Biz Türkiye de yıllardır hem yabancı futbolcu ve sporcu hem de hocalara çok önem veriliyor. Hatta öz evlatlarından daha iyi ilgi gösteriliyor. Yabancılara tanınan tolerans maalesef kendi çocuklarımıza gösterilmiyor.
Şu Trabzonspor un haline bir bakın; büyük umutlarla takımın başına getirilen Teknik Direktör Vahit Halilhodzic kendi haline bakmadan postayı koyuyor. Eğer on futbolcu transfer etmezseniz bırakır giderim tehdidini savuruyor. Büyük hoca ya! Dünya kupasında gösterdiği büyük performansla çalıştırdığı takımı final oynattı ya!
Trabzonspor a ilk geldiği sezon herkes hatırlar o dönem Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş arasında büyük puan farkını herkes hatırlar. Deme bana hint kumaşı tutmuş bir de yönetimi tehdit ediyor. Sen kimsin bey, kimsin.
On futbolcu dediği kendisinin menajerlik yapacağı futbolcular olsa gerek.
İyi niyetli Trabzonspor yönetimi birçok ünlü futbolcuyla temasa geçti ve renklerine bağlıyor. Ama bu Halilhodzic beyefendiyi memnun etmiyor.
Belirli maddi şartlarla lütufta bulunarak Trabzonspor un başına geçen Vahit efendi Trabzonspor a şampiyonluk garantisini neye dayanarak veriyor. Yarın da kamuoyundan yalandan özür diler ve ülkesine döner. Olan yine benim gariban Trabzonsporuma olur.
En iyisi Trabzonspor yönetimi veya taraftarı aralarında para toplayarak uçak veya otobüs bileti alıp bu şahsiyeti bir an önce ülkesine göndermeli.
İbrahim Hacıosmanoğlu iyi niyetli bir şekilde takımın kadrosunu kurmak için ve yerli, yabancı futbolcuları transfer etmek adına büyük çaba gösteriyor. Destek olmak gerekli.
Fenerbahçe hazırlık maçlarında gösterdiği performansla başta Aziz Yıldırım olmak üzere herkesten tepki topluyor. Ama ben hazırlık maçlarının hiçbir zaman ölçü olamayacağını düşünenlerden birisiyim. Bu tür maçlar eksikleri görme adına önemlidir. Ayrıca son dönemlerde kulüplerde basına karşı alınan tavırlar bir cana mal oldu.
Ersun Yanal ın basın toplantısından sonra Gazeteci arkadaşlara karşı Halen mi bunlar burada ifadesinin ardından Galatasaray kulübündeki gazeteci cinayetinin hiçbir açıklaması yok.
Ancak ne Gazeteciler Cemiyeti, ne de TSYD konuyla ilgili bir açıklama ve sahiplenmenin görülmemesi spor gazeteciliğinin yaşadığı son dramı göstermektedir.
Türk futbolu, yayıncı kuruluşun bile oynanan pozisyonları bir yabancı hakeme yorumlatacak kadar düştüyse, maçların yabancı hakemlerin yönetmesi için telkinde bulunuluyorsa, Cüneyt Çakır gibi hakemlerimizi eziyorsak vah halimize vay.