Karanlıkla Aydınlık Arasında Doğan Bir Sembol
Büyük hikâyeler, sadece dillerin söylediği cümleler değildir; zamanı donduran, insanlığı tek bir karede durduran o anlardan doğar. Ve çağımızın en şaşırtıcı sahnelerinden biri, sıradan bir asanın bir anda yürekleri titreten, işgalcinin hesaplarını altüst eden bir sembole dönüşmesidir. Bu asa, Yahya es-Sinvar’ın elinde yükseldi; Gazze’nin derin yaralarından çıkıp Aksa Tufanının öncü komutanlarından birine dönüşen adamın elinde… Ve bu tufan, tarihin başlıca dönüm noktalarından biri olarak kaydedilecek; yalnız Filistin'in değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir sarsıntı olarak anılacaktır.
Sinvar hiçbir zaman masa başı komutanı olmadı. O, sokağın tozunu, tünellerin sabrını, halkının acısını ve umudunu taşıyan bir adamdı. Medyanın yayımladığı görüntülerde onu molozların arasında, silahıyla ilerlerken; her adımıyla düşmanın sinir uçlarına dokunurken; kararlılığıyla gökyüzünü aşındırırken gördük. O sadece bir lider değildi; Gazze’nin ruhu, direnişin nabzı, halkının hafızasında kazılı duran bir yürüyen destandı.
Her görüntüsü bir soruyu büyütüyordu:
On yıllarca hücrelerde çürütülen adam nasıl bu kadar dimdik dönebildi?
Vücudu işkencelerle çökerken ruhu nasıl bir çeliği eritip başka bir çeliğe döndü?
Ve nasıl oldu da bir asa, orduları sarsan bir kararlılığın sembolü hâline geldi?
Uçağı Titreten Asa
Sonra o an geldi… Unutulmaz, silinmez, tarihin kalbine kazınmış o sahne.
Gökyüzünde ölüm taşıyan bir düşman uçağı.
Başının üzerinde dolaşan tehdit.
Ve Sinvar… siper aramadan, geri çekilmeden, etrafındaki ölüm çemberine aldırmadan asasını kaldırdı.
Sonra birden… bütün gücüyle fırlattı.
Asa göğe doğru savrulurken sanki bir alev okuna dönüşmüş, sanki dünyaya “Ben buradayım!” diye haykırıyordu.
Herkes biliyordu: O asa o uçağı düşürmeyecekti.
Ama başka bir şeyi düşürdü:
İşgalcinin kibirini, teknolojinin putlaştırılmış gücünü, orduların yenilmezlik masalını…
Bu sahne, Sinvar’ın ne kadar silahsız görünürse görünsün aslında imanla kuşanmış bir ordu kadar güçlü olduğunu ilan ediyordu.
Göklerin Yasası: Sebebe Sarılan, Kudrete Yaklaşır
Sinvar’ın fırlattığı asa, sıradan bir hareket değildi. Bu, ilahi yasalarla tam bir uyumun ifadesiydi. Allah’ın evrene koyduğu o değişmez düzen:
Sebebe sarıl, gerisini Allah tamamlar.
Meryem’in zayıflık içinde kıvranırken “Hurma ağacının gövdesini salla” emrine uyması gibi…
Hem gücü yetmezdi, hem onun sallamasıyla hurma dökülmezdi…
Ama mesele sonuç değil, itaatin kendisiydi.
Mesele kuvvet değil, emanete sadakatti.
Sinvar’ın asasını fırlatması da aynı sırra bağlıydı:
“Elinden geleni yap; küçücük bir asa bile olsa.
Sonra Allah’ın kudreti, senin gücünün yetişmediği yerlere yetişsin.”
Tufanın Değiştirdiği Dünya
Aksa Tufanı sıradan bir operasyon değildi. Tarihin akışını değiştiren bir kırılmaydı. İşgalin ezberlediği bütün denklemleri parçalayan, Filistin’in kaderini yeniden yazan bir çığlıktı.
Ve Sinvar, bu değişimin en güçlü mimarlarından biriydi. Onun inadı, sabrı, kararlılığı dünyaya şunu öğretti:
Bir halk, teslim olmadığı sürece yenilmez.
İşgalin tankları, uçakları, füze yağmurları bir halkın iradesini kıramaz.
Dünya izledi, titredi, düşündü:
Gazze’ye kapanan kapılar, aslında işgalin kendi üzerine kapanmış bir mezara dönüyordu.
Çünkü Gazze'nin sönmeyen ateşi, dünya vicdanını yeniden uyandırmıştı.
Sinvar… Ordusuz Bir Adam, Ama Ordulardan Büyük Bir İrade
Sinvar’ın ne savaş uçakları vardı, ne teknoloji yüklü orduları.
Ama onun vardı:
Sarsılmaz bir iman, bir asa, bir halk, bir toprak ve ömrünü verdiği bir dava.
Medya onu enkazların arasında yürürken gösterdi; bazen bir tünelin ağzında, bazen kırık bir duvarın ardında, bazen gölgesi bile işgalciye korku salarken…
Çünkü düşman, sadece silahı görmüyordu—direnen bir halkın ruhunu görüyordu.
Bir Asa ile Dünyaya Mesaj Vermek
Sinvar’ın verdiği mesaj açıktı:
“Biz son sebebe kadar savaşırız; son sebep bir asa bile olsa.”
Bu, Filistin’e değil, dünyaya verilen bir dersti.
Bir toplumu yenilmez yapan şey, elindeki silah değil; kalbindeki ilahi yasaya bağlılık, yani sebebe sarılma bilincidir.
Asanın Evrensel Sembolü: Meryem’den Musa’ya, Oradan Sinvar’a
Kur’an tarihi, asanın kader anlarında sahneye çıktığı anlarla doludur:
— Musa’nın denizi yaran asası,
— Meryem’in hurmayı düşüren sembolik dokunuşu,
— Yasin suresindeki koşan adamın bastonu,
— Ve bugün… Sinvar’ın uçağa fırlattığı asa.
Asa mucizeyi gerçekleştirmez;
Allah’ın kudret kapısının önünde durur, kapıyı çalan parmak olur.
Kurtuluşun İlahi Yasalarıyla Uyum
Sinvar’ın asasını savurduğu o an, bir adamın cesareti değil;
ilahi yasalarla tam bir ahenk içinde yürüyen bir ümmetin mesajıydı.
Sebep ile sonuç arasındaki görünmez köprü kurulduğu anda, özgürlük yolunda yürüyen her adım anlam kazanır.
Allah’ın yasası nettir:
Sebebe sarılan, rahmete yaklaşır.
Sorumluluk alan, zafere yaklaşır.
Direnen toplum, özgürlüğe yaklaşır.
Meryem’in hurma ağacını sarsması…
Musa’nın denize asasını vurması…
Ashab-ı Kehf’in mağaraya yürümesi…
İbrahim’in ateşe adım atması…
Hiçbiri sonucu değiştiremezdi.
Ama hepsi bir iman sözleşmesiydi.
İşte Sinvar’ın fırlattığı asa, bu sözleşmenin bugünkü imzasıdır.
Bu yasa anlaşılmadıkça bir millet ayağa kalkamaz;
Bu yasa yaşanmadıkça bir toprak özgürlüğüne kavuşmaz.
Sinvar… Ateş Üzerinde Yürüyen Son Adam
Otuz yılını zindanda bırakan bu adam, zayıf olarak çıkmadı;
Çelik gibi bir iradeyle, yeniden doğmuş bir ruhla çıktı.
Ve bugün onun yürüyüşü, sadece Gazze’nin sokaklarında değil;
Bütün bir ümmetin yüreğinde yankılanıyor.
Asanın Arkasındaki Gerçek
Tarih o asayı yalnız bir sopa olarak kaydetmeyecek.
Tarih diyecek ki:
“Bir adam vardı; elinde asa, başının üstünde uçak, ama geri adım atmayan bir yürek…”
Dünyaya mesaj verildi:
Bir halkın özgürlüğe yürüyüşünü hiçbir ordu durduramaz.
Asa ve Efsanenin Doğuşu
Bir lideri efsane yapan şey çoğu zaman bir cümle, bir kurşun ya da bir duruş anıdır.
Sinvar için bu, asanın fırlatıldığı andı.
O an, işgalin psikolojisi çatladı.
O an, destan yazıldı.
O an, Gazze’nin göğsünden bir asır daha sığmayacak bir haykırış yükseldi.
Sonuç: Asadan Sonrası, Zaferin Başlangıcıdır
Bir gün tarih kitapları şöyle yazacak:
“Gazze’de bir adam, elindeki asa ile bir uçağa meydan okudu;
Ve o anda dünya değişti.”
Çünkü mesele asanın düşüp düşmediği değil;
Ruhun ayağa kalkıp kalkmadığıdır.
Ve ruh ayağa kalktı mı, hiçbir güç onu yenemez.
Sinvar gölgede yürüse de gölgesi işgal duvarlarından uzundur.
Asası basit bir sopa değil;
Hakikatin, direnişin, ilahi yasaya bağlılığın sonsuz bir sembolüdür.