Hindistan ve Pakistan arasında 1947’den beri devam eden bıçak sırtı durum 14 Şubat’taki terör saldırısında 44 Hint askerinin ölmesinin ardından tekrar kritik bir aşamaya geldi. Hindistan bu terör saldırısından doğrudan Pakistan’ın sorumlu olduğunu açıkladı. Bununla da kalmayıp 26 Şubat’ta Keşmir Kontrol Bölgesi’nin Pakistan tarafına hava saldırısı düzenledi. Pakistan ise, “İddianı delillendir gereğini biz yapalım” diye açıklama yaptı. Ardından da Pakistan iki Hint uçağının düşürüldüğünü ve bir pilotun rehin alındı diye açıklama yaptı. Cuma günü itibarıyla da pilotun serbest bırakıldığı ifade edildi. Şimdi herkes bundan sonra neler olacak diye bölgeye dikkat kesilmiş durumda.
Tartışmaların merkezinde malum Keşmir sorunu var. Güney Asya, Hint alt kıtası İngiliz sömürgesinden 1947 yılında kurtuldu ama aslında İngilizler kendilerinden sonra bölgeyi iç çekişmelerle meşgul edecek, pimi çekilmiş bombayı bırakıp öylece oraları terkettiler. Bu bombanın adı Keşmir’di. Toprakların Hindistan ve Pakistan arasında paylaşılması esnasında bölgelerin demografik özellikleri daha belirleyiciydi. Bölgelere hangi devletin çatısı altında yaşamak istersiniz diye soruldu ve taksimat ona göre yapıldı. Fakat konu Keşmir olunca Raca/prens bir ayak oyunuyla yüzde 90 nüfusu Müslüman olmasına rağmen, bir oldubitti ile Keşmir’i Hindistan’a bağladı ve bölgeyi de ateşin içine attı. BM kararları bile o günden beri Keşmir’in kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde şekillendi. Referandum yapılması gerektiği kayıt altına alındı. Ancak Hindistan hiç bir zaman buna yanaşmadı ve hala Keşmir’deki işgalini sürdürüyor. Keşmir sorunu uluslararası kamuoyunun beklentisi doğrultusunda bir türlü çözüme kavuşturulamayınca, Güney Asya’daki tansiyon da maalesef düşmüyor. Pakistan doğal olarak Keşmir’deki işgalin son bulması adına Hindistan’a ve dünya kamuoyuna çağrılarda bulunuyor ama bölgenin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini bırakmak istemeyen Hindistan hiçbir uyarıyı dinlemiyor.
Diğer taraftan Keşmir meselesinin Hindistan ve Pakistan arasında çözülememesinin en önemli nedeni küresel güçlerin bu sorun üzerinden birbirleriyle bilek güreşine girmeleridir. Afganistan’daki faaliyetleriyle Rusya’nın etrafındaki kuşatmayı devam ettirmek isteyen Amerika, aynı zamanda Keşmir’in yüzde 20’sini elinde bulunduran Çin’e karşı da Hindistan’ın yanında duruyor. Daha önce bir yazımızda ifade ettiğimiz gibi Çin ve Hindistan arasındaki Arunaçal Pradeş bölgesindeki hakimiyet sorunu da farklı hesaplaşmaların olduğunu teyit ediyor.
Aslında terör saldırısıyla birlikte ortaya çıkan bütün bu gelişmeler bana doğrudan Türkiye ile Rusya arasında yaşanan “jet krizi”ni hatırlattı. Acaba bu durumdan kim veya kimler istifade eder sorusunun cevabını arama ihtiyacı hissettim.
Öncelikle şunu iyi bilmek gerekir ki, sıcak savaş ne Hindistan’ın, ne de Pakistan’ın işine gelmez. Hindistan büyüyen bir ekonomi olması hasebiyle savaşın kendilerine hangi maliyetleri ödeteceğini mutlaka hesap eder. Pakistan ise zaten en uzun sınır hattına sahip olduğu Afganistan üzerinden yüz yüze kaldığı problemlerin üstüne bir de sıcak savaşın hangi zararları vereceğini bilir. Çin’in de “Kuşak Yol” projesi için özel önem verdiği ve yaklaşık 50 milyar USD yatırım yaptığı Pakistan’ın istikrarsızlığı işine gelmez. ABD’nin kriz sonrası yaptığı açıklamaya dikkat ederseniz, Hindistan’ı haklı bulan tepkisini göz önünde bulundurursanız sorunun bu noktaya gelmesinden kimin çıkarı olabilir sorusuna cevap bulmuş olursunuz. Pakistan ve Hindistan’ın iki nükleer güç olduğu gerçeği de ortadayken hala yangına benzin taşımak olsa olsa gözü kara emperyalist odakların “dünyayı ateşe verip, o ateşle yumurta pişirmek” gibi bir dertlerinin olduğunu gösterir. Türkiye bütün bu ortaya çıkan gelişmelerde Pakistan’ın haklı mücadelesinin yanında olduğunu, bununla birlikte Hindistan düşmanı olmadığını bütün uluslararası camiaya anlatmalı herkesi bu konuda harekete geçirmek için çabalamalıdır.