Verilerle oynamak krizden beter

Abone Ol

TÜRKİYE kamuoyu haftalardır Türkiye İstatistik Kurumunun ( TÜİK) yıllık yüzde 21,31 olarak açıkladığı enflasyon miktarını konuşuyor. Halk, yaşadıklarından hareketle Türkiye’deki enflasyon oranının açıklanandan daha yüksek olduğunu düşünüyor. Muhalefet partileri, Hükümet’in TÜİK raporları ile oynadığı, rakamların AKP Genel Başkanı’nı rahatsız etmeyecek şekilde açıklandığı iddiasında. Türkiye, az görülen kriz dönemini yaşıyor. Eğer, rakamlarla oynanıyorsa, bu krizden de beter!

Halkın değerlendirmesi cebinden çıkana göre. Günlük aldığı ekmek, akaryakıt ve diğer gıdalar ve altının, dövizin artışına bakarak, açıklanan rakamı çok düşük buluyor. Bir devlet kurumu olan TÜİK’in rakamlarına güvenmiyor. Hükümet ve TÜİK bu duruma mutlaka bir açıklık getirmek zorunda. Olay, TÜİK’in itibarını sarsıyor; devlete olan güveni yok ediyor.

Devlet kurumlarında “veri kaydı” çok önemlidir. Her türlü görevlendirme kayıt altına alınır. Bir alanda çalışanlar, o veriler üzerinden değerlendirme yaparlar. O verilerin hazırlanması için başlı başına bir kurum oluşturulmuş. Yanlış kayıtlar gelecek nesilleri de yanıltır. Medeniyetimize “kayıt medeniyeti” diyenler var. Kur’an kayıt altında, hadisler öyle, eserler de. Hatta Osmanlı istatistik anlamında, “İhsaniyat” ismiyle bir ilim dalı oluşturmuş.

Her şey bir düzene göre yürür. Rasgelelik olmaz. Her alanda, verilerden hareketle çözüm üretilir. Siyaset kurumu da “veriler” üzerinden işler. Veriler üzerinde oynamak devlete ve millete yapılabilecek büyük bir kötülüktür. TÜİK’ten inandırıcı açıklamalar bekliyoruz.

EMANET BİLİNCİ

KAMU görevleri “emanet bilinci” ile yapılır. O görev, milletin emanetidir. Bu anlamda, “emanet” daha çok “kamu görevi” için kullanılır. İstatistikî bilgiler olmazsa öngörülürlük de olmaz. Çalışmalar deneme - yanılma yöntemi ile yapılır. Devlet yönetimi bu ciddiyetsizliği kaldırmaz.

Prof. Dr. Sabri Tekir, 05.12.2021 günü bir paylaşım yayınladı. Diyor ki: “İstatistik bir şirketin muhasebesi gibidir. Özellikle muhafazakâr hükümetler devletin kurumları üzerinde yeteri kadar hassas olmuyorlar. Kurumlara müdahaleyi marifet sayıyorlar. Şeffaflık konusunda İslâm dünyası zayıf kalıyor. Norveç, Finlandiya, Danimarka bu işte önde! ABD 13., Rusya 67., Türkiye 94. sırada.”

Türkiye, devlet geleneğinden gelen “ciddiyet” ile konuya yaklaşmalı. Veriler, siyasetten bağımsız olarak üretilmeli. Hükümet’in dolar, kur, üretici fiyat endeksi gibi konularda öngörülerinin tutmaması sebepsiz değil. Bu sonuç, sağlam verilere dayanmadığı için ortaya çıkıyor.

Türkiye’de fiyatlar aldı başını gidiyor. Nerede duracağı konusunda inandırırcı bir açıklama yok. Sabri Tekir Hoca diyor ki: “İsviçre’de enflasyon sıfır. Fiyatlar gerilemede.” Demek ki, sağlam veriler üzerinden planlamalar yapıyorlar. Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, bu plansızlık ve öngörüsüzlüğü açıklarken; “İktidara geldiğimizde ilk işimiz Devlet Planlama Teşkilatını (DPT) yeniden açmak olacaktır.” DPT’yi kapatan hükümetin Türkiye’yi getirdiği nokta ortadadır.

Muhterem Tekir, “Veriler milletin refahını esas alan bir dayanak noktası olmalı” diyerek Einstein’in, “Bana bir dayanak noktası gösterin, dünyayı yerinden oynatayım” sözünü hatırlatıyor.

DAHA ADİL ÜCRET

SAYIN Tekir devam ediyor: “Türkiye’de bir kitap yazılıyor. Bu kitap, Osmanlı’daki Tanzimat yöneticilerinin kitabına benzemesin. Dünyadaki gelişmeleri iyi okumak gerekir. Hesap verilebilir olmaya dikkat etmeliyiz. Dış borç çok yüksektir. 500 milyar civarında. Sağlıklı ortaya çıkmış bir miktar değil.”

Prof. Tekir, sağlıklı ekonomi için çözüm önerilerini uzunca anlatmış. İki maddesi şöyle:

“Sürdürülebilir ve kapsayıcı bir büyüme için düşük enflasyon, kur istikrarı ve öngörülebilirlik kritik bir öneme sahiptir.

Sabit ve dar gelirlilerin sırtına yüklenen enflasyon frenlenmelidir.”

Kısaca; Türkiye tabiî, kurallara uygun ve sağlam verilere dayanan çözümler üzerinde çalışmalıdır. Değilse, fakir ve zengin arasında kapanmayan bir uçurum oluşmaktadır. Âdil çözümler Türkiye’yi rahatlatır. Bu konuda Ekim ayında “Muhammed… vefaa” etiketi ile paylaşılan şu bilgilerle yazımı tamamlamak istiyorum:

“Cumhurbaşkanı 100 bin 750 TL maaş alacak!

- İşçi 2 bin 825 TL maaş alıyor.

- Cumhurbaşkanı’nın 1 yıllık maaşının toplamı 1 milyon 209 bin TL ediyor.

- 1 işçi ise, 2 bin 825 TL ile Cumhurbaşkanı’nın 1 yıllık maaşını 35 yılda kazanabilir!

‘Daha Adil Bir ücret Mümkün’ mü?”

TAZİYE: İyi insanlar bir bir gidiyor. Gidenler gelmiyor. Yazı ve eserlerinden faydalandığım Millî Gazete eski yazarı Mustafa Yazgan ve Sebil’deki yazılarıyla tanıdığım Yılmaz Yalçıner ağabeyler Hakk’a kavuştular. Allah’tan rahmet diliyorum.