Hatırlar mısınız bilmem
Bu resmin çekilmesinin üzerinden tam on üç yıl geçti. Amerika nın
Irak işgaline tam destek verilmesini içeren 1 Mart tezkeresinin Mecliste
reddedildiği günlerdi.
Tezkere geçmediği için Başbakanlıktan istifa etmeyi düşünen Abdullah
Gül, belki istifa etmedi ama, iki hafta sonra Siirt te yapılan ara seçimlerin
ardından milletvekili seçilen Tayyip Erdoğan a koltuğunu devrederek tezkerenin
ilk kurbanı oldu.
Tezkere geçmemişti evet. Fakat Tayyip Erdoğan Başbakan olur
olmaz, Amerikalılar nezdinde açılan hasarı tamir etmek için 19 Martta Meclise yeni
bir tezkere daha getirildi. 1 Marttan ders alınmış olacak ki, eski tezkereye
hayır oyu veren AKP milletvekilleri bile türlü yöntemlerle ikna edilmiş ve yeni
tezkerenin Meclisten geçirilmesi sağlanmıştı.
İkinci tezkerenin tam bir gün sonrasında, yani 20 Mart 2003
tarihinde de Amerika nın Irak işgali fiili olarak başlatılmış oldu.
Türkiye deki askeri üsleri kullanarak Bağdat ı vuran Amerikan uçaklarının
hukuki dayanağını da, işte o yeni tezkere oluşturuyordu.
Günler, haftalar, aylar böylece geçti. Irak işgali bütün
hızıyla sürüyor, Ortadoğu nun prime time saatinde tüm televizyonlarda,
Türkiye den kalkan uçakların kadim İslam beldelerine ölüm yağdırması, hepimize
canlı olarak izletiliyordu.
Lâkin çiçeği burnundaki iktidar kadrolarının bütün bu
gayretlerine rağmen, Amerikalı yeni dostları yine de memnun olmamıştı. 1 Mart tezkeresinin intikamı alınmalı, hesabı mutlaka
sorulmalıydı. Neticede öyle de oldu.
Takvimler 4 Temmuz 2003 ü gösteriyordu. Independence Day, yani Amerika nın bağımsızlık
günüydü. Sembollere olağanüstü anlamlar yükleyen Amerikalılar, bu tarihi
tesadüfen seçmiş olamazlardı. Başkent Washington da resmi törenlerin yapıldığı
saatlerde, bir grup Amerikan askeri tarafından Süleymaniyedeki Türk istihbarat
karargâhı basıldı ve Türk subaylar kafalarına çuval geçirilerek gözaltına
alındı.
Bölgeden gelen bilgilere göre hiçbir çatışma olmamıştı.
Ankara dan gelen emir gereği subaylarımız tetiğe basmamış ve Amerikan
askerlerine teslim olmuşlardı. Türkiye için hayati öneme sahip olan istihbarat
belgeleri de bu baskında Amerikalıların eline geçti. Teslim olan subaylarımız yaklaşık dört gün, Amerikalıların
dışında hiç kimsenin bilmediği bir yere götürüldü ve türlü sorgulama
tekniklerine muhatap oldu.
İşte dönemin Başbakanının ve Dışişleri Bakanının gayet
gergin göründüğü yukarıdaki resim, tam da o çuval olayının yaşandığı günlerde
çekildi.
Subaylarımız henüz esaret altındayken Mecliste yapılan
oturumda CHP lideri Deniz Baykal, Amerikaya en azından nota verilmesini istiyor,
fakat dönemin Başbakanı hançeresini patlata patlata
"Ne notası bu, müzik notası mı! Biz bakkal dükkanı yönetmiyoruz, devlet
yönetiyoruz devlet!..." diye haykırıyordu.
Oysa nota dedikleri şey de pek büyütülecek bir şey değildi.
Bağımsız ülkeler arasında diplomaside en sık kullanılan uyarı metotlarından
biri buydu. Hatta çuval olayından kısa bir süre sonra, Bulgar polislerinin
çorba parası niyetine gurbetçilerimizden aldığı rüşvet olaylarının işlendiği
bir çorba reklamı bile, Bulgaristan tarafından ülkemize nota verilmesine
yetmişti.
VE ANLAMINI BULAN MÜZİK NOTASI
Yakın tarihimizin en onur kırıcı olaylarından biri olan çuval
olayını size niye anlattım, söyleyeyim
Efendim şimdilerde Alman televizyonlarında yayınlanan ve
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ın itibarını zedelediği söylenen birkaç müzik
klibi sebebiyle yine bir nota tartışmasıdır gidiyor. Neyse ki bu sefer ülkemizi
yönetenler, Amerikalılar askerlerimizin başına çuval geçirdiğinde gösterdikleri
tavrı göstermediler ve Alman hükümetine anında nota göndererek itibarlarını
korumayı bildiler.
Fakat bu sefer de insan soruyor
Acaba değişen neydi Milletimizin vicdanında çok daha ağır
hasarlar açan çuval olayında Amerikalılara verilemeyen nota, acaba bir müzik
klibi sebebiyle nasıl olup da Almanlara verilebilmişti Acaba diplomasinin
kuralları mı değişmişti Yoksa şu günlerde mülteci pazarlıkları yapılan
Almanlar, tam da dişimize göre miydi
Kim bilir belki de köprünün altından çok sular akmıştı.
Belki de söyledikleri gibi ülkemiz artık eski Türkiye değildi. Belki de on üç
yılda gerçekten güçlü ve yeni bir Türkiye inşa edilmişti.
Fakat işte Mavi Marmara da ya da Filistin de verilen bu
kadar şehidin, bu kadar zulmün, bu kadar vahşetin ardından, bölgemizdeki
fitnenin başı olan İsrail ile imzalanan anlaşmaları görünce
Hele hele en yetkili ağızlardan ülkemizin İsrail e muhtaç
olduğu itiraflarını duyunca
O güçlü Türkiye hayalleri, yerini yine reel politik
masallara bırakıyordu.
Sonra da insanın aklına başka başka sorular üşüşüyordu
Sahi bu nota ne notasıydı
Yoksa gerçekten de müzik notası dedikleri şey, tam da bu
muydu
BATILILAR TEK TEK İTİRAF EDİYOR
Obama dan samimi itiraf
Obama dan tarihi itiraf
Obama dan geç gelen itiraf
Birkaç gün önce başta iktidar medyası olmak üzere, ülkemiz
medyası haberi bu başlıklarla duyurdu.
Görev süresinin sonuna yaklaşan ve ülkesinde artık topal
ördek diye anılmaya başlanan Barack Obama ya, bir televizyon programında sekiz
yıllık başkanlığı boyunca en büyük hatasını nerede yaptığı sorulmuş Obama da
bu soruya Libya da şeklinde cevap vermişti.
Obama ya göre Arap Baharının Muammer Kaddafi nin linç
edilmesiyle sonuçlanan Libya ayağı doğru planlanmamıştı ve hazırlıksız yakalanılmıştı.
Kaddafi nin öldürülmesinin ardından Libya da işler iyi yönetilmemiş ve ülke, iç
savaşın bugün dahi devam ettiği çok daha karanlık bir sürece girmişti.
Batılı liderlerin huyudur. Biraz da hümanistliklerinden olsa
gerek, görev sürelerinin sonlarına doğru ya da emekli olduktan sonra böyle
kirli itiraflar yapmaya bayılırlar.
Hatırlarsanız geçtiğimiz yıllarda Irak işgali konusunda benzer
itirafları dönemin Amerikan Dışişleri Bakanı Colin Powell ve İngiltere
Başbakanı Tony Blair den de dinlemiştik. Tony Blair ve Colin Powell da, Irak
savaşını başlatan kimyasal silah propagandasının büyük bir yalan olduğunu ve
düzmece belgelerle koca bir ülkenin işgal edildiğini itiraf etmişlerdi. Ki o
Colin Powell, Birleşmiş Milletlerde bütün dünyanın gözünün içine baka baka söz
konusu düzmece belgeleri okuyan isimdi.
STRATEJİK ORTAKLAR İSE SUSUYOR
Elin gâvurlarının durumu buyken, Müslüman kimlikleri ve
hamasî nutukları sayesinde on dört yıldır ülkemizi yöneten Üstelik hem Irak
savaşında, hem de Libya harekâtında aktif rol alan bizim yöneticilerden ise
itiraf namına henüz bir şey duyamadık.
Hatta bırakın itirafı, geçtiğimiz haftalarda Cumhurbaşkanı
Tayyip Erdoğan, 1 Mart tezkeresinin reddedilmesinin büyük bir hata olduğunu,
Amerika ile birlikte Irak a fiili olarak girilmemesinin bedelinin bugünlerde ödendiğini
bile söyleyebildi.
Bir İslam ülkesi şeytani yalanlarla işgal ediliyor Yüz
binlerce Müslüman öldürülüyor Yüz binlerce kadın dul, milyonlarca çocuk yetim
bırakılıyor Bir başka İslam ülkesinde, bahar adı altında taş üstünde taş
bırakılmıyor Her şey olup bittikten sonra özür dilemek bile elin gâvuruna
düşüyor.
Hâl böyleyken insan merak etmeden de duramıyor
Ne dersiniz
Halk arasında abdestsiz bir karara imza atmadıkları şeklinde
efsaneler dolaştırılan bizim beyler de, acaba ortak oldukları bu büyük günahları
itiraf etmek için emeklilik günlerini mi bekliyorlar Yoksa acaba toprağın
altına girdiklerinde mi konuşacaklar
myusufkandemir@yahoo.com