı biraz sınırlı bir alan. Yöneticiliğe soyunanların işi çok daha zordur. Kendisini aşabilen durumlar olabileceği gibi doğrudan kendisini ilgilendiren durumlar da söz konusu.
İnsan ömrü sınırlı. Çok hızlı geçiyor. Belli bir hayatı yaşayan dönüp geriye baktığında geçen yılları sadece bir rüya gibidir. Yaşanan ayrıntıların büyük bölümü unutuluyor ve bazen hiç anımsanmıyor. İnsanda derin etki bırakan durumlar sadece bellekte yer ediyor. Ve tabii geçmiş geçip gidiyor, artık onu geriye çevirmek olası değil. O zaman içinde bulunulan an ve gelecek kalıyor geriye. Süreç eğer iyi değerlendirilmez ise kişi adına bu çok da olumlanamaz.
İnsan bazen sorumluluğu olduğu halde yalnızlığı tercih eder. Hayat böyle bir kurgu ile onu kendi içine çeker. Bu, biraz da çilekeşlerin hayat algısı, anlayışı. O da kendi kendini yer bitirir.
Ağır sorumluluk yükümlenenler daha çok duyarı olmak zorundadırlar. Çünkü bunu kendileri istemiş ve razı olmuşlardır. Bunun karşılığı olabileceği gibi bir bedeli de olur. En küçük bir hata, bir yaklaşım olmadık sonuçların doğuşuna neden olabilir.
Müslümanların dağınıklığı, yönetenler açısından büyük bir vebal ve sorumluluk. Birliktelikler güç kazandırır. İnsan salt kendi benini merkeze alır da onun etrafında bir dünya kurmaya çabalar ise bu bir çıkmaz olur. Çünkü yönetenler salt kendilerinden ve ailelerinden sorumlu değildirler, farklı bir konumdadırlar.
Davranış, konuşma, üslup ve yaklaşımlar daha bir önem kazanır. İnsan çevresinde iyi niyetli insanlar olabileceği gibi art niyetli olanlar eksik olmaz. Kişilerin yaklaşımları bazen çıkarla, bazen hırs ve iyi niyetle de olabilir. İnsanın niyeti ne olursa olsun yönetenin tutumu daha bir önem kazanır.
Yöneticiler sadece kendilerine bağlı olanlardan sorumlu değildirler. Kendilerinin dışında olan ve sorumluluk alanında olanlardan da sorumludurlar. Çünkü onların da himayeye gereksinimleri var.
İnsanın insanı kazanması kolay değil. İnsanın gönlünü etme, birlikte yol yürümenin zorlukları elbette var. Bu birlikteliklerin insana, dünyaya kattığı çok şey olur.
Müslüman, her hal davranışından sorumlu. Güven vermek ve emin olunmak zorunda. Çünkü bu da bir yükümlülük ve hayatın asıl özüdür. Hele ki ağır ve geniş bir sorumlulukları üstlenenler. İnsan önce merhametli ve sevgi ili donanımlı olmalı. Gülen bir yüz, bir tebessüm, bir yaklaşım insanların hayatında çok şey değiştirir. Art niyetli olanların zihin putları kırar, dağıtır ve eritir.
Tebliğ, anlatma yumuşak bir dil gerektirir. Öfke ve sert tutum insanı uzaklaştırır. İnsana öfke ile hükmetmek, aşağılamak, dışlamak hiçbir zaman hayırlı bir sonuç getirmez. Uzaklaştırma da olmaması gereken bir sorumluluk.
Düşman üretmek çok da zor değil. İnsan binasını yıkmak, ötelemek, dışlamak ise çok kolay. Anlık bir durum. İnsanı kazanmak, insan binası yapmak ise çok zor. Uzun zaman alır. Önemli olan da zor ve çileli olanı tercih etmek. Asıl başarı bundan sonra gelir.