Yahudi severliğimiz

Abone Ol

İstanbul un tarihine dönüp baktığımızda, Bizans döneminde rahat yüzü görmemiş Yahudiler. Teodosios zamanında Yahudilerin şehrin içinde oturmaları bile yasaklanmış. Kent dışına bir sürgün gibi gönderilip;  Haliç in kıyısını, Galata yı  mesken tutmuşlar. Gerçi İustinianos için de ezeli bir rakiptir Salamon. Bir ayaklanmada kül olan Ayasofya yı yeniden inşa ettirdiğinde, sevinç naralarını, "Salamon! Seni yendim" diye atarken, Hz. Süleyman ın mabedi ile kıyasıya yarıştığını da açık ediyordur. Koyu bir Ortodoks olan Romanos dönemindeki baskılarla kitleler halinde kaçıp Hazarlara sığınırlar. Ünlü gezgin Tudelalı Bünyamin, hiçbir Yahudinin ata binme izni olmadığını anlatır. Kimi imparatorlar zamanında avukatlık da yasaklanmıştı Yahudilere.

İstanbul un Haçlı işgali yaşadığı 1200 lü yıllarda; sadece keyfi kaçmıyor Yahudilerin. Haçlılar Yahudilerin oturdukları muhitleri yakıp yıkıp halkı kılıçtan geçiriyorlar.

Fatih in İstanbul u fethi ile Yahudiler de derin bir nefes alırlar. Fatih fetihden üç gün sonra Anadolu Yahudi cemaatlerine bir mektup göndererek İstanbul a davet eder. Mora fethedilince de bir akım yaşanır. Edirne den de önemli miktarda Yahudi göçü ile İstanbul a binlerce aile yerleştirilir. Fatih bir fermanla onların din ve vicdan özgürlüğünü güvence altına alır. Sinagoglarını tamir edebileceklerini, evlerini havraya dönüştürebileceklerini ilan eder. Çok sevdiği hahambaşıyı da, divanına dahil eder Fatih.

2. Bayezid in ise Yahudiseverlikte yapmadığı fedakarlık kalmaz. İspanya nın kovduğu Yahudileri (Sefaradlar) bağrına basan Sultan, yayımladığı fermanla "Yahudi göçmenlere kötü muamele yapacakların veya en ufak bir zarara sebebiyet vereceklerin ölümle cezalandırılacaklarını" ilan eder. Onları; İstanbul, Selanik ve Edirne ye yerleştirir. Zanaat sahipleri yeni vatanlarında sınırsız toleransla hızla servet merdivenlerini tırmanırlar. İspanya da devlet hizmetlerinde bulunmuş olanlar saraya alınarak, Avrupalı ırkçıların bugün için asla tanıyamayacağı bir hoşgörüyle dışişleri ve maliyede söz sahibi olurlar. O şiddetli Yavuz un dönemi Yahudiler için bir altın çağ olur. Sarraflık, para basımı, kapital dünyası tamamen Yahudilere bırakılır. Defterdar Abdüsselam Efendi de bir Yahudi dir. Demek Osmanlı savaşlarla, fetihlerle, zikirlerle uğraşırken, Yahudiler de altın sayıyorlardır. Kanuni ve diğer padişahlar tarafından dük ünvanı verilen önemli Yahudiler, devletlerarası diplomatik ilişkileri yönlendirmekte idiler.

Abdülmecid Kuleli deki Askeri Tıbbiyeyi ziyaret ettiğinde, Yahudi gençlerin yemek sorunu yüzünden okula gelmediklerini öğrenince, derhal bir haham gözetiminde  mutfak açılmasını ve Musevi dinine mensup öğrencilerin cumartesi okula gelmemelerini emreder. Böylelikle İmparatorlukta Yahudi doktorlar iyice artar. Tabiplik Yahudilerin geleneksel mesleği idi. Hatta Bizans döneminde kilise Yahudi hekimlere son derece karşı idi, kimi din adamları Yahudi bir hekim tarafından muayene edilmektense, ölümü yeğ tutardı. Fakat Osmanlı sarayında Yahudi hekimler padişahların kankası olacak kadar itibarlı bir mevki sahibi oldular. 1618 tarihli bir listede o dönemde saray hizmetinde bulunan 40 Yahudi hekimin ismi bulunmaktadır. Orduda da bu hekimler en üst rütbelere kadar yükseldiler. Hastahanelerini kurdular. İstanbul milletvekili olarak Meclis-i Mebusan a girdiler.(İstanbul Ans. C. 7 s. 405)

Yahudiseverliğimiz Cumhuriyet döneminde de asla eksilmedi. Atatürk 1933 de Nazi Almanyasının Yahudi profesörlerini Türkiye ye sığınmaya davet etti. 103  Yahudi öğretim görevlisi Türkiye ye geldi. Uzun yıllar üniversitelerimizde ders verdiler. Hatta Türklerin yanından bile geçmeye cüret edemeyeceği Boğaziçi nin incisi yalılarda krallar gibi konuk edildiler. Ben İsrail e gitsem selam bile vermezler.

Bugün İstanbul un Taksim, Nişantaşı, Ortaköy, Moda, Suadiye gibi zengin muhitlerinin keyfini sürmekteler. Biz yerlilere bir şey yaptıkları yok. Sadece çok asık suratlılar. Adalar da kapılarına bidonlarla su getiren çocukları, evlerinin en ücra köşesindeki küplere, bu suları taşıtıp doldurtturacak kadar, insan kullanma becerisini iyice geliştirmişler. Hadi bizim ülkemizde biz yerlilere surat asıyorlar, geleneksel konukseverlik icabı hoş görüyoruz. Fakat Filistin de topraklara, kumlara, duvar yıkıntılarına gömüp, söndürdükleri masum hayatlar, el kadar bebekler için onları affetmiyoruz.