Vicdansızlık maddeci medeniyetin ürünü

Abone Ol

Ramazan la birlikte İsrail in Gazze ye yönelik

saldırıları ve katliamı karşısında uluslararası örgütlerin ve bu örgütlerdeki

etkili ve belirleyici ülke yetkililerinin sessizliği ve kayıtsızlığını,

Vicdanlar ölüyor olarak nitelendirmek doğru bir tespit ancak, biraz eksik.

Çünkü materyalist Batı da vicdanlar öleli yıllar oluyor. Dünya üzerinde barış

ve adaleti sağlamak iddiası ile kurulmuş olan uluslararası örgütlerin kuruluş

yapılarına baktığınızda görürsünüz ki sömürgeciler için esas olan vicdanın

sesini dinlemek, yeryüzünde barış ve adaletin hâkim olmasını sağlamak değil

cüzdanlarının sürekli olarak şişkin kalmasını sağlamak. Demek isteğim o ki,

materyalist medeniyetin mensupları için sadece kendi çıkarları ve çıkarlarını

teminat altına alacak düzenlemelerdir. Bunu bugüne kadar görmemiş olanların

oturup yeniden düşünmek, bilgilerini test etmek mecburiyetleri vardır.

Elbette insanların vicdanlarını test etmek, ölçüye vurmak

mümkün değildir. Bu mesele sadece kişilerin dışa yansıyan söz ve eylemleri ile

ortaya çıkar. Çoğu zamanda en çok vicdandan, hak ve adaletten söz edenlerin

vicdan denen duygu ile ilgilerinin olmadığı bir gerçektir. Böyle olmasaydı

dünyanın gözünün içine baka baka yeryüzünde barış ve huzuru sağlamak,

mazlumları zalimlere ezdirmemek gibi iddialarla Birleşmiş Milletler

Teşkilatı nı kuranlar bu teşkilatı 5 devletin kontrolüne bırakırlar mıydı Bir

başka ifade ile dünya üzerinde barış ve adaletin sağlanmasını(!) 5 devletin

çıkarlarına iliştirirler miydi Bu örgütten şikâyetler her geçen gün artmasına

karşılık ülkeleri yönetmek durumunda olanlar benim yaptığımın dışında bir tepki

koymuyorlar. Yani, nasıl ki ben bu örgütün adaletsizliğine, yapısındaki

çarpıklığa dikkat çekiyorsam ülkeleri yönetme mevkiinde olanlar da benzer bir

tavır sergiliyorlar. Demek istediğim o ki, zalimler yani materyalizmi hayat

nizamı olarak benimsemiş olanlar, kısacası vicdanları bir kenara iterek

cüzdanlarının çağrısına göre hareket edenlerin yaptıklarının yüzlerine vurulmasından

utanmaz/sıkılmazlar. Yıllardan beri bunu tekrar tekrar görüyoruz. Onların

anladığı dil, güçtür kuvvettir. Çünkü onlar sahip oldukları güce güvenerek

çıkarları uğruna bu gücü harekete geçirmekte, çıkarlarını korumaktadırlar.

Böyle olunca onların karşısında emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden, İslam

dünyasının zenginliklerini sömürüye uluslararası bir dayanak oluşturmak adına

kurulmuş olan Birleşmiş Milletler (BM), NATO gibi örgütlere karşı İslam

dünyasının farklı bir yapı oluşturması, Erbakan Hocamın ifadesiyle Yeni Bir

Dünya nın kurulması gerekiyor. Maddeyi putlaştıran güçler sadece güçten

anlarlar. Gazze ye Ramazan ın başından beri devam eden İsrail saldırıları

karşısında mazlumlar sadece sözlü kınama ile yetinmeyerek bir defa olsun ayağa

kalkabilselerdi emin olunuz, İsrail in tepesine bomba yağdırmalarına bile gerek

kalmadan bu saldırıları kendini savunma olarak nitelendiren ABD gibi ülkeler

durup düşünmeye ihtiyaç duyarlardı. Bu hareket bir türlü yapılmadı/yapılamadı.

Sonuçta darbe ile iktidara geldiği ilk gün Gazze yi dış dünyaya bağlayan

tünelleri yerle bir eden Sisi arabuluculuğa soyundu ve bu tavır saldırgan

İsrail ve destekçisi ABD tarafından büyük bir kahramanlık olarak alkışlandı.

Yani, bir zalimin şahitliğini bir diğer zalim ve sömürgeci yapıyor. Böyle bir

dünyada mazlumların haklarının korunması mümkün olabilir mi Böyle bir beklenti

aptallık değilse zalimlere teslimiyet değil midir Kendi ırklarından

olmayanları sadece kendilerine hizmet etmek üzere yaratılmış olarak

nitelendiren, bu sebeple de kendi aralarında faiz alınamayacağını ama

diğerlerinden alınabileceğini dini metinlerine geçirmiş bir toplum karşısında

hâlâ vicdan beklentisi içinde olmanın ne anlamı olabilir. Kısacası materyalist,

sömürgeci ve vahşi Batı medeniyeti karşısında İslam medeniyetinin ayağa

kalkması mecburiyeti vardır. Bundan ötesi laftan ibaret.