Yakmayan gelinlik

Abone Ol

İş bu yazdıklarımın gerçek hayatta şahıs ya da şahıslarla

bir ilgisi yoktur

Şimdi bu giriş notuna bakarak birileri bana külahıma

anlat sen onu diyebilir.

Hemen söyleyeyim: Külahlar kafalardan daha iyi söz dinler

hale geldiyse isteyen istediği gibi anlamakta özgürdür.

Yeter ki parmağa değil, parmağın işaret ettiği noktaya

bakalım.

Hayır, efendim bugünlerden herkes herkesi anlamak

istediği gibi anlıyor, ben de öyle yapacağım derseniz baştan söyleyeyim,

külahları değişiriz.

Bilenler bilir, yüzmenin en önemli kaidesi su üzerinde

bedenine sıklet yüklememektir.

Sen kendini suya ver, o seni kaldırır ve istediğin yere

götürür.

Bir şartla tabi, sen de kendince ayak çırpıp kulaç atmaya

çalışmalısın.

Bu davranışı ilk gören anlayış yoksulu kişiler senin su

ile mücadele ettiğini, hatta ona yumruk savurduğunu zannedebilir.

Şimdi ne alâkası var bu yazdıklarının konuyla!

dediğinizi işitir gibiyim.

Yaşadığımız bu hayatın inandığımız hayat görüşüyle ne

alâkası var, bir zahmet siz bunun cevabını verin, ben de yazımın giriş bölümünü

gelişme bölümüyle bağdaştırayım.

Öyle mi Peki o zaman, sadede geleyim.

Varlığımız ve oluşturamadığımız kimliğimiz inandığımız

değerler karşısında yerlerde sürünüyor.

İslam ı deniz olarak kabul edecek olursak, onun

mensupları olduğunu iddia eden bizler bu ilahi düsturlar manzumesinin

içerisinde yol alamıyoruz bir türlü.

Denize girer girmez batıyoruz.

Olduğumuz gibi, artı bir yük gerektirmeksizin, İslam

denizine girmek varken, bir sürü yığınaklar, türlü türlü sıkletlerle dalış

yapıyoruz ona. Tabi ki batıyoruz.

Suyun kaldırma kuvveti, ağırlıkların ise kandırma kuvveti

olduğunu unutuyoruz.

Üzerimizde ne varsa, menkul ya da gayrı menkul hepsinden

sıyrılarak girmeliyiz bu denize.

Her su senin arzuladığın su değildir.

Susamış isen denize doğru değil çeşmeye doğru yürü.

Madem yüzmektir maksadın suratını yağmur tanelerine

tutmakla olmaz bu.

Yağmur da bir sudur; ama onu sen taşırsın, o seni değil.

O sana yukarıdan gelen bir rahmettir, bir ikram.

Yağmuru sen kaldırırsın, sel seni.

Deniz yerden yağan rahmettir tüm aleme.

Birikmiş rahmet sağanağıdır.

Biz buna İslam diyoruz.

Onun kıyısında ya da ortasında kulaç atıp ayak çırpanlara

da İnsan demiş Yaradan.

İkisi de iki hece: İslam ve İnsan

Biri diğerini taşırmasın diye.

İnsan denizi, deniz insanı taşırmasın için.

En anlaşılır şekilde biz buna fıtrat diyoruz. Siz

ayrıca hilkat de diyebilirsiniz.

İnsanlara kaldıramayacakları yükleri yükleyip,

tekliflerde bulunmak sadece denizi değil, insanı da taşırır.

Modern dünya ile elbette kavgamız var.

Ama bu kavga onun koynunda ya da kolumuz onun boynunda

iken verilebilecek bir kavga değil.

Sevgili okuyucu, bilmem anlatabildim mi

Anlamadın mı

Zararı yok, ikimiz de aynı yerdeyiz.

Sen yazılanlardan bir şey anlamıyorsun, ben

yaşananlardan.

Bildiğim tek şey var: Çarşaf yakıyor, gelinlik yakmıyor.

Bu da canımı yakıyor.