Werther Salgını” ve Salgın Siyaset

Abone Ol

Salgın hastalık, salgın edebiyat, salgın siyaset.

27 yaşında “Genç Werther’inAcıları”nı 1770’lerde yazdığında Goethe, hem tahmin etmediği bir şöhreti yakalamış, hem de bu romanı ile, Avrupa’da fenomen olmuş, “Werther Salgını” diye bilinen bir akıma pek çok gencin kapılmasına neden olmuş.

Öyle ki artık gençler, Werther›in romanda anlatılan kıyafetleri ile sarı pantolon, sarı yelek, mavi ceket ile dolaşmaya başlamışlardır. Yetmemiş bu gençler kiliseyi huya cine getiren bir eyleme sürüklenip, romandaki Werther gibi intihar etmeye başlamışlardır.

Kilise, yazarı; “Hıristiyan olmamak” ve “edepsizlik”le suçlamıştır.

Werther modası başlamış, meşhur Werther fincanları ile kahve ve çay saatleri düzenlenmiştir. Duygusal gençler için bir idol olan Werther’in romanı, çok satsa da, intihara özendirdiği için Milano, Kopenhag gibi yerlerde yasaklanmıştır.

Bugün böyle bir roman 18. yüzyılın duygusal gençlerini etkilediği gibi etkileyebilir mi, mümkünü yok; dijital devrim gençleri gülmeye bile üşenirler böyle bir teze.

Her seçim öncesi tansiyonun fırladığı toplumsal ibre, artık moda akımlara bırakmakta yerini.

Amerikan seçimlerinde ya da Avrupa’nın başka faşist partilerinde onu gözlemledik.

Kamuoyu araştırmalarında Amerikan halkına sordular; aydınlar, kafası çalışanlar ya da toplumda fiyakalı durmak isteyenler mangalda kül bırakmadı.

“Trump mı, asla.”

Oy oranları düşük ilan edildi, Hilary kazanmış protokolü uygulandı.

Ne ki, sonuç Hilary için hüsrandı.

Tıpkı bizdeki entellerin gizli gizli İbrahim Tatlıses dinledikleri gibi, Amerika’da insanlar gizli gizli Trump’ a oy verdiler ama toplumda da faşist bilinmek istemediler.

Bizdeki referandumda da sanki öyle olacak gibi hissediyorum artık eskinin moda seçim inatlaşmaları, salgın siyaset hastalıkları mevcut değil.

Muhtemelen en sosyal demokrat görünen kesim, ya da “hayır”cılıklarını haykıran, fiyakalı muhalif pozuna giren kimi kesim, “aman istikrar bozulmasın rahatımız kaçmasın, kasamız güzel dolmakta, mahrum kalmayalım” deyip gizli gizli “evet” verebilecektir.

Ancak çantada keklik görülen, ”işte başı bağlı, aklı kıt, aileden dededen atadan kırsal, camiye giden, geri kalmış, ne beklenir” diye yaftalanan kesim, kesinlikle “evet” verir bunlar, yanılgısı da yaşanacaktır, onlar da sessizce gidip özgürce “hayır”ları verebilecektir muhtemelen.

Artık insanlar o eski modalardan uzaklaşmakta, eski model olarak kalmamaktalar.

1939 Erzincan depreminden sonra yöreye giden İnönü’ye köylü kadının tapınmacı bir ifade ile; “beş oğlum vardı üçünü depremde kaybettim, ikisi de sana kurban olsun” gibi bir örneğe bugün rastlanamaz.

Köprülerin altından çok sular geçti. 

Zira salgın siyaset evrilip yeni boyutlar kazanmıştır, tıpkı salgın edebiyat gibi.

Elbet sadece edebiyat ve siyasetin değişimi de söz konusu değildir; ahlak da o derece anlam kaybına uğramıştır ki, Werther; sadece salgın olarak değil ahlaki olarak da değişimin ipuçlarını verir. Büyük şehrin bunalımından kaçıp doğaya sığınan Werther’i örnek alabilir mi bugünün

gençleri; AVM mabetlerinden alın, kolaysa sakin bir yere götürün. Hikâye de, o sakin yerde tanıştığı soylu ailenin güzel kızı Lotte’ye âşık olur. Lotte de bu sevgiye kayıtsız değildir fakat başkasıyla nişanlıdır ahlaki olarak verilen söz o kadar önemlidir ki, o zamanlar; Lotte, nişanlısı ile evlenir, Werther’e bir daha görüşmemelerini anlatır. Bu acıya dayanamayan Werther intihar eder.

Werther, daha sonraları Goethe’nin kâbusu olmuş, ileri yaşlarında da, çoğu insan onun sadece bu kitabını okuyup, şahika eserlerinden değil de, bu kitaptan tanıyordu. Bu sebeple Werther; yazarının da nefretini çeker «hastalıklı her şey» olarak tanımladığı Romantik akımdan ayrılmasına sebep olur.

Hastalıklı her şey, günümüzde; siyasanın, edebiyatın, ahlakın içerisine o kadar çok sirayet etmiş ki.