O nun adına icra-i faaliyette bulunmak olan vesayet,
neden o nun fonksiyonlarını iptal edip yerine geçmek ister. Bu zaafı
sonlandırmaya yönelik önemli bir kavram otoritedir. Otorite; düşünce, bilgi
tecrübe ve yetenekten kaynaklanan yetki ve itibar ile bağlantılı ve karşı
tarafta saygı ve minnet hissettirmektedir. Bilim ve düşünce dünyasında konuyu
en iyi bilenlere alanında otorite denmesi bu yüzdendir.
Otorite, ötekinin hüküm vermede kendisinden üstün
olduğunu ve kendisine takaddüm ettiğini kabul ve tasdik etmekten geçiyor. Böyle
kavrandığında, kimsenin kimseye otorite hediye edemeyeceği ancak diyalog
içerisinde kazanılacağını anlaşılıyor. Ancak ekonomideki insan insanın
kurdudur zihniyeti bu diyaloğu ortadan kaldırıyor. Vesayetin, ekonomik zihniyetle
derin ilişkisi burada başlıyor ve ihtiyaç için değil, tükettirmek ve daha fazla
kazanmak için koşturan; tabiatın, fıtratın ve geleceğin selametiyle ilgili
yaratıcının kanunlarını dikkate almayan bir süreci tetikliyor.
Batıdaki egemen iktisat disiplininin önce ticaret, sonra
da sanayi ve finans kapitalizmin işleyiş kurallarını belirlemesi bu yüzden
tesadüfi değildir. İslam da ise değer sermaye değil, emektir. Emeğin, helal
kazanç getirmesine ve gaybi boyutuna sürekli dikkat çekilir. Bu açıdan makroekonomik
boyutta küresel kapitalizmin bize biçtiği kalkınma kulvarının aslında vesayet
tuzağı olduğunu idrak etmeliyiz. Aksi takdirde dünya ekonomisinde sanayileşmiş
ve sanayileşen ülkeler arasında kur savaşları, sert ticari rekabet, küresel
yönetişim reformu tartışmaları, yeni-korumacılık eğilimlerini anlayamayız.
Tüketim ekonomisine cevap vermenin yeni bir uygarlık
tasarımıyla mümkün olacağı açıktır. Bugün için bu tasarımı üstlenecek yeterli
bir kitleye ve sabikun nesline sahip olmasak da, yeni bir otorite
üretilmelidir. Bu işin müeyyidesi duyarlı vatandaş olacaktır. Bunun için de,
sempatik ve eko-politik modellere ihtiyaç vardır. Çünkü ekonomik vesayetten kurtuluş,
antropolojinin iktisadiliğine sempatinin ikame edilmesinin bir arayışıdır.
Ekonomik vesayetten çıkış ise, stratejik plan mantığını güçlendirerek yerel
öncelik belirleme konusunda kapasite inşa etmekle mümkündür.
Aranan otorite; sanayi, teknoloji ve insan kaynağı
yönetimi politikalarını yeniden öne çıkaran yeni bir kalkınma hikâyesi ile oluşacaktır.
Bu sayede reel ekonomi temelli yeni bir kalkınma, stratejik ve siyaseten de
güçlü bir kamu yönetimi (sistem değil, devlet adamı) ile buluşacaktır. Genç
nüfusa iş bulma, bölgeler arası dengesizlikleri ortadan kaldırma, sosyal
adaleti gerçekleştirmek için yeni kaynaklar bulma, ar-ge bütçelerini yükseltme
gibi çok önemli alanlar bu otorite ile beklenen çözüme kavuşacaktır.
Vesayetten kurtaracak otorite için; ülkelere ve kurumlara
acilen bir üst akıl lazım gerektiği, yapılan araştırmalar ve yaşanan
gelişmeler işaret etmektedir. Bu işarete uymak için, para biriktirmekten çok
dost biriktirmeye dönük bir yapısal disipline ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü,
insan insanın yurdu dur! Ancak bu zihniyetle millet lehine müeyyide ve bilinç
üreten hamlelerle uluslararası bağlantılı büyük sermaye kesimlerinin seçilmiş
siyasiler üzerindeki ekonomik vesayet tasfiye edebilecek bir otorite
sağlanabilir. Bunun için önce zihnimizdeki vesayetten kurtulalım!