Bismillahirrahmanirrahim;
âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimize, âline ve sahabelerine olsun.
Bir yalan rüzgârı estiriliyor. Hak, batıl ile karıştırılarak örtbas ediliyor. İnsan ve toplumun emeği; faiz, haksız vergi, borca dayalı para sistemi ile çalınıyor, haksız olarak elinden alınıyor. İsraf ve itibar harcamaları, rant ve rüşvet hak sebebi sayılıyor. Ne kadar haram varsa hepsi helal, ne kadar helal varsa hapsi haram sayılıyor. Yeni bir başarı hikâyesi deniliyor, her hikâyenin sonunda büyük dramlar yaşanıyor. Hedeflerden söz ediliyor, ortaya mücerret bir şey konulmuyor. Yeni deniliyor, eski masallar anlatılıyor. Refah arttı deniliyor, ama eksiliyor.
Günah işler yapılıyor, vebal şeytanın oluyor, bedeli ise halk ödüyor. Şatafatlı salonlarda paketler açılıyor, halk ne çıkacak diye bekliyor, “dengelenme, disiplin ve değişim” edebiyatı ile karşılaşıyor ve birden sanki bütün dertlerinden kurtuluyor, “ihalesi başlamamış projeler, askıya alınacak” açıklaması ile de sevinip bahtiyar oluveriyor! Enflasyon düşecek dendikçe artıyor, azgınlaşıyor. İşsizlik azalacak deniyor, her gün yüzlerce işyeri kapanıyor. Merkez Bankası elindeki tüm araçları kullanacak, cari açık kapanacak dendikçe, itibardan tasarruf edilmez denerek cari harcamalar artıyor. Anlaşılan hile rejiminin, vahşi kapitalizmin bütün icapları devreye sokularak “yeni değerleme sistemi” ile zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapmaya devam edecekler. Sanayileşmenin adı var, kendisi yok. Üretmenin, tarım ve hayvancılığın sözü bile edilmiyor. İsraf nasıl önlenecek? Ahlaki ve manevi değerlerdeki yozlaşma, nasıl engellenecek? Materyalist eğitim ile İslam’dan koparılmaya çalışılan gençlerimiz, ne zaman “önce ahlak ve maneviyat” dikkate alınarak eğitilecek ve faydalı bireyler haline getirilecek? Ne zaman faizci kapitalist düzen uygulamaları terk edilecek, “adil düzen”e geçilerek halkın refahı sağlanacak? Zulmün yerine ne zaman “adalet” ikame edilecek? Bu yalan rüzgârı, kibir yürüyüşleri, pembe rüyalar, ne zaman son bulacak? Ne zaman mı son bulacak? Bu millet, ne zaman Milli Görüş’e döner, “adil düzen”i hayatına ikame ederse, bu yalan rüzgârı son bulacak.
YALANIN SONU
Firavun hanedanının ve onlardan önce gelen zalimlerin tuttuğu yol, bir “yalan rüzgârı” yolu idi. Onlar Allah’ın ayetlerini yalanladılar. Allah da onları işledikleri faiz, haksız vergi, israf, adam kayırma, yanlı yargılama, içki, kumar gibi günahları yüzünden yakalayıp helak etti. Mülkün sahibi Allah’tır. Allah mülkünün nasıl işletileceğinin esaslarını insanlığa “ayetler” olarak bildirdi. Bu ayetleri eğip bükenler, kendi görüşlerini ayetin yerine ikame edenler, Allah’a karşı yalan söyleyenlerdir. Allah’a karşı yalan uyduranlar, zalim olurlar. Allah’ın ayetlerini, kanunlarını yalan sayanların sonu yoktur. Bunlar yalana kulak verirler, durmadan haram yerler, haktan yüz çevirirler. İnkâr eden ve ayetleri yalanlayanlar ise daima azap içinde olurlar. Yalan sözlerle Allah’a iftira eden veya O’nun ayetlerini yalanlayandan dünyada daha zalim kimse yoktur. Zalimler ise kurtuluşa eremezler. Kıyamet vakti gelince onlar, günahlarını yüklenmiş olarak: “Dünya hayatında Allah’ın razı olduğu İslam’ı terk etmemizden dolayı vah bize” derler. Allah’ın ayetlerini, kanunlarını yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah, ayetlerini, kanunlarını yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helak olmaya götürür. Dillerinin uydurduğu yalana dayanarak “Bu helaldir, şu da haramdır, faiz dünya gerçeğidir, AB istedi diye zinayı suç olmaktan çıkardık” diyenler, Allah’a karşı yalan uydurmuş olurlar. Bu yalanı uyduranlar, kurtuluşa eremez ve ancak çok az bir dünya menfaati elde edebilirler. Ahirette onlar için elem verici bir azap vardır. Allah’ın ayetlerini yalanlayanlar, hak üzere olanları yalanla, ihanetle itham ederler. Bu günahkâr işbirlikçiler, hesap gününde Allah’ın huzurunda başlarını öne eğecekler: “Rabbimiz, gördük duyduk, şimdi bizi dünyaya geri gönder de, hayırlı ve faydalı işler yapalım” diyecekler, ancak bu talepleri karşılık bulmayacaktır. Materyalizm, faizci kapitalist düzen ve benzerleri yalandan ibaret bir oyalanmadır. İnsanların dünyada da ve ahirette de saadet bulacağı gerçek “din ve düzen” yalnız Allah’ındır. İslam’ı “din ve düzen” olarak bırakıp kendilerine başka düzen edinenler, bu düzenler ile yol bulamazlar.
YENİ EĞİTİM DÖNEMİ
2017-2018 eğitim öğretim yılında 18 milyonun üzerinde öğrenci, 1 milyona yakın öğretmen ders başı yaptı. Materyalist eğitim şerdir, şerden hayır çıkmaz. Kişinin niyeti şerri hayır yapmaz. Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk’un her şeyden önce bu gerçeği kavraması gerekir. Gençlik bir cevherdir. Bu cevheri materyalist eğitimle heba ediyoruz. Eğitimde değişmesi gereken sistemin şekli değil sistemin ruhudur, özüdür, mayasıdır. Yürürlükteki eğitimin özünde İslam yoktur. Çocukların kalbine Allah korkusu yerleştirilmiyor. Eğitimde acilen yapılması gereken şey; materyalist muhtevanın yerine İslam’ın muhteva olarak ikame edilmesidir. Ziya Selçuk’tan büyük laflar yerine, bu köklü muhteva değişikliğini, yani eğitimin İslamileştirilmesini sağlamasıdır.
EKONOMİ
Günümüz ekonomisinin vazgeçilmezi bankacılık sistemi, faiz politikaları, zulüm vergileri, israf, ranta dayalı yatırımlar, tüketim çılgınlığı, üretimsizlik gibi tercihlerle bir ülke ayağa kalkamaz.
Ülke, ancak “adil ekonomik düzen” uygulamaları ile ayağa kalkar. Başka da kurtuluş yolu yoktur. Bunun için Cumhurbaşkanı Erdoğan, Saadet Partisinin samimi uyarılarına kulak vermelidir.
FAİZLER
Merkez Bankası politika faizini arttırarak %24’e çıkarmış, Cumhurbaşkanı kızıyor. Ancak Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı’ndan ve Hazine ve Maliye Bakanı Beraat Albayrak’tan habersiz bu kararı alması mümkün değildir. O zaman Cumhurbaşkanı niçin kızıyor? Dolar kontrol altına alınamıyor. Bütçedeki faiz yükü artıyor. Ekonomide yaşanan bu gelişmeler ortadadır. Ülkenin itibarı, pahalı hediyelere kaldı. Faiz zülümdür, beladır, köleliktir, yok olmaya koşmaktır. Milli Görüş’e dönmekten başka da çare yoktur. Selam hidayete tabi olanlara…