Vefanın Olmadığı Yerde Vedanın Önemi Yoktur

Abone Ol

İnsan, dünyanın en geç olgunlaşan meyvesidir. İnsan davranışlarını yönlendiren, şekillendiren ana unsur temel değerlerdir. Bu temel değerler değiştikçe, bu değerlere olan bağlılık kuvvetlenip zayıfladıkça davranışların yönü ve şekli de değişmektedir. İnsanların şikayetinin artmasının, ruhsal bunalıma sürüklenmesinin ana nedeni, hayasızlığı yaygınlaştıran, insan fıtratına zıt bir zihniyetin, bir sistemin varlığının hakim unsur olmasıdır. Bu noktada tahribat, değerler sistemi erozyona uğratılarak yapılmaktadır.

Müslümanların İslam’la sahih ilişkisi sürekli zayıflatılmaktadır. Son iki yüz yıldır, önce fiziksel olarak işgal edilerek sömürülen İslam ülkeleri, bağımsızlık mücadeleleri ile her ne kadar bağımsız olsalar da, batı eğitim ve kültürünün ürünü olan işbirlikçi yönetimler tarafından sömürülmektedir. Baştaki idarecilerin zihinsel olarak batı kölesi ya da taklitçisi olmalarının neticesinde sömürmeleri daha kolay olmaktadır. Ve zihinlerin köleleştirilmesi, bedenin köleleştirilmesinden çok daha tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.

Hayatın çelişkilerine karşı uyum kazanmak, ayakta kalmak, çıkmaz sokaklardan kurtulabilmek vefa sahibi insanların nasibidir. Dünyayı sürgün yerinden hicret yurduna dönüştürmenin ve tutarlı kalabilmenin ölçüsü vefa ölçüsündedir. Vefasızlık ise, kendi toplumsal değerleri yerine batılı değerleri kutsayarak bir güven, bir aşağılık kompleksi ve bir kimlik krizini tetikler. Gelecek korkusu, kültürel kirlenme, zihinsel kırılma ve yabancılaşmayı başlatan bu süreç, zihninin boş işlerle ve kirli kavramlarla doldurulması ile büyük bir sömürüye dönüşür. Eğlence, oyun, spor ve müzik etkisiyle, maddi kaynak dağıtan ve lüks tüketimi körükleyen programlar da bu sömürüyü engelleme çabalarını pasifize eder.

Vefasızlığa direnen örnek şahsiyetleri görmek ve göstermek önemli husustur. Hatta bu örnek şahsiyetler sosyal hayatın merkezine yerleştirilmelidir. Dünyada gelişen olaylara, ortak tepki koyabilme kültürü ve metotları geliştirmek de buna bağlıdır. Çünkü davranışı ve mücadelesi ile insanlara yol göstermek, toplumu değiştirmek isteyenlerin en büyük sorumluluğudur. İnsanların gönüllerine hitap ederek; akıl, mantık ve şuur üçlüsü ile onları ilme yöneltmeli; kâinat, insan ve hayat dengesini yakalamak için yanlış ve doğruları kritik etmesi sağlanmalıdır. Bu aynı zamanda bir değerler mücadelesidir. Bilmeliyiz ki, “karakter ne kadar kuvvetliyse, vefasızlığa o kadar az kabiliyetlidir”.

Vefanın olmadığı yerde vedanın önemi yoktur. Bu yüzden kısa yoldan köşe dönme felsefesini benimsetme, bu sanal dünyanın en önemli amacı olarak ortaya çıkmış ve güçlü olmak için değerleri bir kenara bırakmak, hadiselere sadece kısa vadeli bakma hastalığı olmuştur. Bu hastalık, yeni iktisadi ilişkiler, yaşam biçimleri, politik iklim ve yeni bir toplum inşasına kapı açmakta, konfor üreten bir sosyal bünyenin ortaya çıkmasına destek vermektedir. Görüyoruz ki, şahsiyet için gerekli olan eğitim, siyaset için de gerekmektedir.