Yalanın bilimsellik ambalajına sarılmışı olmaz mı?

Abone Ol

Para put haline getirildi, önemli olan daha çok kazanmak

olunca bu yolda her şey normal hale gelebiliyor. Özelliklede tüketimi esas alan

vahşi kapitalizmin para uğruna kullanmadığı hiçbir değerin kalmadığını söylemek

abartma olmaz. Özellikle de toplumları yönlendirme ve şartlandırmada bilimin

kullandığı da biliniyor.

Bu hususta en çok gelişmekte olan ülkelerin kullanıldığını,

buralarda yönlendirilmeye ve şartlandırılmaya müsait bir ortam bulduklarını

söylemek yanlış olmaz. Çünkü ürünlerini sürdükleri yeni pazarlarda insanların

eski alışkanlıklarını yıkıp kendi ürünlerine yönelmelerini sağlamak için her

yolu deneyen küresel firmalar, bu yolda en çok da bilimsellik ambalajını

kullanıyorlar. Çünkü bir konuda ilimsellik ve bilimsellik öne sürüldüğünde

insanların söyleyecek fazla bir sözü kalmıyor. Kısacası para ile birlikte

biliminde putlaştırıldığı bir dünyada insanları avlamada etkili bir araç

olabiliyor.

Bütün bunları geçtiğimiz günlerde önce televizyonlarda, ardından

gazetelerde yer alan bir haber hatırlattı. Dünyaca ünlü kolesterol uzmanı

olarak takdim edilen Philippe Even yaptığı açıklamada ‘kötü kolesterol’ diye

bir şeyin olmadığını bunun ilaç endüstrisinin ürettiği bir yalandan ibaret

olduğunu, “İlaç şirketleri bu yalanla 15 yılda 300 milyar dolar kazandığını”

söyleyerek tartışmalara yol açtı. Elbette, söz konusu açıklama her kesimden

müspet tepki almadı. Even’i yalanlayanlar olduğu gibi destek verenlerde çıktı.

Yıllardan beri insanların doğru kabul ettikleri bir hususun tersini kabul

etmeleri kolay olmayacaktır. Kaldı ki, ilaç sektörünün tek yalanı kötü

kolesterol değildir. Piyasaya sürülen, yıllarca kullanıldıktan sonra yan

etkileri sebebiyle çeşitli ülkelerde toplatma kararı alınan ilaç sayısı oldukça

fazladır.

Bu tür bilimsel yalanların sadece ilaç sektörüne has

olduğunu söylemek de eksik bir değerlendirme olur.

Çocukluk yıllarımda evimize giren zeytinyağı ve tereyağı

olmak üzerde iki yağ vardı. Sofralarımızda hep bunları kullanırdık. Bu

alışkınlığımız memleketimizden Anakara’ya taşınana kadar sürdü. Ankara’da

gördük ki tüm evlerde margarin yağı kullanılıyor. Piyasayı bu yağlar tutmuş. Bu

arada tereyağının insan sağlığı için zararlı olduğu, kalp ve damar

hastalıklarına yol açtığı şeklinde yoğun bir propaganda yürütülüyor, bu iş bir

takım bilimsel araştırmalara da dayandırılıyordu.

Bu propagandanın etkisi uzun yıllar sürdü. Tereyağı

soframızdan tümüyle kalktı, zeytinyağı ise sadece salatalarda kullanılır oldu.

Şimdi gelinen noktada ise yine bilimsel araştırmalara dayandırılarak

zeytinyağının faydaları, tereyağının ise söylendiği gibi zararlı olmadığı

topluma anlatılmaya çalışılıyor. Yani geçmişte tereyağı aleyhine yürütülen

kampanya ile bugün aksi yönde yürütülen kampanya hep bilim adamları aracılığı

ile gündeme getiriliyor.

Peki, bunlardan hangisi doğru İkisi de yalan mı Böylesine

çok farklı sonuçlar veren bilimsel araştırma olabilir mi Yoksa bazı

merkezlerde bir takım firmaların finanse ettiği araştırmalar yapılıyor ve bu

araştırmalar birer bilimsel gerçek gibi dünyaya takdim mi ediliyor

Aynı şeyleri temizlik maddeleri için de söylemek mümkün.

Çocukluğumuzda bilmediğimiz bir takım temizlik maddeleri daha sonraları hayatın

olmazsa olmazları haline geldi. Ama giderek bunların da çevreye, yeraltı ve

yerüstü sularındaki olumsuz etkileri tartışılıyor. Özellikle deterjanların

insan sağlığını olumsuz etkilediği, bitkileri öldürdüğü gözle görülüyor.

Geçmişte kullanılan temizlik maddeleri bir kenara atılırken söylenenler ile

bugün ortaya çıkan sonuçlar çok farklılık gösteriyor. Kısacası paranın put

olduğu kapitalizmde, bilim de bir takım yalanların kılıfı olarak kullanılıyor.