Gündem

Verimli topraklar mayınlara esir

Verimli topraklar mayınlara esir

Abone Ol

Kilis‘in Öncüpınar Sınır Kapısı‘ndan Suriye‘ye geçer geçmez, on binlerce hektarlık verimli arazinin kupkuru durması ilgimizi çekiyor. Hem de o bölgeye hayat verecek suyla buluşmuşken. Sebebini daha sonra öğreniyoruz. Bu verimli araziler mayınlı olduğu için ekim yapılamıyormuş.

Dünya Bankası‘nın ayak oyunlarını görmek için şu hatırlatmayı yapmakta fayda görüyorum. Turgut Özal‘ın başbakanlığı döneminde başlatılan proje için kredi arayışlarına giriliyor. İnsani boyutu ve geri kalmış bölgesel kalkınmayı ön planda tutan bu proje Dünya Bankası‘na sunuluyor. Dünya Bankası‘nın Kuzey Irak‘taki olur olmaz her türlü projeye destek verdiği göz önüne alındığında dünyanın üçüncü suni gölünü oluşturacak böylesine devasa bir projeye kredi vermeleri kesin gözü ile bakılması beklenirken, Dünya Bankası bunu değerlendirmek için gündemine bile almıyor. Çünkü ülkemizin Su Enerji‘yi kontrollü kullanma bakımından güçlü hale gelmesini istemiyor. Dünya Bankası‘nın Kuzey Irak‘taki yatırımlara bol keseden kredi aktarması işin siyasi boyutunu ve kredilerin hangi maksatlar için hangi mecralara aktarıldığını gözler önüne sermektedir.

Atatürk Barajı ve Birecik Barajını gezip teknolojik yapıları hakkında bilgi aldıktan sonra şehre dönüyoruz. Az önceki sevincimiz burada hüzne dönüşüyor. Çarpık yapılaşma, düzensiz çarşılar, trafik keşmekeşliği içinde sinir bozucu korna sesleri arasından kendimizi Halilürrahman camisine atarak ferahlıyoruz. Yazımın başında çelişkilerden bahsederken bunu kastetmiştim...

Aynı havzada bir yanda dünyaya kafa tutacak ve onlarla yarışacak dev eserler meydana getirirken, öbür yanda insanın göz ve ruh zevkini bozan, bırakın boya yapılmasını, sıvası bile olmayan üst üste yığılmış briketlerden oluşmuş gri bir dünya, yan-yana duruyor.

Ve yine aynı havza içersinde, yüzyıllarca önce kesme taştan yapılmış, insanın göz zevkini okşayan huzur ve sükunun billurlaştığı evler, örnek olarak mevcutken, bu bozulmayı anlamak mümkün değil.

Rahmetli Necip Fazıl‘ın değimiyle; "Bazen en önde giden yüz bin asır geride".

Çarpık yapılaşma zirve yapmış

Aynı şeyleri Birecik‘te de gördük. Bir yanda Zeugma‘da ulaşılan teknik - estetik ve sanatın zirvesi... Hem de binlerce yıl önce. Öbür yanda şehrin çarpık, yoğun, gri briket görüntüsü... İçimizden tekrar döneceğiz ve düzelteceğiz umudu ile Suriye‘ye geçiyoruz.

Suriye‘ye Kilis‘in Öncüpınar sınır kapısından girdik. Geçer-geçmez çelişkileri yaşamaya devam ediyoruz. Sınıra kadar olan yolun 1-2 kilometre berisinden başlayan ve yüzlerce kilometre‘lik bir alanda on binlerce hektarlık verimli arazi kupkuru dururken... Ve yanı başına kadar su gelmişken... Mayınlı alan olduğundan herhangi bir ekim söz konusu değil. Suriyeliler ise bizim tam aksimize ekili alanlarını sınır telinin dibine kadar getirmişler. Böylece kafamızdaki Arap = Çöl dikeyi yatay hale gelerek ilk çelişkiyi yaşıyoruz

Yol boyunca yeşillik bizi takip ederken düzenli zeytinlikleri görüyoruz. Suriye‘nin zeytincilikte iddialı noktaya geldiğini duymuştum, burada gözlerimizle şahit olduk.

Suriye topraklarında merakla ilerliyoruz. Bizim gibi ilk defa gelenler nasıl bir şehirle, nasıl bir mimari yapıyla karşılaşacağımızı bekliyoruz. İlk yerleşim birimi olan Azaz‘dan geçerken, büyük bir köy veya kasaba büyüklüğündeki bu yerleşim biriminde taştan yapılmış minik şatolar gözümüze çarpıyor. Kısa bir şaşkınlık yaşıyoruz.

Halep‘in sarı evleri

Bizden daha geri olduğunu bildiğimiz bir ülkenin kasaba büyüklüğündeki bir yerleşim biriminde böyle bir manzara doğrusu beklemiyorduk. Hele Birecik, Urfa ve G.Antep Şahinbey metropol ilçesinde gördüğümüz zevksiz, beton yığınından sonra bu güzel manzara bizi şaşırttı doğrusu. Taş kaplamalı cepheler, taş oymacılığı ve sonlamalar villalara asalet kazandırmış kasabadaki güzel görüntünün şık bir parçasını oluşturmuşlar. Bu büyük villalar başta aklıma şunu getirmedi değil.

Sınır kasabalarında gayri meşru yollarla birkaç türedi zenginin çıkması ve bu binaları yapması normaldir diye düşündüm. Ama sonra baktım ki bu genel bir mimari karakter. Halep‘e varınca bu mimari karakteri daha net gördük. Çünkü binaların neredeyse tamamı bu sarı taşla kaplı. Taş kaplamalı binalar o kadar yaygın ki aklımıza belediyenin almış olduğu kararla mecburi olduğu hissini uyandırdı. Halep Mühendisler Odasını ziyaret ettiğimizde bunu sorduk, "Hayır" dediler, "öyle bir mecburiyet yok halk kendi yapıyor". Sonra düşündüm ki taşla kaplamanın binaya çok faydası var;

1 - Taşlar önceden örülerek beton döküldüğü için kalıptan,

2 - Boya gerektirmediği için boyadan,

3 - Ve sıvadan,

tasarruf sağlanıyor, Ayrıca ithal değil yerli malzeme ve uzun süre müdahale gerektirmeden özelliğini koruyor. Estetik görüntüsü ve kısmen izolasyon görevi yaptığı için çok faydalı bir uygulama olduğuna kanaat getirdik.

Suriye‘de hayat çok ucuz

Suriye de hayatın ne kadar ucuz olduğunu bir örnekle anlatmak istiyorum.

Otelden Halep Mühendisler Odasına gitmek için dörder kişilik guruplar halinde sarı taksilere bindik, tahminen Topkapı - Taksim kadar bir mesafe gittikten sonra, inerken 50 Suri verdim (53 Suri = 1 ABD Doları) Şoför üstünü vermek için davrandığında "Tamam" deyip indim. Bizi bekleyen Türkiye‘de Şehir Plancılığı okumuş Ziya Bey ne kadar ödediğimizi sordu, bende "50 Suri" dedim, "Vay" dedi "Sizi kazıklamış, 25 Suri alması gerekirdi", bu kadar ucuzluk karşısında güldük, dört kişi taksiye biniyoruz ve bizim paramızla 600.000-TL (60-YKR) ediyor. Benzinin ve mazotun çok ucuz olması bütün ürünlere yansımış. Burada birkaç örnek vermek istiyorum.

- Ekmek kilo ile satılıyor 1 kg ekmek 8 Suri 7 kg ekmek 1 Dolar

- 5.5 kg şeker 1 Dolar, şeker bakkaldan alınırsa 3 kg 1 Dolar

Burada kupon uygulaması var.

Önceden çok yaygın olan bu kupon uygulaması şimdi iki temel ürüne indirilmiş, şeker ve pirinç...

- Şeker ayda kişi başına 1.5 kg.

- Pirinç ayda kişi başına 1/2 kg.

Bu kupon karşılığı zaten bakkalda ucuz olan temel gıda maddeleri kupon verildiğinde yaklaşık yarı fiyatına alınıyor.

Aynı şekilde meyve ve sebzelerde hem bol hem çeşitli hem de çok ucuz... Çok ucuz bize göre tabi, Suriye ye göre ucuz demek lazım çünkü burada ücretler 100 - 150 Dolar arasında değişiyor. Bizim gözlemimize göre evi olan bir aile (4-5 kişi) bu maaşla rahat geçinebiliyor. Çünkü bir-çok gider devlet tarafından karşılanıyor veya sübvanse ediliyor. Mesela hastane ve ilaçlar bedava.

Pahalı olan ne?..

Suriye‘de ev ve araba Türkiye fiyatlarına çok yakın, Arabayı anlamak mümkün. Ama ev fiyatlarının niye bu kadar pahalı olduğunu anlayamadım. Arabada devlet iki kat vergi koyuyor böylece pahalı oluyor.

Ama evler; arsa ucuz, mazot ucuz, işçilik ucuz, kalıp ucuz, dış cephe kaplaması ucuz.

Demir ve çimentoyu öğrenemedim ama yukarıda saydığım beş madde zaten inşaatın ` maliyetini oluşturuyor. Buna rağmen oturulabilecek iyi bir semtte evin m2 satış fiyatı 1000 Dolar‘dır ki bu da Suriye şartlarına göre çok fazla.

Kolay avrat pazarı

Halep‘teki bu pazarın adını duyunca bu kadar tesettürün yanında biraz tuhafımıza gitti. Sonra işin aslını öğrendik. Hanımlara kolaylık olsun diye meyve ve sebzeler soyulmuş pişirilmeye hazır satılıyor. Bizim anlayacağımız, hanımlara kolaylık sağlayan pazarmış kolay avrat pazarı.

GAP ve çelişkiler yumağı

Mühendisler vakfının hazırladığı GAP ve Suriye gezisine hazırlanırken bu kadar çelişkiyi bir arada yaşayacağımı tahmin etmemiştim. İlk çelişkileri Suriye sınırını geçmeden önce GAP‘ı incelerken gördük. Bir yanda tekniğin ve organizasyonun birleştiği muhteşem bir proje... Diğer yanda insanın ruhunu zedeleyen, göz zevkini bozan çarpık yapılaşma... Şehrin içindeki karmaşa ve düzensizlik, Atatürk Barajı‘nda gördüklerimizle tam bir çelişki arz ediyordu. Buna benzer çelişkilere yeri geldikçe değineceğim. Güneydoğu Anadolu Projesi halkalarından birisi olan Atatürk Barajı, Türkiye‘nin en önemli yatırımlarından birisidir. Ülkemizin "‘lik elektrik ihtiyacının tek başına karşıladığı gibi, baraj sulama kanalları ile bölgeye yeşillik ve bereket katıyor. Atatürk Barajı muhteşem bir yatırım... Her yıl kendisini amorti ediyor. Yani; yapımı için 4,3 milyar dolar harcanan bu dev eser. Yılda, ülke ekonomisine 4,3 milyar doları kazandırıyor.

Beşşar yeni bir dönem açmış

Çarşı Pazar gezerken bir yandan da şehri ve insanları inceliyoruz. Amerikanın tehditlerine karşı bir yılgınlık, bir umutsuzluk var mı? Şehrin düzeni, trafiği nasıl işliyor, merakla bakıyoruz.  Burada düzeni asker sağlıyor. Trafik polisi de, zabıta da asker. Polis kıyafeti görmedik.  Bir de bazı binaları (herhalde Baas Partisi binalarını) koruyan sivil, eli silahlı milisler var. Çarşı ve pazarda büyük bir hareketlilik var.

İnsanlarda herhangi bir yılgınlık görmüyoruz, bilakis hayata sarılma ve işlerinden zevk alma gayreti içersindeler, bu da tahmin ederim Hafız Esad dönemindeki sıkı Baas rejimi yerine Beşşar‘ın yönetimindeki insani uygulama, halkı hayata ve işlerine sarılmalarını sağlamış.

Trafik bilhassa Halep‘te çok iyi akıyor. Halkın, firmaların (reklâm karşılığı) yaptığı döner kavşaklar ve yollarda tek yönlü gidiş-gelişler olması, caddelerin genişliği trafiğin rahat akmasını sağlamış. Trafikteki bu rahatlığı Şam da göremedik.

Suriye‘de ne var, ne yok...

Ne var ne yok‘a dönersek, hemen şunları görmek mümkün;

Coca Cola, Pepsi Cola yok

- Demirhindi şerbeti, meyan kökü,

Miranda Cola  (yerli üretim)         var

- Mc Donald‘s ,  King Burger vs.  yok

- Çeşit çeşit kebap‘lar

- Humus

- Füll

- Halep firikesi ve ismini unuttuğum

bir sürü mukaddimatlar           var

- Bir sürü tatlı çeşitleri                var

- Şamtatlı                                var

- Arabın pazarlığı seven güler yüzü var

Şam‘ın şekeri

Yemek ve tatlı faslını bitirmeden şunu ifade edeyim. Şam‘ın şekerine kinaye çok çeşitli şekerlemeler var. Kapalı çarşının bir sokağı sırf şekerci-lokumcu dükkanı.

En önemlisi

- Kredi kartı yaygın değil

-  Gross Marketler yok

- Kapalı çarşılar                         var

- Lebalep dolu çarşı - pazarlar     var

- Küçük esnaf                           var

- İş                                         var

- Hareket                                 var

- Bereket                                 var

Burada bir dakika durup GROSS-MERKET‘lerle ilgili şu muhasebeyi yapmamız lazım.

İlk önceleri temiz, düzenli mekânlarda alış veriş - dinlenme ve eğlenme ihtiyacımızı karşıladığımız Gross-Market ve Alış-veriş merkezleri hoşumuza gitmişti.

Ancak son zamanlarda küçük ve orta esnafın yükselen feryadına karşılık, burada gördüğümüz hareketlilik, bizi yeni düşüncelere sevk etti.

Bürokrasi çilesi

Suriye‘de her şey var, Türkiye‘de olduğu gibi, yani bir ülkenin kalkınması için ne gerekiyorsa var. Ama bu varlığı dinamik hale çevirecek organizasyon yok veya eksik. Mesela Şam‘ı ele alırsak, 30 yıl öncesi İstanbul‘u hatırlatıyor. Yani, otogarın hâlâ Topkapı‘da sebze mevya halinin Unkapanı Eminönü arasında nakliyecilerin Sirkeci Ebussuud Caddesi‘nde, hırdavatçıların Perşembe Pazarı‘nda (bir kısmı hâlâ orada) olduğu bir İstanbul düşünün. Şu anda Şam o şekilde. Bir ülkenin kalkınmasında en önemli şeylerden birisi hür iradenin kullanılması emniyet ve hukuk düzenlemeleri ile yatırımcıların önünü açacak şekilde düzenlenmesi, adil kredi sistemi ve alt yapı yatırımlarının devletin üstlenmesi. Şam‘dan ayrılırken Şam havaalanının artık yetersiz olduğunu hissettik. Artık Şam‘a yakışır modernlikte ve büyüklükte olması gerekir. Bir de bazı ülkelere yakıştırmadığım bir uygulama var. O ülkeye girerken zaten vize parası ödüyorsunuz. Çıkarken bir daha ödemenin manası ne. Bir sürü bürokratik işlem, git gel kuyruğa gir pul al, ve ödenen para altı üstü 4 dolar civarında. Bunu girerken alınan vize parasına eklense ve ayrılırken hoşnut bir şekilde misafir gönderilse fena mı olur.

Selahaddin Eyyubi sevgisi

Hafız Esad‘ın, Selahaddin Eyyubi‘nin, Esad‘ın trafik kazasında ölen oğlunun ve şimdiki devlet başkanı Beşşar‘ın meydanlarda kalabalık alanlarda boy boy resim veya heykellerini  görmek  mümkün. Resimler ve çıkarmalar ise daha abartılı bir şekilde taksi ve dolmuşlar dahil hemen-hemen her yerde varlar.

- Açıklık, Saçıklık yok

- Tesettür                         var.

Buradaki tesettür çok güzel. Hanımlar geleneksel   değil, büyük çoğunluk şık, tam bir hanımefendi gibi giyiniyorlar.  (hanımların