Vurgulu inşallah

Abone Ol

Burgulu bilezik olduğu gibi bir de vurgulu inşallah var. Bazen insan kelime ve kavramları üzerine basa basa kullanır. Bazen de gelişigüzel söyleyerek değerini düşürür ve sözü itibardan sakıt eder. Minimak Asansörleri adlı şirkette çalışırken bir öğle sırası kimse olmadığından telefonlara bakmıştım. Fenerbahçe taraflarında bir asansörün tamir ve bakıma ihtiyacı varmış ben de not aldığımı öğleden sonra ekibin geleceğini muhatabıma ‘inşaallah’ ifadesiyle birlikte söyledim. Adam ‘inşallah’ sözünü duyunca irkildi ve geçiştirdiğimi sandı ve tepki gösterdi. Son sıralarda bazı kesimler inşallah ve maşallah sözlerini iyice ayağa düşürdüler. Vurgusuz ve bağlamı dışında kullanıyorlar. İbni Teymiye döneminde de ‘inşallah’ sözü yerine getirilmeyen vaatler ve sözler için kullanılıyor olmalı ki, itibardan düşmüş. Veya onu gelişigüzel kullanan kimselerin ağızlarından dökülen ‘inşaallah’ ifadeleri ayağa düşmüş. İbni Teymiye, Merc -i Saffar da denilen Şakhab savaşıyla alakalı olarak müjdelerde bulunur ve Müslümanların 1303’te Moğollara ve Gazan Han’a karşı girecekleri nihai savaşı kazanacaklarını müjdeler. ‘İnşaallah Müslümanlar Şakhab mevkiinde Moğollara karşı girişecekleri savaşı kazanacaklar’ der. Lakin o dönemde de ‘inşallah’ demek ki vurgusuz kullanılmaktadır. Bunun üzerine İbni Teymiye’nin ‘inşallah’ ifadesini lalettayin kullandığını düşünenler söylediklerine ehemmiyet vermezler. İbni Teymiye bunun üzerine lalettayin değil vurgulu inşallah kullandığını ifade eder.

*

Tatarlarla Memlüklüler arasındaki savaşlar sical (zaferler bazen onun bazen bunun payına düşmektedir) şeklindedir. Bazen Memlüklüler bazen de Tatarlar/Moğollar üstün gelir. Savaşların uzamasından dolayı insanlar bıkkınlık halindedir. Bunun üzerine İbni Teymiyye Hama’da ordu birlikleriyle buluşup, onlara zaferin kesin olduğunu yemin billahla söylemekte ve ordunun moralini yükseltmeye çalışmaktadır. Bunun üzerine ordugâhtan sesler yükselir ve ona ‘inşallah de’ diye telkinler olur. O da ‘inşaallah tahkikan la talikan’ diyerek arzularını yerine getirir. Burada ‘tahkikan la talikan’ demek vurgu ve kesinlik ifade etmektedir. İhtimal değil, tahkik mevzubahistir. ‘Sümme bugiye aleyhi liyensurennehullah/ Ve saldırıya uğrayana Allah yardım edecektir’ ayetinden de tefeül etmektedir. Bu ayetin ışığında Müslümanların galibiyetini müjdelemektedir. Nitekim, İbni Teymiye’nin müjdeleri doğru çıkmış ve 1303 tarihinde Şakhab mevkiinde Moğollar son defa bozguna uğrayarak tarih sahnesinden silinmişlerdir. En azından Ön Asya cephesinde. Bu tarih aynı zamanda Anadolu’da Osmanlı devletinin kurulmasına sahne olmuştur. İlginçtir ki, Moğollar 1258 tarihinde Bağdat’ı yakıp yıkmışlar ve ilk yenilgilerini ise 1260 tarihinde Aynu’l Calut’ta almışlardır. Son yenilgilerini de 1303 tarihinde Şakhab’da tatmışlardır. Topu topu Ön Asya’da 45 yıl tutunabilmişlerdir. Moğolların Bağdat ve Şam ve Mısır’a hamleleri ile Osmanlı devletinin kuruluşu arasında gaybi bir boyut ve bağlantı vardır.

*

Memlüklülerin, Moğolları yenmesi Anadolu üzerinde baskılarını azaltmış ve kaldırmıştır. Moğollar, 1258 yılına Bağdat’ı işgal ettikleri tarihte bir cilve-i Rabbani olarak tarihin cemresi veya Osmanlı cemresi Anadolu topraklarına düşmüştür. Osman Gazi, Bağdat’ın işgal edildiği tarihte tevellüt etmiştir. İbni Teymiye’nin zafer müjdelerini verdiği ve Moğolların son darbeyi yedikleri tarihlerde de Osmanlı kuvveden fiile çıkmış ve metafiziki alemden fiziki aleme huruç etmiştir. İbni Teymiye Gazan Hani ile görüşmüş ve onunla dobra dobra konuşmuş ve sadece Müslüman esirleri değil zimmileri de kurtarmıştır. Bununla birlikte İbni Teymiye onların bulaşık ve alaca dindarlıklarına iltifat etmemiştir. İbni Teymiye’nin Gazan Han’ın Müslümanlığı konusunda iki çekincesi vardır. Birincisi, gizli gizli Şamanist adetlerini sürdürmesidir. İkincisi de, İslam alemine karşı Haçlılarla ittifak ve işbirliği içinde olmasıdır. Buna mukabil, bazı sufiler, Gazan Han’ın çevresinden ayrılmamaktadır. Hatta bunlardan bazıları ‘Allah Müslümanları terk etti. Onları yüzüstü bıraktı. Madem Müslümanlarla birlikte değil, öyle ise birlikte olduklarıyla birlikte olalım’ diyerek Moğolları tercih ederler (Es Sırau’l fikri ve’l akadi, Prof. Macid Derviş, Alemü’l Kütüb, Beyrut, s: 127). Maalesef bazen imtihan gereği nusret ve yardım gecikince ve hizlan boyunu uzatınca kimi insanlar zaferle değil seferle mükellef olduklarını unutarak karşı saflara geçiyorlar. Bu Moğollar döneminde olduğu gibi Fransızların Kuzey Afrika’ya saldırıları sırasında da tekerrür etmiştir. Bugün de aynı anlayışla Mali’de Fransızların veya Irak ve Afganistan’da Amerikalıların peşine takılanlar var. Lakin devran dönüp dolaşır ve her zaman Allah’ın hükmü geçer. Velev bade hin. Tatarlardan ve Amerikan saldırılarından Müslümanlar açısından alınacak dersler var. Dik duran daima dünyada ve ahrette kazanmaktadır.