“Ya Kılıçdaroğlu Cumhurbaşkanı Olursa”

Abone Ol

Başlıktaki ifade kurulduğundan beri AK Parti’ye oy veren bir arkadaşıma ait. Gördüğüm kadarıyla arkadaşım bu soruyu soran tek AK Partili de değil. Kafalardaki soru işaretleri gün geçtikçe daha da artmaya başladı. Bir sistemin adının ne olduğundan çok adil olup olmadığının belirleyici olduğunu daha önce de ifade etmiştik. Kişilere göre değişkenlik göstermeyen bir sistemi hayata geçirmemiz şart. Getirilmek istenen Cumhurbaşkanlığı sistemini de bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Her türlü olumlu propagandaya rağmen, sadece hayır diyenlerde değil, aynı zamanda evet demesi muhtemel toplum kesimlerinde de endişeli bir bekleyiş var. Şimdi bazı sorularla bu endişeleri anlamaya çalışalım. 

1- Bu sistemin savunucuları yani AK Parti ve MHP yöneticileri, CHP’li birisinin Cumhurbaşkanlığı için aynı şekilde tekliflerinde ısrarcı olurlar mıydı?

2- CHP’liler de kendi liderleri böyle bir sistemde Cumhurbaşkanı olsaydı, bugün yaptıkları gibi aynı şekilde konuyu rejim değişikliği görüp muhalefet ederler miydi?

3- 2014 Yerel Seçimleri’nde CHP’nin İstanbul adayı Mustafa Sarıgül’ün yüzde 40 oy alması, yüzde 70’e yüzde 30 ayrışmasının yıllar boyunca devam etmeyeceğine bir delil olarak gösterilemez mi? 

4- Denge ve denetleme vasıflarından yoksun, bütün yetkinin tek kişiye verildiği bir sistem, bir süre sonra şikâyet edilen sıkıntıların farklı boyutlarıyla tekrar yaşanması anlamına gelmez mi? 

5 -Tek Parti dönemi, 27 Mayıs, 12 Eylül hatta bin yıl sürecek denilen 28 Şubat gibi başkasına hayat hakkı tanımayan dönemlerin sonları bize bir şeyler anlatmıyor mu?

6- Bu teklifin sahipleri 18 yaşına gelen çocuklarının her kararlarını tek başlarına almalarına rıza gösteriyorlar mı? 

7- Sürekli feshedilme korkusu ile yasama görevi yapmak zorunda kalan meclis, sağlıklı bir şekilde görevlerini ifa edebilir mi?

8- 550 milletvekilinin yapamadığı hangi iş 600 milletvekili ile yapılabilecek? Milletvekili sayısının artması hangi ihtiyaca binaen talep edilmiş olabilir?

9- Gensoru gibi denetleme mekanizmalarının olmadığı bir ortamda meclis yürütmeye karşı gücünü nasıl muhafaza edebilecek?

10- Yürütmede istikrar adına bu sistemi teklif edenler, seçim barajı konusunda en küçük bir açıklama dahi yapmadıklarına göre, milli iradenin tam anlamıyla mecliste temsil edilmesini önünü neden açmak istemiyorlar?

11- Cumhurbaşkanının niteliklerini düzenleyen 101’inci maddeden ‘tarafsızlık’ ifadesini çıkarıp, yemin metnindeki ‘tarafsızlık’ bölümünü korumaktaki maksat nedir? Bu şekilde Cumhurbaşkanının tarafsız olacağına inanıyorlar mı?

12- Seçimler aynı günde yapılacağına göre kampanyada partisine ve kendisine oy isteyen Cumhurbaşkanı seçim sonrası toplumsal barışı tam olarak nasıl sağlayabilir?

13- “Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız” düsturu adil bir sistemin hayata geçirilmesi için yeterli bir kriter olarak yetmez mi?

1982 anayasası, 12 Eylül askeri darbesinden sonra hazırlanmış ve halkoyuna sunulmuştu. Yüzde 92 ile milletten onay almış ve yürürlüğe girmişti. Olağanüstü şartların dayattığı psikolojiyle, çatışmaların bir daha geri gelmemesi adına halk içeriğine bakmadan anayasaya evet demişti. Bugün de hain ve alçak bir darbe girişiminden sonra anayasada sistem değişikliğine gitmek istiyoruz. Olağanüstü şartlarda yapılan değişikliklerin sorunlarımızı daha da çetrefilli hale getirdiğini en azından 12 Eylül tecrübesiyle görmemiz gerekiyor. 

Teklif edilen sistem aslında bir bıçak gibi! Adam da öldürebilir, ekmek de kesebilir. Teklif sahipleri bıçağın hep fırıncıda kalacağını zannediyorlar. İşte bu çok büyük bir yanılgı!