Yalnız ölüp, çürüyen bedenler

Abone Ol

Korona salgını ile medeni ve çağdaş Avrupa(!) ülkelerinde sıkça yalnız ölen ve evlerinde çürüyen bedenler gündeme gelmeye başladı. Sanki bu yalnız insanların bedenleri korona sebebiyle çürümeye terk edilmiş gibi. Unutulmamalıdır ki, o bedenleri çürüten yalnızlık, yalnız yaşamaya mahkûm edilmişliktir. Bu tür hadiselerin korona ile sıkça gündeme gelmesi ise meselenin esas sorumlusunu gizlemede kullanılmakta, bir diğer ifadeyle kendilerini medeni ilan eden Batı dünyasının kendi kendini sorgulamasını, yargılamasını ertelemek, medeniyetlerinin sırçasının döküldüğünü gizlemede kullanılmasından ibarettir.
Elbette, bu yalnız bedenlerinin tek başlarına ölüp bedenlerinin çürümeye terk edilmesinin arksındaki ana sebep korona değil, Batılı insanın çok daha önceden çürümüş anlayışıdır. Bu çürümüş anlayışın çürüttüğü bedenlerdir. Yanlış anlayışın sahipleri bunun bedelini ödemektedirler.

Söz konusu anlayışlarını değişmediği sürece çürüme devam edecektir. Bu sorun onları ilgilendiriyor olsa da ortada bir insanlık sorunu olduğunu hep birlikte görmek, bu gidişin söz konusu anlayışı reddedenleri de çürüttüğünü görmek durumundayız. Kısacası, Haçlı-Siyonist anlayış artık duvara toslamıştır. Bırakın insanlığa kendilerine bile hayrı dokunacak durumda değildir. Böyle olunca İslam dünyasının söz konusu çürümeye bakıp kendimizi değerlendirmemiz gerekmez mi? Çünkü gelinen noktada Batı’nın çürümüş anlayışlarının sonucu onlarda yalnız ölmüş ve çürümüş bedenler ortaya çıkmıyor. Çevremize biraz dikkatli bakarsak bu çürümüş bedenler olmasa bile çürümeye yüz tutmuş bendeleri artık ülkemizde de alt ya da üst katta yaşayan bir komşumuzun ölüm haberi ile görüyoruz. Bu noktaya bizim neden ve nasıl geldiğimizin tek cevabı var; Batı taklitçiliği. Taklitçilikle gerçek ve insanların hayrına bir medeniyetin oluşturulamayacağı hususunda geçmişte bazı uyarılar yapılmış olsa da Batlı taklitçiliği öylesine gözümüzü döndürmüştü ki, bu uyarılar üzerinde durup düşünmeye bile ihtiyaç duymadık.


Batı’ya benzemek uğrana aile yapımızı değiştirdik, kendi değerlerimizi bir kenara ittik. Sonuç olarak, büyükanne ve büyük babaların olmadığı, kardeşlerin belli bir yaşa gelir gelmez evlerini terk ettiği, ayrı evlerde yaşamaya başlaması sonucu büyük ailenin yerini çekirdek denilen küçük ailelerin aldığı bir noktaya geldik. Hatta yine Batı taklitçiliği sonucu eşler bir ya da en fazla iki çocuk yapmaya başladılar. Sonuç, çekirdek ailenin yaşlıları tek başlarına yaşamaya mahkûm edildi. Özellikle bu yalnızlık şehirde yaşamak zorunda kalan yaşlılar için bir zorunluluk haline geldi. Bu yalnız yaşayanlar çocukları ile aynı şehirde iseler işlerinden fırsat buldukça çocukları ziyaretlerine gelirse mutlu oldular, yalnızlıklarını unuttular. Ne var ki çoğu zaman bu ziyaretlerde aynı şehirde olmalarına rağmen ayda bire, hatta bayramdan bayrama indi. Sonuç olarak bizde de medeni Avrupa(!) gibi büyüyen şehirlerimizin aksine küçülen ufalan aileler oluştu. Bir başka ifadeyle binalar yükseldikçe, şehirler kalabalaştıkça milyonlar içinde tek başlarına yaşayan insanlar çoğaldı.


Sonuç olarak tek başlarına yaşayan insanlar da çoğu zaman tek başlarına öldüler, ölüyorlar. Hemen belirteyim ki tek tesellimiz bizim henüz bu yalnız yaşamada Avrupa boyutlarına ulaşmamış olmamızdır. Ancak, anlayış değişmediği, her alanda kendi değer yargılarımızı gündeme getirmediğimizi, taklitçiliği sürdürdüğümüz sürece onlardan farkımız kalmayacak. Yani, evde yalnız başına yaşayan ve ölen Avrupalıların geldiği noktaya bizde gelerek ömrümüzü tamamlayacağız. Dileğimiz Batılılaşmanın sonucu bir gün ülkemiz içinde gazetelerde, “İngiltere’de 65 yaş üzeri 700 kişi yalnız öldü. Evde çürüyen bedenleri bulundu” başlıklı haberler görmemektir.