Ya canınız ya oyunuz!

Abone Ol

Araplar çifte kavrulmuş zülüm veya haksızlık anlamında bir deyim kullanırlar :” E haşefen ve sue kile’ ‘Hem eksik tartı hem de kalitesiz hurma’ anlamına gelir.  Cezayir seçimleri yapılığında akla ilk düşen deyimlerden birisi bu oldu. Zira çifte kavrulmuş bir haksızlık söz konusu.  Anayasanın ilgili maddesi değiştirilerek Buteflika için üçüncü defa seçilmenin önü açılmıştı. Sonra yol oldu.  Daha doğrusu Buteflika için Cezayir anayasası değiştirildi. Değişim anayasa ile de kalmadı ve yetileri ve melekeleri bir ülkeyi yönetmek için yetersiz olan Buteflika dördüncü dönem için de aday gösterildi ve beklendiği gibi seçildi.  Sonucu belli bir seçimdi.  Bazen seçimlerin sonucu,  siyasi atmosfer üzerinden tahmin edilebilir.  Adaylardan birisinin çok popüler olması ve diğerinin de göz dolduramaması  halinde kimin kazanacağı önceden kestirilir. Lakin Cezayir’de böyle değil.  Mısır’da Sisi gibi ‘zorunlu aday/müreşşah ed darure’ olmasa da devlet adayıydı.  Halka şu seçenek dayatılmıştı: Ya Buteflika ya terör.  Buteflika’yı seçmezseniz karanlık günler ülke üzerine yeniden çöker ve karanlık yeniden avdet eder! Ya canınız ya oyunuz!   Dolayısıyla Cezayir seçimleri sonucu öngörülen değil, tertiplenen veya Batılıların deyimiyle fix seçimlerdi.

***

‘Ne sihirdir ne keramet el çabukluğu marifet’ tekerlemesinin çağrıştırdığı gibi rakip aday Ali Benflis’e göre 2004 seçimlerine hile bulaşmıştı. 2009 seçimleri de hileli idi.   17 nisan 2014 seçimleri de öyle olmaktan kurtulamadı. Ali Benflis  seçimlerden önce ‘ hile var’ diye avaz avaz bağırıp durdu. Lakin sonucu değiştiremedi.    Seçimlerde hile olması halinde sonuçları tanımayacaklarını ve bunu her platformda dile getireceklerini beyan etti.  Sonuçta,  yüzde 12 ile yüzde 81 alan Buteflika  karşısında kaybettiği ilan edildi.   Sadece Buteflika’nın rakibi Ali Benflis değil aynı zamanda seçimi boykot eden partilerin temsilcileri ve sözcüleri de seçimlere çok boyutlu olarak hile karıştırıldığını teslim ediyorlar.  Hatta sandıkları kontrole çıkan Ali Belhac bu nedenle gözaltına alındı. Hile unsurlarından birisi şişirilmiş oylar veya çakma seçmenlerdi.  Kimileri 16 milyon gerçek seçmene karşı 6 milyonluk çakma seçmenlerle birlikte sayının 22 milyona isal edildiğini söylüyorlar.   Mısır’da 2005 yılında faaliyete geçen Kifaye hareketine benzer Berakat hareketi de ön bir tahminde bulunarak seçimlere katılımın, sonucu belli olduğundan çok düşük seyredeceğini ve yüzde 15 seviyesini geçmeyeceğini tahmin etmişti. Hakiki bir yarış olmayacağından halkın değişim umudu bulunmuyordu.  Bundan dolayı sonucu belli seçimlere asılması söz konusu olamazdı. Seçim günü katılımın önce yüzde 23 ve sonrasında yüzde 37 seviyelerine ulaştığı ilan edildi. İçişleri Bakanı Tayyip Belaiz ertesinde katılımın yüzde 51’i geçtiğini ve bunun da dünya ortalamasının esas alınması halinde normal karşılanması gerektiğini savundu.  Ali Benflis ise seçim hileleriyle bir kez daha özgür irade ve özgür ifadenin önünün kesildiğini ve bastırıldığını söyledi.

***

Böylece önceden tasarlanmış sonuçlarla bir kez daha seçimleri halk değil Fransızca ifadesiyle ‘Le Pouvoir/Güç’  kazanmış oldu.  Cezayir’de derin devlet kavramı Le Pouvoir ile ifade edilmektedir. Komşu ülke Fas’ta ise bunun adı Mahzen’dir.  Şadli Bin Cedit dönemi başbakanlarından Abdulhamid İbrahimi’nin fadesiyle Cezayir devrimi Hizb-i Fransa tarafından kaçırılmıştır. Hizb-i Fransa zamanla Le Pouvoir olarak anılmaya başlanmıştır. Devrimi kaçıranlar şimdi de halktan seçimleri kaçırmaktadır. 1991 yılından önce ülkede tek parti rejimi (FLN) vardı ve 1991 sonrasında ise FLN’nin yerini ve tekelini hile düzeni aldı.  Zorbalık hile sureti kazandı. 1991 yılından itibaren de ülkede hilesiz bir seçim mevsiminin geçtiği söylenemez. Seçim değil seçim tadında tayin merasimi yaşanıyor. Çoğulculuk ise sadece vitrin düzenlemesi. İran’da Haziren 2009 seçimlerinde 16 milyon oyun defaten el değiştirdiği ifade edildi.  Cezayir’de ise seçimlere katılım şişirilirken Buteflika lehindeki sonuçlar da yüzde 81 civarında taayyün etmiştir!  Cezayir’de Buteflika’nın dördüncü defa seçilmesiyle birlikte ülke geriye gitmiştir. Arap dünyasına kötü emsal olmaktadır. Şahsa göre kanun düzenlenmeyeceği halde anayasa düzenlenmektedir.  Suçun şahsiliği esas olmasına rağmen bir suçla bir kitle cezalandırılabiliyor.  Arap Baharından sonra siyasi olarak yeniden cahiliye düzenine geri dönülmektedir. Tunus Cumhurbaşkanı Munsif Marzuki’nin dışında Arap dünyasında gerçek seçimle başa geçen ikinci bir isim yoktur.  Münsif Marzuki en son maaşının üçte birinden feragat etmesiyle gündeme geldi.   Cezayir rejimi halkını 1991 sonrası ve Arap Baharı rüzgarıyla korkutmuştur. Şantaj üzerine seçim kurmuştur.   Lakin Cezayir bu eğilimle birlikte Arap Baharı öncesine dönmektedir.  Bunun üç göstergesi var. Kitlelerin siyasi sürece yabancılaştırılması. İslamcıların iktidardan uzaklaştırılması ve cumhuriyet yaftası altında kraliyete dönülmesidir. Bunu ilk öngörenlerden birisi Sadettin İbrahim olmasına rağmen sandıktan İslamcılar çıkınca kendi kavramına kendisi yabancılaşmıştır.   Kraliyetçi cumhuriyet(Cummelekiye) tabirini o uydurmuştur.  Arap ülkeleri liberalleriyle birlikte adı konmamış kraliyet rejimine geri dönüyorlar.  Batı ise demokrasi, insan hakları ve azınlık haklarını baskı aracı olarak kullanıyor. Böylece toplumlar arasına nifak ekiyor.  Arap Baharı sonrasında Batı’nın demokrasiden veya halk iradesinden yana olmadığı bir kez daha tescillendi.  2005-2006 yılında da olmuştu. Sömürgeciler neden halkın iradesinin yanında olsunlar ki