Çanakkale denince aklımıza haritadaki belli bir yer geliyor. Oysaki ilk cephe çok uzakta açılmıştı. Bilenleriniz vardır. Hatırlatma olsun bizimki.
Avustralya da savaş hazırlıkları başlar. Anzaklar onlara özel basılmış, sadece İstanbul da geçerli çuvalla paralarını almış, içerilerden trenlerle sahile, gemilere taşınmaktadır. Bu karmaşanın arasında olanları izleyen iki tane Afgan Müslüman vardır. Birinin kasap, birinin seyyar tezgâhıyla bir şeyler sattığı rivayet edilir. Hareketliliği çözmeye çalışırlar. Birine sorarlar sonra. Halifeleri Cihad-ı Ekber ilan etmiş. Hadlerini bildirmeye gidiyoruz cevabını alınca buz keserler. Onlara da cihad farz olmuştur çünkü. Cihad-ı Ekber her bir ferdin bizzat katılma zorunluluğu demektir çünkü. Ne yapacaklarını konuşurlar bir süre. Gemilere binseler indikleri zaman Müslümanların tarafına nasıl geçeceklerini bulamazlar. Sonunda mücadeleyi burada vermeye karar verirler. Trenlerin güzergâhında uygun bir yere pusu atıp trenlerden birini durdururlar ve çatışırlar. 20 ye yakın Anzağı öldürür ve şehid olurlar. Çanakkale Şehidlerini anarken bu iki mücahidi de unutmayalım olmaz mı
Çanakkale düştü yine profillerimize. Andık, anladığımızı iddia ettik. İddianın ispat istediğini daha önceleri söylediğimi hatırlıyorum. Yalan söylemek günahtır oysa. Çanakkale yi anlamak demek kıyam demektir. Fiziki olarak gemileriyle karşımızda olmasalar da, sinsice sömürmeye devam eden zihniyet aynı zihniyettir. Boğazı geçemeyen irade, fikrinden zerre sapmadan başka cepheler açmış zaman içinde, savaşmaya devam ediyor. Siperleri terk eden biziz! Farkında mısınız
Sosyal gerçekçilik aforizması içinde farklı yaklaşımları da görmek mümkün. Herkesin söylediğinden başka bir cümle kurma zorunluluğu hissedenler de var. 18 i değil başka tarih aslında diyenlerden, bu bir zafer değildir. 250.000 şehid verdiğimiz komuta hatasıdır diyenlere kadar çok söz duymuşluğumuz var. Çanakkale bir zaferdir! Siz zaferden ne anlıyorsunuz bilmem ama bir ananın yavrusunu kınalayıp göndermesi, dünyanın dört bir yanından Müslümanların akın akın cepheye gelmesi, Pakistanlı bir Müslüman kadının gönderecek para bulamayınca evladını satılığa çıkarışı, ederini göndermeye çalışması, 15 liklerin sonu belli bir yolculuğu adımlarken korkmaması, boğazı zaptederlerse Çarlık Rusya sının düşeceğini hesap etmeden mabedine namahrem eli değmesin diye cepheye koşulması, hürriyeti tehdit edenleri kanlarıyla boğma pahasına kıyama kalkmaları, üzerine düşeni yapmaları açısından Çanakkale bir zaferdir! Aksini düşünmenin bir faydası olduğunu düşünmüyorum. Bunun gibi olaylar sonrasında bizim zaferlerimiz için mihenk taşı olması için yaşandığını düşünenlerdenim. Zaferi sorgulayana kadar gündüzünde şehidlerimiz andığımız akşamlarda İngiliz futbolundan bahsetmemizi yenilgi olarak okumak daha elzem geliyor bana. 18 Mart günü Avrupa Parlamentosuyla görüşme yapıyor olmamızın içimizi sızlatması gerekiyor. O zamanın emperyal güçlerine nasıl teslim olduğumuzu sorgulayabilmeli, azıcık Çanakkale ruhu kaldıysa içimizde kıyama kalkabilmeliyiz. Bugün evlerinden ve yurtlarından edilen, bizim mülteci diye andığımız insanların ailelerinden biri mutlaka Çanakkale de savaşmıştır. Onlara bakmak için Avrupa nın rüşvetine ihtiyacımız olmadığı gibi, onlarında bize evlerimiz bombalanırken neredeydiniz deme hakları vardır. Belki unutmuşsunuzdur. Irak ismi geçtiğinde ben yutkunmakta zorlanıyorum. Ya siz
Biz Seyit Çavuşların derdini anlamadığımız için olsa gerek bugün iş tuttuklarımızın kim olduğuna çok dikkat edemiyoruz. Hürriyet için verdiğimiz mücadeleyi sahi biz kime karşı vermiştik Kanla ödenen bedelin hakkını nasıl ödemeye çalışıyoruz Reel politik dediğiniz mefhum emperyal kan emicilerin vicdan yoksunlarına menfaatleri adına at oynatmalarına izin veren bir oyalanma aracından başka nedir
Ecdadımız bize bir gelecek bırakmak adına bedel ödediler. Biz üzerinde tepinip kanlarına ihanet edelim diye değil! Bugünler vesilesiyle bütün çıkarlarınızı ve ezberlerinizi bir kenara bırakıp bir düşünün derim. Bugün kol kola olduklarımızın bizi sevebilme ihtimali nedir Onların çıkarları nispetinde kurduğumuz dostluk ların ecdadımızın verdiği mücadeleye ihanet olduğunun farkına varabilmeli. Öğrenilmiş çaresizliklerle büyüklük olmaz. Yedi düvele karşı verilmiş bir mücadeleyle övünüp, onlar güçlü ülkeler. Baş edemeyiz onlarla anlaşmamız lazım gibi kurulan bugünün cümlelerine bakınca içerdiği tezat beni rahatsız ediyor. Vicdan sahiplerine Sizi rahatsız etmiyor mu
Acı haberler ve patlamalar ülkesi oluverdik. Bir olmayı beceremedik sadece. Hırslarımız ve çıkarlarımız objektifliğimizi kaybettirdi. Bizi bir yapacak şeyleri biz demokrasilerde, siyasi tabelalarda aradık. Oysaki altında durduğumuz bayrak yeterdi bir arada olmaya. Sen, ben kalmaz biz oluverirdik o zaman. Olmalıyız da Yoksa tarih bizi iyi yazmayacak. Biz kahramanlarımızı ecdadımız olarak rahatça anıyoruz. Korkarım ki bizi yazacak tarih bizden Vefasız Torun diye bahsedecektir! Yazık
Kalbinizin sahibine emanet olun
Eyvallah!!!