Vefatının 6. Yılında Şair Hüseyin Alacatlı:

Abone Ol

Hüseyin Alacaklı!

Hüseyin Alacatlı: Dün, vefatının 6. Yıl dönümüydü. 1967 den 2002 ye, Erzincan-Erzurum arası bir ömür. Kısa mesafeli ömrüne bir dizi akademik eserin yanı sıra, süreğen şiirler sığdırdı.

"kelimeden ip yaptım

uzanmak istedim olmadı

bir hayli zor günü tüketmek

sırasız isyanlar ortasında

bir sırnıca uzandım rivayet muhtelif"

Şiirinin ruhuyla uyuşan ender şairlerdendi Hüseyin Alacatlı. Narin, lirik, içe büyüyen.

"artıyor ritmi her gün telimin

havada bir çığlık acemi kuşlar"

"yanımdan geçen ırmaklar

beni alır giderler

nedendir

ben kalırım"

"sessiz çığlıklara döndüm

anlaşılmaz şifrelerle

fısıldadım uzaklara "

Hemen bütün şiirlerine serpilmiş olan yoğun duygulu dizeler, bir bütün olarak en çok "Dağ", "Türbe" ve "Kuyu" şiirlerinde yer alır.

"Dağ" şiirinden:

"Dağı dağ üstüne koy taşı taş üstüne

bir dağ bir dağa nasıl seslenirse öyle

al heybeni sen de düş yollara

öyle düş ki sonunda üç elma kalsın

kime kalırsa kalsın bizden bir söz kalsın da

bir dağ bir dağa nasıl kalırsa öyle kalsın"

İlk kez Kırağı dergisinde yayınlanan "Türbe den:

"İçimdeki bir yerden bakıp kendi kubbemde

sesime rastladım nasıl da ah çekmişim çok utandım

taşlara sinmiş sesim maviyi çok aradım

boş yere aramışım her yerde kan kırmızı

dertleri tesbihe dizen vefasızı

sesinden tanıdım defterde sesi kalmış

söz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım

buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım"

Yahya Kemal in "Mehlikâ Sultan" şiirindeki kuyuya telmihlerin yer aldığı "Kuyu" şiirinden:

"Akşamın ipiyle indim kuyuya

baktım sandık açılmış içinden ömrüm çıkmış

binlerce yıl beklemiş elif imiş dal olmuş

böyle sandık görmedim ben açıldıkça açıldı

katlanmayı bilmesem durmaz çıkar giderdim ben

kuyu beni görmedi dolu dolu sakladım"

Unutulmayacak şiirlerinden birisi de "Sapan Taşları"dır. Rıdvan Canım editörlüğünde hazırlanan "Üç Karanfil" kitabından okuduğumuz bu şiir, Hüseyin Alacatlı nın Müslüman kalbindeki çarpıntılardan birisini göstermesi açısından önemlidir:

"Filistin

dönüşlerim

ay ışığı düşerken yüreğime

sapanım sağ elimde

dağların taşları belimde"

Şiir geleneğine en geniş anlamıyla vâkıf birisiydi Hüseyin. Bunu "Terkip" şiirindeki atıflardan bir derece öğrenmek mümkün:

"Yunus tan ruh aldım

Fuzûlî ve Hayalî den mazmun aldım

Nedim den tatlı dil

Galip ten sesin terbiyesi; Haşim den kaçışı, Yahya Kemal,

Necip Fazıl ve Nazım dan

Türkçe zevkıni

Asaf Halet ten kompozisyon fikri "

Vefatından sonra arkadaşları tarafından yayımlanan "Harflerin Ülkesi"ne küçük bir "uyarı" yazan Mürid Abdullah Arslan ın satırlarından da bu doğrultuda bilgiler edinebiliyor, Alacatlı nın rubai yazdığını, satranç denemesi yaptığını, aruz vezniyle şiirler söylediğini kısa yoldan öğreniyoruz.

Şiirleri ise zaten ortada; içerik unsurları ve şekil oyunlarıyla geleneksel edebiyatlara yapılmış atıfların tahlil edilmesi gerekiyor

Vefatı sevenlerini derinden sarsmıştı.

Onun ardından söylenen en derin şarkıyı Nazir Akalın yazdı: "Alacatlı, güzel adam, bizi bırakıp nereye " diye sormakla kalmadı, bu soruyu ebedî bir nakarat kıldı.

Bahaettin Kararakoç un bir üstad olarak kaleme aldığı şiir, gözyaşlarından başka bir adrese çıkmıyordu:

"Attan düşen Alacatlı süvari

Bu habere ağların zâri zâri

Toprak incitmesin bu hassas şairi

Arzu nun Kanber iydi Hüseyin

Bir yürek durunca ne yapar beyin

Acılar buluştu yüreğimde"

Şunları söylemişti Tacettin Şimşek: " Esrar ını yitirmiş Galib gibiyim." Ve "Ben sana, sana lâyık bir dost borçlu kaldım."

Sadece Tacettin mi Hayır. Hepimiz. Şiirle yaşayıp giden, varoluşunda şiire yer ayırmış olan hepimiz, Hüseyin e borçluyuz

 "Yüzüme bakmayın

benim yüzümde yer kalmadı

elvedâ demiyorum

sözümde fer kalmadı"

İsmail Karakurt, Alacatlı yı anlatırken sözünü ona emanet etmiş, onun lisanıyla konuşmuştu:

"Yani ben Mehmet oğlu Hüseyin Alacatlı

Rahmeti gazabının önündedir Rabbimin"

Evet, biz borçluyuz; Hüseyin Alacaklı. Rahmetle anıyoruz.