Neler oluyor bize,
Gün geçmesin ki evinde yalnız yaşayan birinden, yalnız ölüm haberi almayalım.
Fakat bu haber, rüyalara girecek denli korkunçtu.
İzmir Konak’ta yalnız yaşayan kadının ölümü, yakınlarınca 3 yıl sonra anlaşıldı.
Kendisine ulaşılamayınca, polise başvuruluyor,
Çilingirle açılan kapı, bir dramı ortaya çıkardı.
Yaşlı kadın uzun süre önce ölmüş, yatağında kemikleri bulunmuştu.
Dahası yaşlı kadının evi "boş" biliniyormuş,
Yalnız kadın emekli hemşiredir,
Haberlerde bir komşusu,5 katlı, 15 daireli apartmana 2 yıl önce taşındığını, yaşlı kadını tanımadığını söyledi.
Dahası komşu, binaya taşındıklarında yaşlı kadının evi için "2-3 senedir boş" dendiğini aktardı.
Toplumun manevi kalkanı komşuluk, ortadan kalkmış ki 15 haneli bir apartmanda yalnız komşuyu hatırlayan yok.
Onca bayram, kandil geçti,
Hiç mi bir komşu onu hatırlayıp bir tabak helva ile kandil kutlamaya gitmedi.
Ya da “komşu hakkı, apartmanda koktu” deyip, pişirdiği yemeğinden götürmedi.
Kadim mahalle kültüründe iftar sofralarının başköşesine daima sokağın yalnız yaşayan yaşlısı, yoksulu oturtulurdu.
Metropollerin hastalığı, gittikçe derinleşen yalnızlık.
Öğretmenler de mi öğrencilerine, “Mahallenizdeki yaşlıları ziyaret edin, bu insanlık görevimizdir” eğitimi vermedi.
Ya da imamlar, cemaatine, “Sokağınızdaki yaşlıyı sakın ihmal etmeyin, ziyaret edin, elini öpün, bir ihtiyacı var mı sorun, hayır duasını alın” öğüdünde bulunmadı.
Yaşlı kadının eşinin ilk evliliğinden olan üvey oğlu ile de pandemiden bir süre sonra irtibatları kopar.
Üvey annesinin asabi bir kişiliğe sahip olduğunu, telefon kullanmadığını belirten oğlu, ifadesinde kendisiyle 3 yıldır görüşmediklerini söyledi.
İnsanların yalnızlaşmasında pandemi de ayrı bir proje adeta.
Evlerine kapatılan insanlar, topluma karışmayı unuttu.
Kaç kişiden duydum metrobüse binmeyi unuttuğunu, durakları şaşırdığını, pandemi esnasında eve kapandığından yön bilgisini yitirdiğini, gitmek istediği yere gidemediğini.
İnsanları yalnızlaştırma projesinde, misafirlik de tedavülden kalktı sanki kimse kimseyi kabul etmek istememekte, geleneksel konukseverlik de adeta tarihe karıştı gibi.
İnsanların birbirine tahammülü kalmadı, pandeminin tek başına yaşam tarzını çoğu kişi benimsedi, üzerinde bu hâl kaldı.
Oysa yalnızlık, Muammer Hacıoğlu’nun “Yalnızdık Benim Saltanatımdır” şiiri gibi sultanlık değil.
Bir mahrumiyet yalnızlık, manevi bir yıkım, psikolojik açmazlık.
Ne var ki çoğu zaman bir zorunluluk,
O cendereden çıkmak bazen imkânsız.
Boşanmaların gittikçe arttığı günümüzde yalnız yaşayanların sayısı hızla artmakta.
Ülkemizde yalnız hanelerin dökümü ürkütücü.
Resmi rakamlara göre, yalnız yaşayanların sayısı, 2022'de 5 milyon 67 bin 331'e, 2023'te 5 milyon 192 bin 825'e ulaştı. Geçen yıl ise tek yaşayanların sayısı 5 milyon 321 bin 540'a yükseldi.
Oysa “Aile Yılı” olarak yalnızlığa bir direniş de başlatılmıştı.
Türkiye'de tek kişilik hane halkı sayısı 2024'te 5,3 milyonu geçti.
İstanbul ise yalnız yaşayan 943 bin 363 kişiyle şampiyon oldu.
Ne ki o, kentlere göre beğenilmeyen küçümsenen kırsal kesimde yaşamakta yine komşuluk, yaşlıları ziyaret, büyüklere hürmet.