Yalan rüzgârı estiriliyor

Abone Ol

Cumhurbaşkanı Erdoğan İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik çirkin saldırısının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri’ni arayarak, “İsrail’e karşı derhal harekete geçin” çağrısında bulunmuş. Bu çağrıya katılmamak, destek vermemek elbette mümkün değil. Ancak, BM Genel Sekreteri’nin İsrail’e karşı söz konusu teşkilatı harekete geçirme gücü ve yetkisi var mı Diyelim ki Genel Sekreter BM’yi harekete geçirdi, bu teşkilatın İsrail’e karşı harekete geçmesi, yaptırım uygulaması mümkün olabilir mi Bu sorulara BM’nin geçmiş uygulamaları ve hareket tarzı dikkate alınırsa İsrail’e karşı harekete geçmesinin söz konusu olamayacağını söylemek gerekir. Çünkü geçmişte İsrail aleyhine alınmış pek çok karar vetolar sebebiyle uygulanamamıştır. Bu sebeple diyebiliriz ki BM’nin asli görevi Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin çıkarlarını korumaktır. Bu arada İsrail’in güvenliği BM’nin asli görevlerinden bir diğeridir. Çünkü BM’nin Genel Kurulu’nda alınan kararların uygulamaya konulabilmesi için Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden birinin veto etmemesi gerekiyor. Böyle bir durum ise bugüne kadar söz konusu olmamıştır. Bu sebeple de diyebiliriz ki, BM’nin yapısı emperyalist güçler ile İsrail’in çıkarlarını korumak üzere dizayn edilmiştir. Böyle olunca da BM’nin İsrail’e karşı harekete geçmesi, saldırılarının BM tarafından engellenmesi, kısacası İsrail’in cezalandırılması söz konusu değildir. İsrail de bu gerçeği bildiği için edepsizliklerini ve saldırılarını sürdürüyor. Filistinlilere kurulduğu günden bugüne mahkûm hayatı yaşatmaktadır. Bunun için yeryüzünde barışın ve adaletin hâkim olması isteniyorsa öncelikli olarak BM’nin yapısının değiştirilmesi, yeniden adalet üzere oluşturulması gerekiyor. Bu şartlarda böyle bir değişiklik mümkün olmayacağına göre en kısa zamanda Müslüman ülkelerin aralarındaki farlılıkları bir kenara iterek İslam Birliği’ni; bunun sonucu olarak da İslam Ülkeleri BM Teşkilatı’nı kurmaları gerekiyor.

Bu yönde harekete geçilmeden bir takım haksızlıkların giderilmesi için bazen çağrıda bulunmak bazen eleştirmek hiçbir işe yaramayacaktır. Kaldı ki, BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinden ABD ve Rusya’nın zaman zaman çatışıyorlarmış gibi görünmeleri de ayrı bir kandırmacadır. Bu hususu Suriye’de 5 yıldır yaşananlara bakıldığında bile anlamak mümkündür. Sanki Suriye’de Rusya ile ABD zıt kutuplarda bulunuyor, aralarında ciddi bir çatışma olacakmış gibi görünmesine rağmen ABD’den yapılan bir açıklamada, “Ruslar Lazkiye’yi ileri üs yapacak” deniyor. Bu açıklama bile Suriye’nin parçalanması ve ortaya çıkan yeni oluşumlar üzerinde ABD ve Rusya’nın hâkimiyet alanı hususunda anlaştıklarını gösteriyor. Kaldı ki, Rusların Esad yönetimini her alanda destekleri, asker ve silah sevk ettikleri bilinmeyen bur husus değil. Durum böyle iken ABD’nin Suriye söz konusu olduğunda tek düşman olarak IŞİD’i ilan etmesi ve tüm dikkatleri bu noktaya toplamaya çalışması da ABD ile Rusya arasında Suriye konusunda bir mutabakatın -isterseniz buna etki alanı paylaşımı diyelim- olduğunu gösteriyor.

Sonuç olarak diyebiliriz ki dünyanın paylaşımı konusunda ABD ve koalisyon ortakları ile Rusya arasında açıklanmamış bir mutabakat söz konusudur. Birbirlerinin alanlarına girmemek hususunda dikkatli davranmaktadırlar. Arada bir ABD ile Rusya’nın çatışma noktasına geldikleri görüntüsü ise sergilenen oyunun bir sahnesi olmaktan öte geçmiyor. İki kutuplu dünyada bile iki ülke birkaç kere sanki çatışmanın eşiğine gelmiş görüntüsü vermiş olmalarına rağmen çatışma söz konusu olmamıştır. Bu bakımdan bugünkü dünya sömürgeciler ile İslam dünyası olmak üzere ikiye ayrılmış, sömürgeciler kendi aralarından anlaşmış durumdalar.