Vergi indirimi olursa ne olur?

Abone Ol

Vergi indirimi olursa bir memlekette şu olur;

* Vergiler düşük olan memlekette kalkınma olur!

* Vergiler düşük olan memlekette moraller kısa zamanda füze gibi yükselir!

* Vergiler düşük olan memlekette üretim anında tahmin edilmeyecek ölçüde artar!

* Vergiler düşük olan memlekette halk daha çok çalışmaya başlar!

* Vergiler düşük olan memlekette millet mülk edinmek için daha çok gayret gösterir!

* Vergiler düşük olan memlekette halkın kazancı daha da artar!

* Vergiler düşük olan memleketin insanları daha çok çalışmaya çaba gösterir!

* Vergiler düşük olan memlekette ümitler artar...

***

"Denenmiş denenmez..."

Hatırlayanınız olacaktır;

Bu iki kelime esasen 12 Eylül öncesinde, Millî Selamet Partisi'nin (MSP) seçim sloganlarından birisidir.

"Renksiz, monşer, halk için değil kökü dışarıda olanlarla daha yakın olanları..." ima etmektedir, esasen bu iki kelime...

Şimdi, bu iki kelimeyi günümüz dünyasına uyarladığımız zaman şu sonuç çıkmakta;

- Yüksek vergi uygulayan ülke yönetimlerinin ekonomik kalkınmayı sağlamaları asla ve kat'a mümkün değildir! Nokta!

***

Peki, nereden çıkarıyoruz bu sonucu?

İbn-i Haldun...

Meşhur tarihçi, sosyolog, filozof, siyaset ve devlet adamı...

İslâm ve hatta dünya düşünce tarihinin en özgün eserlerinden biri olan Mukaddime’deki kendisine has fikir ve metotlarıyla biliniyor, tanınıyor.

İbn-i Haldun, sonraki nesiller üzerinde derin etkiler bırakan bir âlim.

Ünlü eseri Mukaddime'de vergilendirme, iktisadi kalkınma ve devletin ömrü arasındaki ilişkiyi analiz ederken, vergi indiriminin ekonomik canlanma üzerindeki olumlu etkilerini yüzyıllar öncesinden vurguluyor.

İbn-i Haldun'un vergi politikasına yaklaşımı, günümüzde Laffer Eğrisi ile benzerlik gösteren "düşük vergi, yüksek gelir" prensibine dayanıyor.

Mukaddime'de vergi indirimi ve maliye politikasına dair temel görüşler şöyle:

* İbn-i Haldun'a göre, bir ülkede halktan toplanan vergilerin miktarı az olursa, halk çalışmaya, üretim yapmaya ve mülk edinmeye daha fazla heves eder.

*Vergilerin düşürülmesi, insanların kazançlarını artırır, bu da ticaret ve üretimin canlanmasına yol açar.

İKİ ÖNEMLİ GÖRÜŞ!

1) Millî Görüş lideri, Türkiye Cumhuriyeti Refah-Yol Hükümeti Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Adil Düzen ekonomik programında devletin vergiyi üretime yaptığı katkı ve kendi hizmetlerinden dolayı alacağını çok kere açıkladı. Erbakan Hoca'ya göre, hâlihazır faizci kapitalist nizamda devlet haksız olarak vatandaşı ezmektedir. Bu sistem, gelişmeyi önlemekte, gelir dağılımlarını bozmakta, sömürmekte ve zulüm yapmaktadır. Bu münasebetle çeşitli isimler altında icat edilmiş bulunan bütün vergiler, fonlar ve kesintiler tamamen haksızdır ve hepsinin lağvedilmesi gerekir.

2) Eski ABD Başkanı Ronald Reagan, Chicago’da, 2 Eylül 1981 tarihli konuşmasında, eski Başkan John Kennedy’nin 1962 yılında hem vergileri düşürmenin hem de enflasyonu yenmenin başarılmayacak bir iş olmadığı yolundaki demecine gönderme yaptı. Reagan, bu sözlerin “14. yüzyılda yaşamış bir Müslüman düşünür’ün, İbn-i Haldun’un görüşlerini birebir yansıttığını” belirtti. Kennedy, Reagan ve İngiltere Başbakanı Margaret Thatcher, ekonomi darboğazlardan çıkmak, işsizliği en aza indirmek için Mukaddime’ye başvurdular. Amerika ve İngiltere, İbn-i Haldun ile ekonomik krizden çıktı.

SAADET PARTİSİ, YENİ BİR ÇIKIŞ SÜRECİNE GİRDİ

19 Nisan Pazar günü Ankara’da ortaya çıkan tabloyu “sıradan bir siyasi program” olarak nitelendirmek mümkün değil. Saadet Partisi tarafından Büyük Ankara Kongre Merkezi yerleşkesinde gerçekleştirilen Türkiye Divanı, aylar süren hazırlığın, sahada ilmek ilmek örülen emeğin zirveye ulaştığı bir organizasyondu.

Bu buluşma yalnızca bir “Divan” değildi; aynı zamanda bir iddianın, bir dirilişin ve bir yürüyüşün ilanıydı. Türkiye’nin dört bir yanından gelen teşkilat mensupları, Avrupa’dan ve dünyanın farklı bölgelerinden katılan dava insanlarıyla birlikte Ankara’da adeta tarihi bir atmosfer oluşturdu. Kapalı salonda binler, dışarıda kurulan dev ekranlarla on binler… Toplamda yüz bine yaklaşan katılım, uzun süredir Türk siyasetinde görülmeyen bir tabloyu ortaya koydu.

Bu büyük organizasyon, bir günün heyecanından ibaret değildi. Aylar süren disiplinli saha çalışmaları, üye kazanım faaliyetleri ve teşkilatların fedakârca gayreti bu tablonun temelini oluşturdu. Nitekim Yargıtay verilerine göre siyasi partiler arasında muhalefet cephesinde en fazla üye artışını sağlayan partinin Saadet Partisi olması, bu emeğin somut karşılığıdır.

Sürecin merkezinde ise Genel Başkan Mahmut Arıkan ve yönetimin ortaya koyduğu vizyon yer alıyor. Teşkilatın yeniden diri, dinamik ve hedef odaklı bir yapıya kavuşması; sadece kürsüde dile getirilen söylemlerle değil, sahadaki karşılığıyla da kendini açıkça gösteriyor.

Programın en dikkat çekici yönlerinden biri de mekânın oluşturduğu ruhtu. Kuzey Ankara Camii ve Külliyesi ve Seyir Terası’nın bulunduğu geniş alan gün boyunca dolup taştı. Ortaya çıkan manzara, birçok katılımcının ifadesiyle adeta bir “Medine Pazarı”nı andırıyordu. Bu benzetme abartı değil; aksine samimiyetin, inancın ve ortak idealin vücut bulmuş haliydi.

Bu tablo, Necmettin Erbakan sonrası dönemde belki de ilk kez bu ölçekte bir teşkilat motivasyonunun yakalandığını gösteriyor. Katılımcıların gözlerindeki kararlılık, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, ahlaki ve hukuki sorunlara karşı “Millî Görüş”ün yeniden çözüm adresi olabileceğine dair güçlü bir inancı yansıtıyordu.

Türkiye Divanı, sadece bir gün süren bir etkinlik değil; teşkilata yön veren, hedefleri tazeleyen ve sahaya yeniden istikamet çizen bir milat niteliğindedir. Ankara’dan ayrılan her teşkilat mensubu, bulunduğu şehirde bu heyecanın taşıyıcısı olacaktır.

Sonuç olarak, 19 Nisan 2026 tarihinde Ankara’da verilen mesaj nettir: Saadet Partisi, sadece geçmişin mirasına yaslanan bir yapı değil; sahada çalışan, büyüyen ve iktidar hedefini diri tutan bir hareket olarak yeni bir çıkış sürecine girmiştir. Türkiye Divanı ise bu yürüyüşün en güçlü, en somut ve en dikkat çekici adımı olarak siyasi hafızadaki yerini almıştır. (Fatih Yılmaz, Saadet Partisi Şişli İlçe Başkanı)