Biraderim Nuri Bey, WhatsAp’tan Arap menşeli bir öğretim görevlisinin konuşmasını gönderdi. Mühendis arkadaşlarıyla teşkil ettikleri grupta paylaşılmış. İsmini bilmiyorlar. İsimden ziyade söyledikleri mühim. Konuşmasına baktım, tarihî hâdiselerle bire bir örtüşüyor. Bu bakımdan içerisinde pek çok tarihî bilgi bulunan ve yakın tarihte bilhassa Ortadoğu ve Arap coğrafyasında meydana gelen hâdiselere ışık tutan bu konuşmayı çözdüm. İstifadeye medar olur düşüncesiyle takdim ediyorum:
“1907 konferansını gerçekleştiren CampbellBennarman’ı (1905-1908’de İngiltere Başbakanı) ve 1907 yılını asla unutmayın. Siz ve çocuklarınız 1907 yılını asla unutmayınız. 1907’de acı meyvelerini topladığımız bir konferans gerçekleştirildi. Bu yıl İngiliz Başbakanı Campbell bir çağrıda bulundu. Almanya hariç olmak üzere yedi Avrupa ülkesini davet etti. Ve onlara şöyle söyledi: ‘Biz şu anda gerçekten bir düşüş yaşıyoruz.’ Bu yedi ülkeye soruyor, diyor ki: ‘Aramızda büyük farklılıklar ve ciddi bir rekabet var. Peki, zirvede kalmak mı yoksa gerçekten düşmeye devam mı etmek istiyorsunuz?’ Bu soruya karşılık hepsi birden zirvede kalmak istediklerini söylediler. İşte tam bu anda tüm Arap dünyasının haritaları delegelere dağıtıldı. Campbell, ‘Körfez bölgesinden Okyanus’a kadar bu bölge gücümüzün sırrı ve zayıflığımızın sırrıdır’ diyordu. Bu bölge şu anda zayıf, kenara atılmış, cahil, bölünmüş ve bir damla su için birbirlerini öldürdükleri bir bölgedir. Ancak onlar kalkınma için gerekli olan her şeye sahipler. Bizim sahip olmadığımız şeylere sahipler. Bazı küçük azınlıklar dışında hepsi Avrupa’da onlarca mezhep ve görüş varken onların hepsi bir dine, tek bir dile sahipler. Kuveyt’ten Nuakşot’a (Moritanya’ya) giden birisi bir tercümana ihtiyaç duymuyor. Tek bir dil konuşuyorlar. Şu geniş coğrafyaya bak. Bu bölge Avrupa’nın kuzeyini, Afrika’nın güneyini, Hindistan’ın alt kıtasını ve Asya’yı yönlendirmektedir. Bu bölge Aromatezianz, kısaca ‘nac’ denen; dünyanın ihtiyaç duyduğu hammaddeleri barındırmaktadır. Bu bölge, Hürmüz Boğazı, Bab el Mendeb, Süveyş Kanalı, Cebelitarık Boğazı yoluyla tüm dünyayı boğabilir. Yani bu bölge zayıf kalmayacak bir şampiyon. Söyledikleri gibi sadece sağlam bir yönetime, iyi bir liderliğe ihtiyaçları var. Ne zaman ki bu sağlam yönetimi elde ederler, işte o zaman bu ümmet tekrar yükselişe geçecektir. Çünkü tüm başarıyı elde ettirecek güç zaten onlarda var. Peki, ne yapacağız, sorusuna: Umuyorum ki kardeşlerim, biz bu makaleyi incelersek, onların bütün kararlarını okuduktan sonra, etrafımızda neler olup bittiğini öğreniriz. Size dediğim gibi şu üç şeye ulaşırlarsa; Doğu Arap’ıyla Batı Arap’ını ayıran ‘yabancı bir cisim dikmek gerektiğini’ söylüyorlardı. Bakın ‘İsrail’ demiyorlar. Belgeler var bende. Arapça ve İngilizce direkt İsrail demiyorlar. ‘Yabancı bir cisim’ diyorlar. Bu garip cismin ise üç hedefi var. Birinci hedef; Doğu Arap’ıyla Batı Arap’ının arasını ayırmak. İkinci hedef; Batı’ya bağlı olacak. Üçüncü hedef -en önemlisi de bu-; bu bölgeyi dengesiz bir hale sokmak. Çünkü denge, istikrarı; istikrar da kalkınmayı doğurur. ‘Biz ise İslâm ümmetinin istikrarını önleyen bir atmosfer meydana getirmek istiyoruz. Eğer kalkınırlarsa bu bizim aleyhimize olacak’ diyorlar. Bu ifade aldıkları kararlarında bulunuyor. Eğer bunu okumadıysak bu bizim hatamız. Avrupa gerçekten; Batı Arap’ıyla Doğu Arap’ını birbirinden ayıracak, Batı’ya bağlı ve Arap halkının yükselmesini engelleyecek üç hedefi bulunan ‘yabancı bir cisim’ kurma kararını veriyordu. Peki, niçin alınan bu kararı okumuyoruz? Biz bu kararları 1907’den beri hâlâ okumadık!.. Vallahi eğer benim elimde olsaydı bunu tüm öğrencilerin her sınıftaki müfredatına dâhil ederdik. Şu ana kadar bizler bu toplantı hakkında bir şey bilmiyorduk. Bu kararların kendisinde olan herkese meydan okuyorum. Yahudiler bunu bilirken, HaimWeizmann liderliğinde, pisliğin anası olan İngiltere’ye Almanya’ya ve diğer bütün devletlere gidiyorlardı. Ancak bu Sultan Abdülhamit tarafından engellendi. Yahudiler; ‘Kararları okuduk. Bu ‘garip cisim’ neden biz olmayalım ki? Bizler; siz Batı’ya bağlılığımızın sözünü veriyoruz. Ancak bizi bırakmamanız ve istediğimiz her şeyi bize vermeniz şartıyla. Bizim de rolümüz bu ümmetin yükselişini engellemek olacak. Bu sizin için yeterli değil mi? Ümmetin yükselişine engel olacağız. Bu ümmeti dengesiz bir hale sokacağız. Çünkü denge istikrarı, istikrar da kalkınmayı doğurur. Biz ise bu ümmet için böyle bir yükselmeyi istemeyiz.’ Onlar da; ‘Bizim için bu yeterli!’ dediler.
İşte senin bugün gördüğün şey, aralarında yaptıkları anlaşmadır. İsrail asla kaybetmek istemiyor. Ne Amerika, ne İngiltere, ne de Fransa, ya bu ülkelerden herhangi biri İsrail’in yenilmesine asla izin vermezler. İsrail’in yenilmesi demek; onların 1907’de yaptıkları planın boşa gitmesi demek.”