Vurgun yedik, piyangodan
- Nimet abla En azdan on bin lira isterim!
- Nimet abla Geçen ay da bir şey çıkmadı. Karışmam
külahları değişeceğiz.
Abla, hepsine ayrı ayrı cevap yetiştiriyordu:
- Talihin varsa, on bin değil, otuz bin lira kazanırsın
oğlum! Bana Nimet abla demişler!
Bilet satıcısı bir hanımla gerçekleştirilen bir röportaj
bu cümlelerle başlıyordu. Bugün de aynen seslendirilen arzular ve cevapların
yayım tarihi tam 75 yıl öncesinin bu günleri.
Hayal cephemizde değişen bir şey yok.
Bir bilet ikramiyesi ile zengin olmak..
İlgilenmeyenler mi var Onların merakını uyandırmak,
içlerine bir kurt düşürmek satıcı hanımın mahareti.
- Gel yavrum.. Sen de bir tane çek.. Şu en üstte duran
bilet, pek fazla kabardı. Büyük ikramiye galiba onda.
Yeşilçam senaristlerimiz de konularını bu röportajdan
almışlar.. Hatta her yılbaşı sonrası ikramiye kazananların hikayelerini yazan
gazetelerin ünlü habercileri de.
Bu milletin, biletine büyük ikramiye çıkmasını
bekleyenlerden başka hayalcileri mi var
Kıyıda köşedeki yabancı dünya haberlerinin içinde çoğumuz
okumuşuzdur, hayallere ücret ödeyen kuruluşların, kurumların, şirketlerin
olduğunu.. Sen yaz gönder hayalini, sayfa başına birkaç dolar ödesinler. Sonra
o hayaller gerçekleşme sırasını beklesin roman sayfalarında, film karelerinde
Konu mu biter dünyanın istikbalinde
Lakin bize düşmez böyle hayallerle uğraşmak. Biz
gerçekciyizdir. Ya dört senede bir kurtaracak partinin gelmesini bekleriz, ya
da on yılda bir gelme adetindeki ihtilalcilerimizi.. Biletimize büyük ikramiye
çıkarsa tek başımıza kurtulma ihtimalimiz de hep var.
Asgari ücretle ancak iş bulmuş bir gariban mısın Bana
çıkmaz demeden yatırıver aldığın ücreti bilet parasına. Bak ne oluyor. Nimet
Abla en fakir talihlisini anlatıyor.
Cemile adında bir bulaşıkcı! Kızılay imaretinden aldığı
çorba ile karnını doyuran bu fakir kadın, yıkayacağı bulaşıklara mahsuben bir
lira borç para almış. Bir gün bize geldi. İkramiye isabet ettirmek sanki benim
elimde imiş gibi: Aman ablacığım.. Bana yüz lira olsun çıkar. Pek zaruretteyim
diye yalvardı. Biletine seksen bin liralık büyük ikramiye çıkmaz mı
Bir otomobile atlıyarak kendisini bulduk. Hemen boynuma
sarıldı:
- Abla! Benim yüz liramı mı getirdin yoksa
Yüz lira değil tam sekiz bin lira getirdiğimi söyleyince
yalnız bir kere Allah! diyebildi. İşte o kadar! Uzattığım banknotları
tanımıyordu. On liralık banknote bile ömründe bir kere olsun görmemişti. İkide
bir: Şimdi bunların hepsi para mı diye soruyordu. Kadıncağızın yanından
kocamla birlikte ağlayarak çıktık.
Cemile hanımın yevmiyesi 1 lira. Borç aldığı para 1 lira.
Bilete verdiği para 1 lira.
75 yıldır, her yılbaşından sonra yazılan bu hikayelerden
birkaç tanesini de sizler okumuş olmalısınız. Biri bana çok ilginç gelmişti. Cebindeki son para ile soba
alacaktı. Dayanamadı bilet aldı, büyük ikramiye buldu. Varsın yansın, parasıyla
soba alıp yuvasını ısıtmaya çalışanlar. Acaba biz de öyle mi yapsaydık.
Piyango hayali dediğin malla mülkle desteklenmese olmaz.
Hem kim çalışa çalışa zengin olmuş
- Bir bayan biliyorum ki, kendisine yirmi bin lira
düşmüştü. Şimdi beyoğlunda bir apartımanı var. Samsunda Ziraat Bankası katibi
iki sene evvel bizden bir bilet almıştı 20 bin lira sahibi oldu. İşittiğime
göre o da burada bir apartıman satın almış. Divanyolunda tütüncü Habip in yanında
çıraklık eden Resul de akıllı çıktı. Kazandığı dokuz bin liranın dokuz parasına
el sürmedi, ufaktan çay işi, kahve işi yapmaya başladı. Şimdi piyasanın
tanınmış toptancı çay tüccarlarından biridir.
1940 yılından söz ediyoruz. İstanbul rumların ve ermenilerin
de yoğun oldukları bir şehirdir. Piyango, bilet, ikramiye konu edilirse bir
röportajda, onlar konuşulmazsa olur mu
Bakın kimmiş En lakayt talihli sorusunun cevabı.
- Büyükderede
Despina isminde bir Rum kadındır. Bizi tam üç gün peşinde koşturdu. Hele
Beyoğlunda misafir olduğu bir evde kendisini yakaladık. İkramiye çıktığını
öğrenince kılı bile kıpırdamadı: Ne zahmet ettiniz, ben gelip alırdım dedi.
Röportajın yayınlandığı dergi, vatandaş türkçe konuş
kampanyalarında baş rol, almış, Ada ya gittim, kendimi Avrupa da sandım
fıkralarıyla ortam hazırlığına girmiş bir dergidir. Varlık vergisi yıllarına,
6-7 Eylül olaylarına buralardan mı başlasak, acaba Despina biraz acı gerçek
olmuştur.
Bilet almak bana yakışır mı, sorusu akıllarına düşen
insanlara karşı da bir tedbir alınmıştır. Cevaba bakın, ben kim oluyorumki
deyin.
- Müşterilerimiz arasında hatırlı zevattan kimler var
- Kimler var demeyin de kimler yok diye sorun.. En büyük
devlet ricalimizden en küçük esnafa kadar..
Hayır hasenat işleri nasıl olacak Piyangodan
kazandığımızla olur mu Durun, gitmeyin! Fetva yokuşu nu çıkmak zordur. Siz en
iyisi Aziz Usta yı tanıyıverin.
- Talihlileriniz arasında hayır işlerine para verenler
oldu mu
- Bir tek kişi biliyorum: Tophane dikimevinde çalışan
Aziz usta Bu temiz yürekli vatandaşımız, eline geçen sekiz bin liranın bin
lirası ile fakir çocukları sevindirmişti. Bundan başka hapishaneye giderek
yoksul mahkumlara eliyle yüzlerce lira dağıttı!
22 Kasım 2015 tarihli gazetemizin birinci sayfasından
okuduğunuz şans oyunlarının özelleştirilmesi haberi bize de bu yazıyı
çağrıştırdı.
İnsanlarımızın hayallerine nasıl yön verildiğini ve nasıl
sınırlandırıldığını hatırlayın istedik.
Bir miladi, biladi yılbaşı daha geliyor!
GÜLEN LERİN HABER OLDUĞU ÜLKE
Bir gazete haberi: Erzurum sinemalarının birinde film
seyreden iki kişi aşırı güldükleri için karakola şikayet edilmiş.
O iki kişiyi tanıyan ve zabıtayı ilgilendirecek
hatalarını arayan biri, bula bula sinemadaki hallerini bulmuştur, demek kolay.
Ama senaryo böyle değil.
İşsizlikten ve icraatsızlıktan kapanma tehlikesi geçiren
bir karakol, muhbirlerini iş getirin diye uyarınca, ortaya bu şikayet
çıkmıştır, derseniz de isabet kaydedemezsiniz. Çünkü senaryo başka.
Olayı istihbarat masasına yatıralım. Sözkonusu, medyada
gösterime girmeden aylar öncesinden davulu çalınmasına ragmen, ilk haftasında
gişede hayal kırıklığı yaşatan bir mizahçı filmidir.
Erzurumlu iki genç çok gülmüşlerse ve bunu film afişi
önünde fotoğraf desteğiyle İstanbul medyasına haber ettirmişlerse, gişe
getirisi hesap edilmiş olmalıdır. Çok güldüler, diğer seyirciler şikayetçi
oldular detayı ise, haydi siz ne duruyorsunuz propagandasıdır.
Diğer seyircilerin rahatsız olması doğru olabilir. Afiş
önünde fotoğraf çektirenlere baktığınızda, Anadolu insanının yağlı barsak
tanımına uygunluk farkedilir. Yani verilen rahatsızlık hem sesli, hem kokulu
bir durumdan kaynaklanabilir. Erzurum a kadar hiç kimsenin gülme krizi haber
olmamışsa ve orda bir patlama yaşanmışsa.
Eskiden gişe yapmayan oyunlar için tezgahlanan numaraları
bilenler, hatırlıyanlar gülüp geçmişlerdir bu habere. Nereden nereye
geldiğimizin bir muhasebesini yapmadan
Tiyatrolarda sahnelenirdi bu tezgah.
İdare, daha ilk haftasında onca solcu reklama rağmen
bir oyunu programdan kaldıracağını mı hissettirdi ya da söyledi Akşama haber
var, gelsin foto muhabirleri.
Sağcılar filan tiyatroyu bastı, kırdı döktüler, haberinin
resimlerini de görürdü gazetelerinde okuyanlar. Kırık sandalyeler, devrilen
koltuklar, bir iki de unutulmuş değnek..
Ertesinde bir iki akşam biraz doluluk, sonra yine boş
salona oynama mecburiyeti. Ama oyun bir sıfat kazanmıştır. Sağcıların bastığı
oyun Aşırı gülmek kimin aklına gelir.
Başka çare yoktu mazeretinin arkasına gizlenen o
tezgahcılar, bugün yaşanan tiyatro eseri yokluğunu, tiyatro seyircisi yokluğunu
hazırladıklarının farkında olmamışlardı.
Bakalım, çok güldük şikayet ettiler haberleri kimi
kurtaracak Gişe bekleyen sinemacıları mı, traj bekleyen gazetecileri mi,
seyirci bekleyen sinema salonlarını mı
SPOR OLSUN
ÖNCE GALATASARAY
Hamzaoğlu nu gönderdiler. Göndermeleri bitmedi. Spor sayfasında boşluk mu dolduruyoruz, yoksa hocalarına bu kadar mı meraklıydı oyuncular
Filan oyuncu da Hamzaoğlu na gönderme yaptı.
Hani birlik, beraberlik, sevgi, saygı, üç kupa, dört yıldız günleri İnanmıyorlar mı
Ne demiş gönderme yapan futbolcularından sırası geleni Yüksek dağların tepesi karlı olur, demiş.
Hamzaoğlu ile ilgisi ne onun kâr ettirmesi yanlış mı anlaşılmış Hayır!
Açıklamayı haberi yazan yapıyor: Hamzaoğlu bizi çok üşüttü, demek istedi.
GS medyası tuttuğu kulüple kafa mı buluyor Bir kafalı adam, bir kasalı adam hesabına mı düştüler
2010-2011 sezonunun şampiyonuna itirazını neden FB başkanının tanınırlığı üstünden seslendiriyor O sezonun maç kayıtlarını almak ve tekrar tekrar izlemek çok mu zor.
Yeni bir Hoca, yeni bir ufuk umudunu eski kavgaların dayanaksız ve dayanıksız taşları yapmaya hangi GS lının hakkı olabilir. Öyle demeseydik de aynaya bak deseydik. Aman ne espri, aman ne incelik
Biraz Beşiktaş
Tam da Şenol Güneş susmayı beceriyor, dediği günlerde insanların, Lizbon daki taktik suskunluğunu anlamaları mümkün değil.
Beraberliğin yeteceği bir maçta, öne de geçmişsin. Maç sonunda vereceğin demecin kelimelerini toplamaktan önce sonuca toplansaydın ya Hem kalende kim olduğunu da en iyi sen biliyorken
Önemli olan skoru korumak mı, kalede olmayan Tolga yı korumak mı Beşiktaş ın SİT alanı mıdır Tolga bey Ya Beşiktaşlıların sinir alanı..
Yoksa diyorum, sezon içinde Hoca değiştiren kulüp modasına, Beşiktaş ta mı uyacak