Gündem

"Ya ‘hayır‘ söyle yahut sus"

"Ya ‘hayır‘ söyle yahut sus"

Abone Ol

Übade bin Samit‘ten aktarıldığına ve Taberani‘de kaydedildiğine göre, Hz. Peygamber‘le bir grup sahabi, bir vakit bir yolculuğa çıkmışlardı. Sahabeden Muaz bin Cebel, Allah Resulü‘ne; ‘vefatınızdan sonra hangi ameli işleyelim‘ sorusunu sormuş ve sonrasında âlemlerin efendisi şöyle buyurmuştur:

Muaz bin Cebel "Ey Allah‘ın Resulü! Allah‘tan dileğim bizim günümüzün (ölümümüzün) seninkinden önce olmasıdır. Allah bizlere bunu göstermesin, ama eğer bizden önce vefat edecek olursanız bize senden sonra hangi amelleri işlememizi tavsiye edersiniz?" diye sordu.

Hz. Peygamber "Allah yolunda cihat etmeye devam ediniz" dediler. Bunun üzerine Sa‘d "Anam-babam sana feda olsun ey Allah‘ın Resulü!" dedi.

Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler: "Allah yolunda cihat çok güzel bir şeydir! Fakat halk için bundan daha derleyici bir şey vardır". O zaman Muaz bin Cebel "Kastettiğiniz oruç ve sadaka olmasın?" diye sordu. Hz. Peygamber "Oruç ve sadaka da çok güzel bir şeydir. Fakat halk için bu ikisinden de daha derleyici bir şey vardır" buyurdular.

Böylece Muaz bildiği bütün iyi ve güzel amelleri saydı. Ama Hz. Peygamber hepsinde de

"Halk için bundan daha derleyici bir şey vardır" dediler. Sonunda Muaz "Ey Allah‘ın Resulü! Halk için bunlardan daha derleyici olan şey nedir?" diye sordu. Hz. Peygamber mübarek ağızlarını işaret ederek "Bununla hayırdan başka bir şey söylememek, aksi takdirde ise susmak" buyurdular.

Muaz‘ın "Ey Allah‘ın Resulü! Bizler dillerimizin konuştuklarından da sorumlu tutulacak mıyız?" demesi üzerine de onun dizlerine vurarak şunları söylediler: "Annen senin matemini tutsun. İnsanları yüzüstü cehenneme düşüren şey dillerinin söylediklerinden başka ne olabilir? Kim Allah‘a ve son güne (âhiret gününe) iman ederse ya hayır söylesin ya da sussun. Siz hayır söyleyiniz ki karşılığında hayırlara nâil olasınız. Diğer taraftan dillerinizi kötü ve şer olan şeylerden de koruyunuz ki güvenlikte kalabilesiniz" [Taberani]

Muaz bin Cebel, Şam‘da

Ebu İdris el-Havlânî şöyle anlatıyor: Bir gün Şam mescidine girmiştim. Orada çok az konuşan ve konuşunca da parlak dişleri görülen birisi oturuyordu. Bir şeyde ihtilafa düşen halk ona giderek danışıyorlar ve fikirlerine tâbi oluyorlardı. Onun kim olduğunu sordum. "Muaz bin Cebel ismindeki sahabidir" dediler. [Hâkim]

"Cennet‘e gireceğini nereden biliyorsun?

Enes (ra) şöyle anlatıyor: Uhud gününde bizden birisi şehit düşmüştü. Onu bulduğumuzda açlıktan karnına bir taş bağlamış olduğunu gördük. Annesi, onun yüzündeki toprağı silerek ‘Ey oğlum! Cennet sana kutlu ve mübarek olsun!‘ dedi. Kadının bu sözlerini işiten Hz. Peygamber: ‘Onun cennete gireceğini nereden biliyorsun? Kim bilir belki de o kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur, kendisine zarar vermeyeceğini bildiği halde kimseye yardımda bulunmazdı‘ buyurdular. [Heysemi, Tirmizi]

"İnsanların en günahkârları boş konuşmalara en fazla dalanlarıdır."

Abdullah bin Mes‘ud şöyle buyurmuştur: ‘Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah‘a yemin ederim ki yeryüzünde, uzun süre hapsedilmeye, dil kadar layık hiç bir şey yoktur.‘

Abdullah bin Mes‘ud şöyle buyuruyor: ‘Sizleri fazla konuşmamanız hususunda uyarıyorum; sakın gereksiz yere konuşmayınız. Herhangi birinize ihtiyacını bildirecek kadar konuşması kâfi gelir.‘ ‘Kıyamet gününde insanların en günahkârları bu dünyada boş konuşmalara en fazla dalanlarıdır.‘ [Heysemi, Taberani]

Nefsinizi, önce siz hesaba çekin!

Hz. Ömer şöyle buyuruyor: "Tartılmasını beklemeksizin nefislerinizi kendiniz tartınız. Onları hesaba çekilmezden önce hesaba çekiniz. Çünkü nefislerinizi bugünden hesaba çekmek sizin için yarın hesaba çekilmesinden çok daha kolaydır. Büyük hesap gününe salih amellerle hazırlanınız. Unutmayınız ki Allah Teâlâ "O gün (huzura) arz olunacaksınız ve sizden hiç bir sırrınız gizli kalmayacaktır" [Hâkka: 69/18] buyurmaktadır." [Ebu Nuaym]

‘Ey Müminlerin emiri‘

Enes bin Mâlik şöyle anlatıyor: Bir gün Hz. Ömer‘le birlikte gezintiye çıkmıştık. Bir ara aramıza bir duvar girerek birbirimizden ayrı düştük. Bu sırada ben onun duvarın öbür tarafında kendi kendisine şöyle dediğini duydum: "Ey Mü‘minlerin Emîri! Senin de herkes gibi başının çaresine bakman gerekiyor. Allah‘a yemin ederim ki ya Allah‘tan korkar takvaya bürünürsün ya da azaba çarptırılırsın." [İmam Malik, İbn Asakir]

İbn Mes‘ud‘un yakınması...

Abdullah bin Mes‘ud bir keresinde Safa Tepesi‘ne çıkıp dilini tutarak ‘Ey dil! Hayırlı ve güzel şeyler söyle ki iyiliklere ve hayırlara nâil olasın. Kötü şeyleri de söyleme ki pişman olma belasına düşmekten kurtulasın‘ dedi.

Ve sonra da şöyle ekledi: "Ben, Hz. Peygamber‘in ‘insanoğlunun hata ve günahlarının çoğu dillindendir‘ buyurduğunu işittim" [Heysemi, Taberani]