Yüzeyde seyretmeye devam ediyoruz. Yüzeyde oluşan her türlü anlık etki bizi yönlendiriyor. Aslında yüzeyde olmak bir yerde zeminsiz olmak, sürekli değişim halinde ve etkiye açık olmak demektir. Bugün sürekli algı yönetimi konusu konuşuluyorsa yüzeyin üzerindeki göstergeleri görmek gerekiyor. Yani güncel olandan, bir anlık duygu seli ile atılan adımlardan, köksüz ve sürekli tekrar eden bir durumdan bahsediyoruz. Bu yüzden aslında insanın algıları da satıhta mekânsız bir şekilde var olmaya çalışıyor. Bütün yüzeyde olup bitenler, güncel bir takım yanılsamaları da beraberinde getiriyor. Bazen gelen her yeni dalga ile farklı bir şeye dönüşüyor. İnsan üç gün üst üste aynı doğrunun üzerinde ikamet edemiyor çünkü alışık değil; yerleşmek bir yerde alışmak demektir. Yersiz yurtsuzluk da mekânsızlık demektir, düşünceler de böyledir ve onlarda yerleşmek, bir düzen kurup muntazam bir halde olmak ister.
Bugün yaşadığımız her iki olaydan birinde durum böyledir. Hemen yüzeydeki köpüğe doğru bütün ilgimizi yöneltirken o olayın etkisi de köpük gibi oluyor. Güvenlikten emeğe, adaletten eğitime varana kadar bütün kalemlerde işlerimiz sadece yüzeysel, makyaj boyutunda. Ancak bu yüzeyde iş görme hali büyük acıları da beraberinde taşıyor. Zamanla alışmaya başladığımız bu haller yerleşerek önemini yitiriyor. Bazen en son yapılacak iş en öncelikli ve en önemli iş haline geliyor. Bunda özellikle belli bir romantizmin etkisi var. Çünkü olup biteni akçeye çevirecek duygusallık üretmeye memur tipler ve onların uğraştıkları meslekler var. En güzel acı yazanlar ile en güzel acı tarif edenler bu yüzeyde olup biteni parselleyerek başka bir şeyin görülmesini, duyulmasını engelliyorlar. Bir nevi zihinsel olana karşı değnekçilik, simsarlık yapıyorlar.
Dünyanın hali bu simsarların mahareti sonucudur. Şimdi renkli söylevler, kınama yarışları ve semboller ile büyük bir öfke varmış gibi açığa çıkanlar sahiplerinin uzatacağı sopa ile hemen gerisin geri dönmek için kendilerine mevzi hazırlıyorlar. Büyük bir iştahla “kahrol” demek bile birkaç fav’a bakar. Zaten şairler de erkenden mekânı güzel dizelerle doldurmuş, şimdi seç seçebilirsen altına da hafif bir hüzünlü müzik ver, işte satıhta köpükler belirmeye, birkaç erken dalga kıyıya vurmaya başlamıştır. Bir anlık bu etki ile görevler yerine getirilmiş en azından vicdanlar teskin edilmiştir. Bir sonraki acının, zulmün dayanılmaz hale gelmesine kadar şimdilik sessizce dağılabilinir. Ve paylaşımlar, durum bildirimleri ile kaplanan alan genişletilebilir.
Hadi bakalım, yaşadığımız hangi olay bir diğerinden bağımsız söyleyelim; hangi gözyaşı, hangi ölüm, hangi yıkım bir diğerinin öncülü veya ardılı? Ya da sıralayalım Arap baharı ile Katar krizi, Suriye, Irak, Libya veya Myanmar hangisi bir diğerinden bağımsız. Ya da Kıbrıs görüşmeleri, istihdam sorunu, işsizlik, sosyal adaletsizlik vb. Ülkeleri bir birine zincirlerle bağlayan düzen; ekonomik, stratejik gerekçelerle aynı çuvalın içinde birbirine çarpa çarpa kırılmadan, dökülmeden var olmaya çalışa dursunlar. Belki gelişirler. Hadi kafamızı kuma gömelim ne de olsa görmeyiz, bir şey duymayız. Bütün tünelleri kapatalım. Ve geçip bulmacanın başına; ister yukarıdan aşağı, isterse sağdan sola yazalım yüzeyde her şey köpük gibi ya var ya yok. Eğer dip yapmıyorsak, zihinde ve gönülde ilerlemiyorsak yüzeyde yaptığımız pik bizi aldatır. Yüzey aldatır. Yerleşmek için dibe sondaj yapmak gerekir. Temeli sağlam inşa etmezsen yüzey çok dekoratif olsa da en küçük etkide yıkılır. Haydi, şimdi biraz yüzeyde Mescidi Aksa’yı, Kubbet-üs Sahra’yı biraz ilerde yeni dostları ve düşmanları konuşalım. Belki de normalleşmek gerekiyor, ancak önce anormalleri atmak lazım yoksa dip dalga yapıp köpüğün yönünü değiştiriyorlar. Hem neyi var ki sembolleştirmenin, şimdi bir Selahattin nutkuna her şey fit olur. Ya da! Hoşça bakın zatınıza…
TAŞ GEMi
“Ve Kudüs şehri. İçiyle ve ruhuyla suskun
Göklere kaçmış hayaliyle
Bir pervane gibi ışığa uçmuş gönlüyle
Bir başka âleme göçmüş hakikati”
(Sezai Karakoç)
Not: Bu hafta Orhan Taşkır, Musa Eroğlu ile selam göndermiş, “Telli Turnam Selam Götür” diyor. Bir tarafa Abdurrahim Karakoç şiirleri de düşüyor. Rahmet olsun. Biz de dinliyoruz.
Bize kadar
1- Bir şey yap; güzel olsun, hayra vesile olsun. Bir şey yap, içten (gönülden) olsun. Bir şey yap senden iz taşısın. Bir şey yap, yüksünmeden olsun. Şikâyet etme, sadece bir şey yap.
2- Tanımadığın adamı, tanıdığını düşündüğünü de yargılama, zanda bulunma! Her şey çok farklı olabilir, pişman olabilir ve hakka girebilirsin.
3- Çok görünür olma, işine odaklan, gören görüyor zati.
4- Bu hafta “HiddenFigures/ Gizli sayılar” filmi var. Yeteneğin, azmin önünde hiçbir engel duramaz diyor.
DAĞARCIK
“Olgun kişiler; bilinmeyene ihtiyaç duyan, kendilerini eksik hisseden, içlerindeki ötekiliği sevmeyi öğrenen insanlardır.” ( ZygmuntBauman’dan tadımlık)
TEKKE
“Estetik, inancımızdan ayrı bir şey değil; eğer biz onu doğru bir şekilden kuramıyorsak iki sebebi vardır: Ya inancımız çok yanlıştır yahut inancımızla onun arasındaki bütünlüğü hissetmiyoruz demektir.” (Turgut Cansever’den tadımlık)
Bir lahza
+ Anti-semitist olduğunuz söyleniyor?
- Evet. Filistin’e hakkaniyetli davranınca hep öyle denir. (Jean LucGodard)