Bakmayın siz başlıkta “Wall Street Journal Üzerinden Türkiye’ye Uzatılan ‘Havuç’ dediğime”. Türkiye’ye uzatılan şey “havuç” mudur yoksa “sopa” mı, yazımın ilerleyen satırlarında daha da bir netlik kazanacak. Önemli olan “havuca büründürülmüş bir takım çıkışların” niçin şimdilerde yoğunluk kazandığı ve düne kadar riskli bulunan ve alandan dışlanmaya çalışılan Türkiye’nin niçin bugünlerde paylaşılamayan bir ülke olduğu.
Hiç kuşkusuz bunun temelinde Suriye krizinde Türkiye’nin değişen stratejisi, kullandığı araçlar ve ortaya koyduğu hedef yatıyor. Bu bağlamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “temennimiz güneyimizde bir terör koridoru oluşmaması” açıklaması ve Başbakan Binali Yıldırım tarafından açıklanan Türkiye’nin değişen terörle mücadele stratejisi (bir bakıma değişen güvenlik doktrini) yeni bir dönüm noktasına işaret ediyor. Nasıl mı?
Öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ortaya koyduğu “güneyimizde bir terör koridoru oluşmaması” hedefi oldukça önemli! Çünkü bu açıklama ile Türkiye güneyde sadece tek bir ülkeyi kastetmediğini ortaya koyuyor. Buna önümüzdeki süreçte Irak da dâhil edilebilir. Gerekirse daha aşağıya doğru bölgeler de. Bu bağlamda Cerablus’a yönelik askeri operasyonun 24 Ağustos olarak seçilmesi, bir tesadüften ziyade, anlamlı-sembolik bir mesaja işaret ediyor.
Bir diğer husus ise, herhangi bir terör örgütünün adının açıkça zikredilmemesi! Yani, Türkiye “terör koridoru” bağlamında gördüğü her türlü aracı-hedefi vuracağını açıkça ilan ediyor. Bunun bir ucunun PKK/PYD/YPG/SDG’ye çıktığı ortada. Asıl rahatsızlık nedenlerinden biri de bu.
Başbakan Binali Yıldırım’ın açıklaması ise, Türkiye’nin hat değil, satıh mücadelesine işaret ediyor. Yani Türkiye bundan sonra güvenliğini ilk kez 2007’de ilan edilen ve Yurtta Sulh Cihanda Sulh anlayışına yeni bir boyut kazandıran güvenlik doktrinini hayata geçirerek sağlayacak. Düne kadar ülke içinde karşılanan tehdit artık dışarıda ve daha oluşum halindeyken bertaraf edilebilecek. Büyük güçleri rahatsız eden husus da bu! Onların tekeline almaya çalıştıkları doktrin ve hibrit savaş yöntemi Türkiye tarafından da uygulanmaya başlıyor.
Güç Oyunu Bozarken...
Türkiye’nin 24 Ağustos’ta Suriye’deki iç savaşa Cerablus üzerinden askeri boyutta dâhil olmasıyla birlikte krizin yeni bir boyut kazandığı aşikar. Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun alana inişi, bir kez daha “zor oyunu bozar” prensibinin ne kadar geçerli olduğunu ispatlamış durumda. Nitekim bu müdahale sonrası ağızdaki baklalar da bir bir çıkmaya başladı. Yani, “takke düştü kel göründü”...
Öncelikle hedefin Suriye’ye demokrasi ya da özgürlük getirmek olmadığı, bu ülkeyi de bir kaç parçaya bölmek olduğu ve hatta Suriye üzerinden yeni bir uluslararası sistemin inşasının ön çatışmalarının, provalarının yapıldığı bir kez daha anlaşıldı.
Türkiye’nin Suriye’de her türlü bölücü, yıkıcı terör örgütünü hedef alan operasyonu ile birlikte “parçalanmışlık” üzerine hedeflenen “Yeni Suriye” ve “Yeni Ortadoğu” projelerinin (yani Büyük Ortadoğu Projesi’nin-BOP) riske girmeye başladığını gören “Büyük Güçler”in bizi son dönemde yoğun bir şekilde hedef almaya başlamasının altında bu yatıyor.
Çünkü “bana rağmen yakın coğrafyamı dizayn edemezsiniz” mesajını onların argümanlarını ve araçlarını sahada etkisizleştirmek suretiyle vermeye başlayan “Yeni Türkiye”, bu projenin önündeki en önemli engellerden biri olarak görülmeye başlanmış durumda. Dolayısıyla,
ABD Niçin Güvenli Bölge’ye Karşı?
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın G20 liderlerine (özellikle de Amerikalı ve Rus liderlerle görüşmesinde) Suriye’den göçmen akınını durdurmaya yardım edecek çatışmadan uzak bir güvenli bölge oluşturulması yönünde çağrıda bulunması sonrası Beyaz Saray’dan gelen açıklama oldukça dikkat çekici.
Financial Times gazetesi üzerinden verilen mesajda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge oluşturulması talebine Amerika Birleşik Devletleri’nin sıcak bakmadığı ifade ediliyor. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes’ın Suriye’de bir uçuşa yasak bölge oluşturulması tartışmalarına ilişkin olarak yaptığı açıklama, gazete tarafından: “ABD askeri kaynaklarının Suriye’de bir uçuşa yasak bölge için tahsis edilmesinin en iyi yol olduğuna kanaat getirmedik” cümlesiyle ön plana çıkartılıyor.
Yani, G20’de doğrudan doğruya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın insani bağlamda ortaya koyduğu teklife “hayır” diyemeyen ABD Başkanı Obama, memleketine döndükten sonra böyle bir yöntemle cevap verme yoluna gitmiş oluyor. (Bu arada, mesajın verildiği adres de dikkatlerden kaçmamalı. Financial Times günlük olarak yayımlanan uluslararası İngiliz iş gazetesi.)
Bu cevap, hiç kuşkusuz Batı’nın genel anlamda Ortadoğu, daha özelde Suriye’deki meseleye yaklaşımı noktasındaki yüzsüzlüğünü ortaya koyuyor. Şayet, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Kuzey Suriye’de bir Kürt devleti için gelin uçuşsa yasak bir güvenli bölge oluşturalım” deseydi, emin olun daha o cümle ağzından çıkarken “evet” cevabını alır ve daha bizimkiler harekete geçmeden onlar orada konuşlanırlardı. Sonrasında ise, bize bir kez daha “tak sepeti koluna, herkes kendi yoluna”yı söyleyerek, kapıyı gösterirlerdi. Aynen Kuzey Irak örneğinde yaşandığı gibi!
Dolayısıyla, Türkiye’nin Cerablus bağlamında başlattığı operasyona başta ABD olmak üzere, Batı’nın niçin “kırmızı çizgiler” çekme gereği daha net anlaşılıyor. Türkiye burada PYD/YPG/SDG üzerinden BOP haritasında öngörülen “Büyük Kürdistan” hayalinin Suriye sacayağını araçlar bağlamında (terör örgütleri) çökertmeye başladığı için “veto” yiyor.
Bu “veto”nun Wall Street Journal üzerinden verildiğini görüyoruz. Bu kapsamda Bret Stephens imzasıyla yayımlanan analiz oldukça dikkat çekici. Suriye’nin kalan kısmının IŞİD’ten temizlenmesi için “sınırlı ama belirleyici bir NATO müdahalesi”, “ÖSO’nun donatılması” ve bir “Arap İstikrar Gücünün konuşlanması” gerektiğini iler süren Stephens’ın şu cümleleri de ağızdaki baklanın çıkartılması ile eşdeğer: “Bütün bu noktalar için çekimseler ve kuşkuların bulunduğu doğrudur. Türklerin genişlemiş bir Kürt devleti kabul edebilir mi? Halen Iraklı Kürdistan’ı kabul etmiş durumda ve ABD, Suriye Kürtlerden Türkiye’deki Kürt PKK gerillalarıyla bağları kesmelerinde ısrar ederek Ankara’yı teskin edebilir.”
Bret Stephens’a, dolayısıyla da arkalarındaki güçlere biz de Milli Gazete üzerinden cevap verelim: “Yemezler!”