Yalancı çoban

Abone Ol

Yalancı çobanın hikayesini bilirsiniz. Hani, sürüsüne kurt inmediği halde, sürekli şekilde "Kurt geldi, yetişin" diye ahaliyi seferber eden, ortalığı velveleye veren çoban. Bir yalandan velvele, iki yalandan velvele, en sonuncusunda sürüye gerçekten kurt iner ama, bu kez de ahali oralı olmaz.Bir haftadır üniversitelerde türbanın serbest bırakılmasıyla ilgili anayasa değişikliği gündeminde, medyanın ortalığı velveleye verme çabasını da buna benzetiyoruz. Dikkatinizi çekiyorsa, medya, kendisinin bile inanmadığı argümanlarla kamuoyuna rejimfobi pompalamaya çalışıyor, ama, yıllardır bu konuda "yalancı çobanlık" yapmış olan medyayı kimsenin tınladığı yok.

Biz bu filmi, rejisörü, senaryosu, başrol oyuncularıyla kamuoyunu "eyvah dört bir yanımızı irtica sardı", "Fadime-Emire-Müslüm" yaygaralarıyla 28 Şubat sürecinde de izlemiştik. Ne hazindir ki, o günlerde medya manivelasıyla demokrasinin askıya alınması senaryosu tuttu, topluma rejimfobi pompalamaya çalışanların oyunu başarılı oldu. Türkiye Cumhuriyeti nin gelmiş geçmiş en başarılı Prof. Dr. Necmettin Erbakan ın Başbakanlık görevindeki Refahyol iktidarı görevinden alaşağı edildi. Ardından, "Öcü geliyor, öcü", "Şöyle olursa, böyle olur", "Şöyle yaparsanız, devreye şunlar girer ha" şeklinde medya üfürmelerini izleye izleye bıktık.

Bugünlerde de, "Başörtüsünün üniversiteye, hem de belli bir kalıba sokularak, biçimlenerek girmesine" bile karşı çıkanların rejimfobi masallarını izliyoruz. Arkaik siyaset argümanlarıyla sittin sene iktidar tokmağına elini bile süremeyecek olan CHP nin Genel Başkanı Deniz Baykal, ortalığı gerebilmek için vargücüyle çabalıyor. Bağırıyor, çağırıyor Ama, kimsenin umrunda bile değil.

Ne olduğu belirsiz bir laiklik algısı inşa etmek, arzuladıkları bir dünya görüşünü yaşamak için dokunulmaz zırhlar oluşturan medya, gazetelerde, televizyonlarda sistem, rejim, laiklik üzerine kendilerince güzellemeler okuyor, ama millet oralı bile olmuyor. Çünkü, ortaya atılanların, memleketi kendilerince parselleyen bürokratik oligarşinin son çırpınışları olduğunu herkes biliyor, görüyor, anlıyor.

Ne yalan söyleyelim Önceki gece, CNN Türk ekranlarında tekaüt Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş ı görünce, yüreğimiz sızladı. Vural Savaş a bıraksak, bu ülkede özgürlük talep eden her siyasi partinin kapısına kilit vurmak, özgürlük isteyen herkesin ağzına da birer siyah bant atmak gerekir herhalde.

Gerginlik üreterek, milletin zihinlerini "öcü geliyor, öcü" korkularıyla doldurarak hiçbir yere varılamaz. Türkiye de artık, "Ben sizin ağababanızım, ben ne dersem o olur, demokrasiyi istediğim kadar veririm, özgürlükleri istediğim kadar kısıtlarım" şeklinde arkaik fikirlerle milleti korkutan imparatorluğun yüzündeki maskeyi alaşağı etme zamanı gelmiştir.

Hiç kimse, sizin istediğiniz kalıba girmek zorunda değil Hiç kimse, sizin korku tapınaklarınıza taş taşımak zorunda değil. Gergin olmak, yaylı çalgılarda iyidir