Yağcılık karnesi

Abone Ol

3 Kasım 2002 seçimlerinde, siyasi yelpazeyi şekillendiren stratejistlerin medya marifetiyle oynadıkları oyunun özeti şuydu: "Ya AKP, ya CHP" Meclise başka siyasi parti giremiyor, oylarınızın boşa gitmesini istemiyorsanız, bu siyasi partilerin altında toplanın

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinden sonra ortaya çıkan tablonun, aslında beş sene önce oynanan oyundan pek farkı yok Seçmene sunulan iki alternatifli bir model: Cumhuriyetçiler, laikler, sistem koruyucuları Cumhuriyet Halk Partisi nin altına, mevcut sistemin sözde millet iradesini ( ) kullanmasını engellediği dolayısıyla mağduriyet pozisyonundaki kitleler ise AKP nin altına

Parlemonto aritmetiğini, kendi meşreplerini, kendi zihniyetlerini, kendi tıynetlerini aynen devam ettirecek bir yelpaze ve dengeli bir sağ, dengeli bir sol olarak kurgulamaya çalışıyorlar

Bu oyunu bozacak tek parti, 3 Kasım seçimlerinde oyları bilek zoruyla çalınan ve AKP ye yamanan, "Başörtüsü meselesi, katsayı adaletsizliği, din ve vicdan hürriyeti konularında güçlü bir iktidar gelirse belki çözüm bulunur" beklentisiyle tabanından oyları iç edilen Saadet Partisi olacaktır

Zira, Saadet Partisi nin güçlü tabanından oy hırsızlığı yapanların, beş sene boyunca insan hakları ve hürriyetleri noktasında hiçbir şey yapmadıkları, para babalarının ve güçlü sermayenin borazanı oldukları, makro ekonomi safsatalarıyla uluslar arası sermayeye memleketi peşkeş çektikleri, AB nin kapı kulu olmaya soyundukları, ABD nin kuyruğuna takılmayı hüner saydıkları anlaşılmıştır

İki cihan serveri Hz. Muhammed (sas) in bir hatayı iki kez yapmama noktasında güzel bir hadisi şerifi vardır: "Müslüman bir delikten iki kez ısırılmaz"

Gazetemizin ilan servisinin piyasaların nabzını tutmak için çıkardığı bölge ve sektör ilavelerinin editörlüğü dolayısıyla sürekli piyasa aktörleriyle röportajlar yapıyorum. Önceki günlerde kendisiyle görüştüğüm bir matbaacı aynen dedi ki, "Makro ekonomi, mikro ekonomi muhabbetini boşverin Ekonomi büyüyormuş, gayri safi milli hasıla devasa hale geliyormuş Kişi başına düşen milli gelir 5 bin 450 dolara ulaşıyormuş Boş hesap bunlar Beni ilgilendiren, 4.5 senedir benim cebime giren, işçilerimin cebine giren para 4.5 senedir benim cebime giren para küçülmüş İşçilerime verdiğim para küçülmüş Yani, benim soframa, işçilerimin sofrasına giren ekmek, ufalmış, küçücük kalmış Ne yapayım ben makroyu Mağduriyetmiş Asıl mağdur olan benim Türkiye yi hastane odalarından yöneten Ecevit döneminde bile işlerimiz böyle berbat değildi Benim arkadaşlarım, Cuma günü saat dört bile olmadan dükkanlarına kilit vurup kaçıyorlar. Neden Alacaklılar gelip de o saatlerde kendilerini bulamasın diye Oysa mübarek Cuma günü bizim gibi esnaflar için, tahsilat günüdür, tediye günüdür Bu tabloyu oluşturanlar kendilerinden utansın"

Hani, bir kısım zavallı kalemşör AKP iktidarının dört senelik karnesini, "Ekonomiyi çok iyi yönetti" diye yağlamaya çalışıyorlar ya

Bu piyasa aktörünün söyledikleri de onlara "yağcılık karnesi" olsun!