Birinci meclisin feshedilmesi, muhalif vekillerin tasfiyesi, Cumhuriyet ilanı ile Lozanın imzası, devleti dinini İslam olarak belirleyen hükmün kaldırılması, yeni kanuni düzenlemeler ve benzer gelişmelerden sözetmiş ve bu yeni Türkiye idaresinin icraatları karşısında müslümanların ne tür tepkiler verdiği meselesine gelmiştik.
Daha önce Şeyh Sait hareketi, İzmir suikastı meselesi ve Menemen hadisesi gibi olaylardan bahsetmiş, mevcut rahatsızlık ve gerilimleri bazen toplum kesimlerinden ve bazen de rejim tarafından açığa çıkarılan örnekler olarak zikretmiştik. Her biri farklı biçim ve faktörler etrafında gelişen bu hadiselerin uzun uzadıya ele alınması ve tartışılması gerekirse de biz, bu yeni devrede milletin, bir kısım ilim adamının, şeyh ve hocaefendinin, Meşrutiyet devri İslamcı aydının ve nihayet genel olarak milletin tutum ve tavırlarına dair birkaç genel çizgiyi ele almakta yarar görüyoruz.
Devletin yeni aktörleri laikliği teorik olarak dinsizlik olarak yorumlamaktan özenle kaçınmış, milletin zihinsel dokusu da devletin dinsizliğini kavramak hususunda kolay kolay ikna olamamıştır. Milletin geniş kesimleri, bu gidiş ve hali- giderek sertleşen reform uygulamalarının da sindirici etkisiyle- geçici bir musibet gibi algılayarak sabır ve tahammül yolunu seçmiş görünüyor. İşgalden henüz kurtulabilmiş bir milletin merkezi devletle olan irtibatı, bilgi akışı ve müdahele vasıtalarının oldukça sınırlı olduğu bir dönemden bahsettiğimizi hatırlamalıyız. Ayrıca saltanatın kaldırılışı sonrası hilafetin ilgası, Tevhid-i Tedrisat kararı ve uygulamalarının ardından rejimin istiklal mahkemeleri vasıtasıyla sürdürdüğü amansız takip vaziyeti hayli zorlaştırmıştır.
Ne alimler, ne şeyhler ve ne de müslüman mütefekkirler, son devir Osmanlı siyasal ikliminde olduğu gibi bu yeni gelişmeler karşısında da tek bir tavır veya tercih ortaya koymuş değildir.
Birkaç satır başı çıkaralım:
Birinci Meclis mebuslarından merhum Mehmet Akif, Mısıra göçmüş, son anlarına kadar orada kalmıştır.
Elmalılı Hamdi bey, İstiklal mahkemesinde idamla yargılanıp beraat ettikten sonra, evine çekilip bir çeşit uzlet yaşamış ve meşhur tefsirini yazmıştır.
1922 yılı sonlarında Bediuzzaman Ankaraya davet eldir. Çünkü Kuva-yı Milliye aleyhine İstanbuldan çıkarılan fetvayı reddetmiş ve milli mücadeleyi desteklemiştir. Mustafa Kemal tarafından "yüksek fikirlerinden istifade etmek" ümidiyle davet edilen üstad, 1923 yılı başlarında yazdığı "mebuslara beyanname"sinde vekillere İslam mücahidleri diye hitap ettikten sonra düşmana karşı kazanılan zaferden sonra, meclisi İslamın şiarlarını diriltmeye ve korumaya çağırır.
Hilafeti devralmasını tavsiye ettiği yeni rejim bir yıl sonra hilafeti ilga edecek ve Said-i Nursi, 1925te Şeyh Sait isyanında alakası soruşturulmak bahanesiyle İstanbula sevkedilecek ve sonra Barlada ikamete zorunlu tutulacaktır. Sonraki yirmi beş yıl boyunca sürgün, göz hapsi ve mahkemeler...
Nihayet "yeni Said"diye anıldığı dönem ki siyasetten Allaha sığındığı, aktif siyasi tavırdan geri çekildiği yıllardır. Siyasal bir muhalefeti uygun görmeyişi Demokrat Parti dönemine kadar belirgindir. Hele isyan ve devrimci kalkışmaları tasdik ve tasvib etmediği açıktır.
Bu onun bir çeşit siyaseti miydi
Tutumunu belirleyen sebepler devlet-millet çatışmasını derinleştirmeme kaygısı mıydı
Şeyh Saide söylediği "bu kahraman milletin torunlarına silah çekilmez" ifadesiyle rejime kalkışmaları onaylamaması nasıl bir mülahazaya dayanıyordu ve ardında mevcudu onaylamak mı yoksa geri çekilen bir muhalefet stratejisi mi yatıyordu
Bu konulara dair elbette bir takım kanaatlerimizi paylaşmak isteriz. Ancak bunu bir müddet erteleyerek diğer birkaç örnekten bahsedelim.
1924 ten itibaren çeyrek asır boyunca Diyanet İşleri teşkilatında görev alan Ahmet Hamdi Akseki ilginç bir örnektir. Tarikat davasında sanık iken (bu mahkeme idamlar ve ağır cezalarla sonuçlanmış) Aksekiye yeni dönemde mühim hizmetlerde bulunabileceği varsayımıyla beraat verilmiş.
Görev aldıktan sonra askere, köylüye, çocuklara ve milletin farklı kesimlerine din eğitimi vermeyi amaçlayan pek çok kitap o zor yıllarda Akseki marifetiyle ve devlet bütçesiyle yayınlatılmış. Yine Kuran-ı Kerim terceme, tefsir ve Buhari tercemesine öncülük edip ilgili süreci zorlayan kişi olmuş. Ve daha pek çok hizmet...
İşte yine sorular ve tartışma burada beliriyor...
Hazret, Diyanet teşkilatına daveti kabul etmek suretiyle rejimle bir tür uzlaşma rağmına İslama hizmet yolunu mu seçmiştir
Evet...Harf inkılabı, dilde yenileşme, CHPnin dine ve tarihi değerlere karşı şedit tutumu ile irtica avcılığı, Ayasofyanın müze oluşu, bazı cami ve mescitlerin ahır ya da depo olarak kullanılması vb. uygulamaların ülkesinde bu bir seçimdir.
Yine kapatılan ve faaliyetleri yasaklanan tekke ve tarikatlerin içe kapandığı, bazı değişimlere uğrasa da derinden varlıklarını sürdürme mücadelesi verdiklerini biliyoruz. Neler yaptılar Bugün neredeler ve ne durumdalar
Konu durduğumuz ve durmamız gereken mevzi itibarıyle hepimizi yakından ilgilendiriyor...
Haftaya devam edelim...