Ver Abime, Bir Buçuk Hamaset!

Abone Ol

Ülke tarihi açısından farklı bir seçim yaşıyoruz. Yeni getirilen AKP modeli bir yönetim anlayışı ile artık partiler değil “ittifak”ların seçimi. Evet, siyaset pahalı bir işti, herkes siyasete giremiyordu fakat AKP modeli yönetim şeklinden sonra da seçimden sonra değil de seçim öncesi partiler arası ittifaklar kaçınılmaz oldu. “50+1” kimsenin işine yaramadı. Az da olsa kendini temsil etmek isteyen vatandaşın temsil etme hakkı elinden alındı. Zaten son yirmi yıldır da farklı partilerin liderlerinin aynı canlı yayına katılıp insanları ikna etmesi de tarih olmuştu. Yani son yirmi yıl demokrasi adına ülkede özgürlüklerin arttığı bir dönem olmadı. Yani yüzde olarak hesaba giremeyen vatandaşın Meclis’te temsil edilme hakkı yok sayıldı. Ve siyasette temsil edilmeyen vatandaşın binlerce hakkı gasp edildi. Bu açıdan Millet İttifakı’nın “birleşe birleşe kazanacağız” sloganı, bu dönemde en anlamlı siyasal iletişim ifadesi.

Türkiye’nin AKP Modeli Başkanlık Sistemi daha sonra derslere konu olur, tarih diye anlatılır. O işi siyaset uzmanlarına bırakalım, biz şahitliklerimizi kayda geçelim. Seçim Millet İttifakı ile arkasında kamu imkânları olan iktidarın ittifakı Cumhur İttifakı arasında geçiyor. Cumhur İttifakı, Millet İttifakı için “Altı benzemezler, masanın altında başka kimler kimler var” diyerek daha ortada bir şey yokken manipülasyon faaliyetlerine başlamışlardı. Ama şu an gelinen noktada 28 Şubat’ın tüm karanlık odakları, 28 Şubat’ın uygulayıcısı ANAP, DSP ve MHP, eski Doğruyol Partisi Genel Başkanı 28 Şubat’ta partisine sahip çıkamayan mevta siyasi aktörü, 28 Şubat’ta dik duran Muhsin Yazıcıoğlu’na sahip çıkamayanlar, Sinan Ateş’in faillerini bulamayanlar bir aradalar. Millet İttifakı’na “altı benzemezler” derken yan yana gelip bir fotoğraf veremiyorlar. Aynı ittifak içinde olup beraber olmadığını söylüyorlar. İktidar mensupları Millet İttifakı için “Bunlar ülkeyi 90’lara döndürecek” derken 90’ların tüm olumsuz, kötü aktörleri ve darbecileri ile şimdi yan yanalar, milletvekili listelerinde kucak açmış durumdalar.

Bu kadar girişi neden yaptık? Son zamanlarda gerek seçim anketlerinden çıkan sonuçlar gerek miting meydanlarında ortaya çıkan fotoğraf iktidar kanadını tatmin etmiyor. Bunun en iyi yansımasını meydanlarda kullandıkları hamasi dilde görüyoruz. Yirmi yıldır iktidarda olan ve “istikrar devam etsin” sloganıyla seçim propagandasını götüren iktidar ittifakı sıkışmış durumda. Oysa yirmi yıldır gerçekten milletimize, devletimize, vatanımıza hizmet etmiş olsalardı bu süre zarfında seçim çalışmalarına gitmeye gerek kalmadan, televizyonlarda kamu spotları yayımlatmadan seçimleri çok rahat kazanırlardı. Ülkenin tablosu herkes için net.

İktidar ittifakı içinde olanlar bir şekilde yapacakları hizmetlerden bahsetmek yerine hamaset üzerinden, kavga üzerinden kendi koltuklarını ayakta tutmaya çalışıyorlar. Milletimiz üzerinde “korku” tüneli oluşturarak insanların muhakeme yetilerini kaybetmesi üzerine kurmuş durumdalar söylemlerini. Ve söylemlerinde siyasete ait olan hiçbir şey yok. AKP Genel Başkan Vekili Binali Yıldırım sıfatıyla “Bu seçim, işgalcilere karşı istiklal mücadelesi seçimidir.” dedi mesela. Sözlerinde “işgal, istiklal” geçti diye kendilerinin hak etmedikleri halde bazı makamları işgal ettiklerini unutacağımızı sanarak.

İşgal demişken bir konuya da yer vermek isterim. İşgal eskiden bir devletin ya da silahlı gücün başkalarının hakkını gasp etmeleri, topraklarını ele geçirmeleriydi. Şimdi yeni tip işgaller var. Mesela gelişmiş ülkeler ürettikleri teknolojilerin zehirli çöplerini ve atıklarını gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin topraklarına, denizlerine dökerek diğer ülkelerin topraklarını, denizlerini zehirliyorlar;çöp dökülen ülke insanı için dünyayı yaşanmaz hale getiriyorlar.

2018 senesinin başından itibaren Türkiye, İngiltere'den en fazla plastik çöp satın alan ülke. Dünyanın en çok plastik atık ithal eden ülkeleri arasında Türkiye birinci sırada. Aklımıza gelen sorular; Türkiye, kendi atıklarının kaçta kaçını sağlıklı bir şekilde dönüştürebiliyor ki bu yetmeyip bir başka ülkelerin atıklarını satın alıyor? Çevre örgütlerinin yaptığı açıklamaya göre İngiltere'nin 2020'de Türkiye'ye ihraç ettiği plastik atıkların 210 bin ton civarında olduğu ve bunların bir kısmının yollara, tarlalara ve su kaynaklarına atıldığı veya yakıldığı tespit edilmiş durumda. Birileri işgal mi dedi? Topraklarımızı, denizlerimizi, nehirlerimizi ve havamızı kirleten bu atık ithal etmenin sonuç bakımından işgalden ne farkı var?

Gelelim, asıl meseleye. Değişik manipülasyonlarla iktidar, gündemi değiştirmek istese de ülkedeki servet dağılımı yani en zengin ile en fakir arasındaki makas ülke tarihindeki en üst seviyede. Kur korumalı mevduat dâhil ekonomi alanına dair çözüm diye iktidar hangi faaliyeti yaptı ise zengini daha zengin, fakiri daha fakir yaptı. Ve ülkede orta direk denilen sınıf ortadan kalkarak tüm insanımız fakirlikte eşitlemeye doğru gidiyor. İktidar ve taraftarlarının; vatan, millet, din, Sakarya, ezan, seccade, beka söylemleri de esas çatışma alanının ne olduğunun üstünün örtülmesi. Bu büyük hırsızlık nasıl örtülsün yoksa? İktidar ve ittifakı hamaset yapmasın da ne yapsın?

Yaklaşık yirmi sene önce okuduğum bir kitapta karşıma çıkan cümleyle tarihe tanıklığımızı tamamlayalım:

“Hamaset, gerçeği olmayanların, gerçekten nasibi olmayanların samanıdır."