Ekonomi konusundaki bazı üst düzey kimseler, yaşanan tüm sıkıntı ve krize rağmen dillerinde bir kez bile “kriz” sözünü kaçırmadılar, ki gerçekten büyük bir maharettir(!) bu. Ekonominin her sektöründen şirketler, işletmeler, toplumun her kesiminden milyonlar, alenen ayakta kalma ve geçinebilme derdiyle yanarken, ağızlarını açıp da tek bir kelime etmediler, yaşanan sıkıntıları görmezden geldiler. Bu gerçekten de büyük bir maharettir(!) yani…
Ama aynı kimseler veya kesimler, “yaklaşmakta olan bir bahar”dan bahsedebiliyor. Neyin baharı bu? Konuşmak ve göstermek istemedikleri krizi kabullenmiş mi oluyorlar yani böylelikle? Sonbaharı ve kışı yaşıyorduk ama artık bahar geliyor demek! En iyi bildikleri şeyi yapıyorlar ve her zamanki güce tapan tavırlarıyla pişkin pişkin “bahar gözüktü” diyorlar. Yahu hangi bahardır bu!
Daha birkaç hafta önce, iktidar, devletten sosyal yardım alan 2,5 milyon hane (yani 10 milyon kişinin) 80 TL’ye kadar olan elektrik faturalarını ödeyeceğini açıklamadı mı? Elektrik faturasını dahi ödeyemeyen 2,5 milyon hanenin olduğu yerde hangi baharmış bu!
Kredi kartı borçlusu olup borcunu ödeyemeyen milyonları ne yapalım? Borçlarını ödeyebilsinler diye, devlet bankalarından (görev zararı yazma pahasına) bu kimselere düşük faizli “banka borcu kapatma kredisi” müjdesi(!) verilmedi mi? Nasıl bir baharmış ki bu, kimseler hissedemiyor da, “güce tapan” çevreler farkına varabiliyor?
Türkiye, yılın ilk 4 ayındaki yüklü borç ödemeleri için korkunç faizlerle hababam borçlanıyor. Daha kibar ifadeyle Hazine “iç borçlanma stratejisi” gereği “iç borç servisinde kullanmak üzere” borçlanmaya gidiyor. Bu şu demek değil mi? Bor5cu borçla kapat, vadesi geldiğinde hem borcunu hem de faizini ödemek için yine borç al, bu arada hem borcun hem de faizi iyice kabarsın, biriksin... Geleceğimizi yüksek faizli borç sarmalına ipotek ediyoruz ama sorsanız “bahar geliyor”… Yahu bu menem bir baharmış böyle…
Elbette bankalar için, rantiye için, halkın çektiği sıkıntıları çekmeyen, sırtını güce dayayıp keyif sürenler için ufukta bir bahar gözüküyor olabilir. Ancak, aldığı maaşı önceden de yetmezken ve bankalara, kartlara, kredilere mahkum yaşarken, artık geçim sıkıntısından iyice bunalan milyonlar o baharı göremiyor maalesef. Türkiye gerçeği, alışverişe çıkan insanların 25 kuruşluk poşeti bile hesap etmek zorunda kalmasıdır. Çarşı pazardaki çift haneli sebze meyve fiyatlarıyla, iğneden ipliğe gelen zamlarla geçim sıkıntısını her zerresine kadar hisseden insanların sıkıntıları yine konuşulmuyor, konuşturulmuyor ve “bahar geliyor” masalları anlatılıyor. Çok yazık!
Anadolu’nun hemen her şehrinde, 6 aylık geçici işler için binlerce insan başvuru kuyrukları oluşturuyor. Yani, 2019 Türkiyesi’nde insanlar “iş kuyrukları”nda umut arıyor. 40 sene, 50 önceki bir manzara değil bu; gözümüzün önünde cereyan ediyor her şey. Bu insanlara anlatın “bahar geliyor” diye, ne cevap verecekler bakalım.
Veyahut Adıyaman’da damı akan ve duvarları hasarlı olan evlerinde, “evin içine” battaniyelerden çadır kurarak ısınmaya çalışan aileye söyleyin bunları. Üşümemek için birbirine sarılarak yatan çocuklara, pazardan yere atılan sebzeleri toplayan anneye bir söyleyin…
Onlar, “ekonomide bahar yaklaşıyor” diyebiliyorsa, gerçekten de öyledir. Yoksa, gerisi hem boş laftır hem de vebaldir. Bu insanların sıkıntılarını görmeyip göstermemenin de hakkın rızasına aykırı gitmek olduğu gibi aynen..